s
EUZÜ BİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMAN-İR RAHİM
ALLAH'A SIĞINIRIM KOVULMUŞ ŞEYTANDAN, RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA
YOL, DOSDOĞRUCA ALLAH'IN YOLUDUR. BUNDAN BAŞKA KENDİNE YOL ARAYAN ZİYANDADIR
BAZI KUR'AN AYETLERİ İLE İLGİLİ TEFEKKÜR VEBAZI UYARILAR & ÖĞÜTLER

A.Yahya Yunus / Dua ile: "Henüz yayınlanmamış bazı konular vs.ile, deftere geçirilip bilgisayara girilmeyen bazı konular; Kitaba yayın anına göre evvel tarihlerle dahil olmuş olabilir. Ayrıca in Şa Allah bir gün Kitaba'da en güzel ve doğru şekliyle girmesini istediğim konular."
İçindekiler
Hüküm Allah'ın dır
Önsöz
Kur'an-ı Kerim'in Açıklığı
Hadis Rivayetleri ile İlgili
Kur'an Kıyamete Kadar Geçerlidir
Namaz Kılarken
Abdest İle İlgili Olarak
Salat/Namaz Hakkında Önemli
Salatların Sonunda
Bazı Salat-Namazlar Hakkında
Velimiz Allah'tır
Rahmet Dolu Tövbe Suresi
Müslüman Adı Yeterli Değil mi!
Kur'an-ı Kerim Okunurken Dinlenmesi Eğer Size Rahmet Edilmesini İstiyorsanız Şarttır
Kıyamet Zamanının Bilgisi Ancak Allah Katındadır
Peygamberler Seçkin Kullardır
Rabbi Ala Sırat-ül-Müstakim
Şefaat Hakkında
Şefaat Bahsi Yeniden - 2
Bazı Yanlış Lafızlardan HAŞA -asla böyle söyleme ki:- “Medet Ya ResulAllah” Hakkında
El-Hamd-Ü-LİLLAH-İ-RABBİL-ALEMİN
Bazı Olası Başka Lafız Hakkında:“(tövbe)Ya Rabbi,(HAŞA-bunu biçimde !EKLEME!)Ya ResulALLAH”
Sırat-il Müstakim Ne Demektir
Kimse Allah'ın Adını Doğru Olanın Dışında Anmaya Kalkmasın
Kişisel Not Gireyim
Büyük Bazı Günahlar Hakkında
Vasiyet
Kimse..
Tağuta Boyun Eğen, İslam Bayraktarlığına Kalkmasın. Önce tağut İnkar Edilmelidir.
Kur'an ve Evrenin Genişlemesi
SAKIN BÖYLE DAVRANMA
Şahitliğimiz
Arz la İlgili Bir Kur'an Mucizesi
Enbiya Suresindeki Bir Ayet İle İlgili
Müminler Parçalanmasınlar, Birlik Olsunlar
Kimse Fasıklığı Hafife Almasın
YOO, Hayır! Ben Kafiri Sevmiyorum
Dua
Ve Bağlacının Kullanımının Önemi/Faydası Hakkında
Dikkat
Mevlana Kelimesi Hakkında
Bir Hadis Rivayet Ediyorum
Kur'an Ayetlerinden Referans
Yaratılış Hakkında
Ortadaki Ümmet - Ummat-ul Vasat
Yazılımlar Hakkında
Şahitlik Hakkında
Sıfatların, Ünvanların Yerli Yerinde Kullanılması Hakkında
Bir Nevi Paranoya Vakası
Bakkallar
Hacca Ne Zaman Gidilir
Seccadeler Hakkında
Camiler Hakkında
Öyle Bir Yemin ki
Umreyi Tamamlayın
Hac ile İlgili
Allah'ın Resulü Meryem Oğlu İsa Mesihi
Öldürülmedi de Çarmıha Gerilmedi de
Bir Kur'an Ayetinin Olası Bir Beyyinat/Bilimsel Mucizevi Yönü Olası Bilgisi ile İlgili Tefekkür
Mucize Hesap
İncir Hakkında
Bizler Şahitlik Ederiz ki
Madem Türkiyenin %90'dan Fazlasının Müslüman
Olduğu Söyleniyor....
Din İnsanların Kimliklerinin Birincil
Belirtecidir
Anayasa Değişikliği Hakkında
Hiçbir Kimsenin Kur'an ile Alıp Veremediği
Yoksa, İstişare İle İnşa Allah
Kur'an-ı Kerim Cüz Cüz İnmemiştir
İslam'da Cuma Günü Tatil Günüdür Diye Bir Kural
Yoktur
Tevrat ve İncil'e Yapılan Tahrifata Kur'an da Atıf Vardır
Bir Çarpık Anlayışla Hakkında
İman Ediyorum ki
Meydan Okuyuş
Öğüt
Kilit Kelimeler
Yineliyorum:Neden inşaALLAH [Eğer Allah
dilerse] Demek Bu Kadar Zordur
Allah Bozgunculuğu Emretmez
Bazı Askeri Terminoloji Hakkında
Askeri Okul-Birliklerde Açık Mescit Varlığının Gerekliliği
Bazı Askeri Okul/Birlik vs. Dahil Olunma vs. Durumları Hakkında Bir Başka Husus
Piyango mu Milli mi !
Ekstra Notlar
Duyuru
-Gördüğüm Kadarıyla- Türkiye'de ki Medyada
Kesinlikle Herkesin Sesini Tam Olarak Temsil Edilmiyor. Böyle Olduğunu
Sanan Varsa Bunu Bilsin. En Azından Benimkini.
Geçmişten Düşünmüşken
gdo KESİNLİKLE HARAMDIR
gd'ler Hakkında İbretlerden
Maymundan İnsana Değil, İnsandan Maymuna
Parmak İzindeki Mucize
Mescitler Allah'ın dır
Sapıtmak Yoktur Dinde: İşte Misal; HEMDE FİRAVUN EHLİNDEN, !FİRAVUN-FİRAVUN!
Benzeşen İkilemler
İçinde “Mürşit” Kelimesinin Kullanılmış olduğu Bazı Cümle Çeşitleri Hakkında
Hatırlatma-İkaz-Uyarılarılardan
Fal,Sihir vs. Hakkında
Faiz ve Bankacılık Sistemi Hakkında
Vekalet vs. Konuları Hakkında>
Bankacılık Sistemine İlişkin [Kredi ve Kredi Kartları bağlamında]
Evlilikle Mallara Otamatikman Ortak iyelik/Olma kavramı kesinlikle İSLAMİ DEĞİLDİR
Farkında mısınız
Bazıları
Televizyon ve Radyo Hakkında
Göğün Atmosferinden Çıkılsada
Camiler Hakkında
Dua
Ana Rahminin Sağlamlığı
İnanmak İçin Deliller
İslam'da Kadınların Giyinimi Hakkında
Giyim Kuşama
Bayan Öğrenci Giyimi Hakkında
Başörtüsü Hakkında
HİÇ OLMAZSA OLAYI GİBİ GİBİ
Bankaların Revizyonu
Sapla Samanı Birbirine Karıştırmamak
Tecessüs Etmek [~(birisini casusvari) araştırmak/dinlemek/röntgenlemek vs. ] Günahtır
Hicr Suresindeki Bir Ayet İle İlgili
Yaratan Alemlerin Rabbi Allah'tır
Maide Suresi'ndeki Ayeti Düşünmek
En Büyük Yalan
Fanatizm Hakkında
Pekçok İşte Size İyi Bir Rehber
Olabilecek Bir Ayet
Demir Hakkında
Yağmur Yağdı mı Biraz Soğuk
Oldu mu Haber Oluyor ya!
Bir Vaziyet
Bazı Kelimeler Hakkında
Devlet Hakkında
Güneş ve Ay Arasındaki Fark
Bazılarına Yazıklar Olsun
Hacı Adaylarına ve Tüm Diğer Seyahate
Çıkanlara Ufak Bir Not Olarak Tavsiye
Bir Dua
Yahya'nın Üçüncü Notu
Kılıçsız Kalem Olmaz
Damızlıklar
Bazı Hac Acentelerine
Türkiye ve Dünya'daki Pekçok Ülke İçin Bazı
(Kimisi Çok Acil) Projeler
Özellikle Günümüzün Müslümanlarının Çok
Dikkat Etmesi GerekenBir Konu : İsraf
Görünmez Silahlar Hakkında
Toprak Satışı Hakkında ve
Vizyon
Gökyüzüne Çıkmak ve Kur'an
Yüce Allah'ın Yaratması - bir apartman
sakininin yaşamından kesit
Su Sorunu Hakkında
Saatlerin Anlamını Yitirdiği An
Mesai Saatleri Hakkında
Birkaç Başka Türlü Ekstra Not
Ne Kadar da Çok Bilgiç Var
Çok Güncel - Sapla Samanı Birbirine
Karıştırmamak
Evlilikte Bazı Değerlere Saygı Çok
Önemlidir
Yine Evlilik ve Özellikle Yeni Evlenenler İçin
Sizden Önce Yaratılanlar
Sayhaten Vahideten - Bir Çığlık ve
....
Fussilet Suresinden
Su&Yaşam
Dosya 12
Ey Türkiye Halkı
Gökyüzü Dosyası - !Gökyüzü Ne Renk?!
Osetyalının ve Abhazyalının
Canı Patlıcan mı
Vitrinlerde Oluşabilen Çarpıklıklar
Hakkında
Kent Ortamının /
Kalabalığın / Teknolojinin vs. Doğurabildiği
Kurallar Hakkında
Acıyı Hissedelim
Bazı Soru(lar) ve Cevap(ları)
Enam Suresi Ayet 125 Hakkında
Ey Özürlü İnsanlar, Durumunuz Size Allah'ın
büyük bir rahmeti olabilir
İnadına Cehennem Diyene
Mescitlerde İken
Manav, Fırıncı vs. Gıda
Üreticileri ve İlgili Mevzuatçılara Uyarı, Öneri,
Tavsiye
Soyunuklar vs. Hakkında
Soyunmak Erkeklere de Haramdır
Kölelik Hakkında
Ebeveynlere
2 Yaşındaki Çocuğa Bile Yalan
Söylenmesin
Otobüsler ve Yollar Hakkında
Evlatlıklar Hakkında
Bayanların Soyadları Hakkında
Süt Hısımlığı Hakında
Kemale Ermiş Bir Emzirme Açısından
Gerçekten Güzel Bir Kelime: "Kaynana"
Vekalet vs. Hakkında
Vekalet vs. Hakında – 1:
Yeni Bir İş Kolu Adayı :
Duşçuluk
Dışarıda Yemek Yemek
Ölülere İşittirmeye Gayretlenenlere
Bazılarının Çivisi
Çıkmış
Değerli ve Sevgilli Kardeşim
Bazı Gazeteci(ler) vs. Hakkında
Yanlış Yoldan Değru Şehre
Varamazsınız!..
lainlere
Kimlik Bilgisi Değişikliği Zor Bir
İş Değil
Kur'an ve Yıldızların Yön
Referansları Olması Hakkında İlişki
Kutuplarda Namaz Konusu Hakkında
Kur'an ve Doğal Yön Referansları
Arasındaki İlişki
İsrafa Karşı Bazı Önlem
Önerileri
Baldaki Mucize
Bağımsızlık Hakkında ki
Herşey Allah'a Bağımlıdır
Düşünen İnsanlar İçin
İslam'da İşkence Yoktur Olamaz [işkence tanımı için ilgili bölüme bakınız]
Ekstra Notlar
Bir Not Düşelim
Burada Bir Yanlış Var
Hesap Görücü Olarak Rabbim Yeter
Bazı Hayır
Kurumları Hakkında
Yüce Kur'an'daki Bazı Sözcük Tekrarlarını İncelerken
Ahmed Peygambere Selam Olsun
(El-)Maun'a Engel Olunmaması
Bazı Ufak Tiyo ve Tavsiyeler Bazen Çok Faydalı Olabilir
Zina Hakkında Özellikle Gençlere Öğütler
Boşananlara - İddete Dikkat
Evli Çiftler İçin Bir Öneri-Tavsiye
Evleniyorsanız Adam Gibi Evlenin
Bazılarının Çivisi İyice
Çıkmış
Bazı Kur'an Ayetleri ve Küresel Isınma
Arasındaki ilişki.
Yönetenlere, Sanayicilere, İş
Adamlarına ve Diğer İnsanlara
Duvarlara / Otobüs Koltuklarına vs.
Yazılabilmiş Şekiller vs. Hakkında
Bir Dosya : Flor
Orman Yangınları Hakkında
Psikiyatri vs. Hakkında
Notebook / Dizüstü Bilgisayar Üreticilerine
Yine Yöneticilere - Kaldırım, Tadilat vs
Hakkında
Fizik Kuralları Allah'ın Birer Emridir
Göklerdeki O Müthiş Güzellik
AbduLLATİF Yahya Yunus'un Hayatından
Bir Başka Başlıkla Yahya Yunus Hayatından
Zorda Kalanlar İçin Türkiye
Sınırlarında Kabaca Ama Oldukça Yaklaşık
Kıble Tayini Nasıl Yapılabilir
Kıble Tayini Hakkında
Bazı Uyarılar ve Tavsiyeler
Çocuklara Dikkat Edilmesi
Vesayet Diye Tabirlenme Hakkında (işletilen hukuki durum hakkında ise son pragrafa bak)
Savaş Etiği Hakında
Üniversiteler Hakkında
Lanet
Aldanmayın in Şa Allah
Herkez Herşeyi Bilmek Zorunda Değil
Bazı Takıyıldızların
Adlarının Değiştirilmesi
Bir İmza da Şuraya
Haberiniz Olsun, Bir Direnç Var(dı)
Sayılar Hakkında
Bu Bir Şaka Değil
Genel Sağlık ve Kanser vs. Hakkında
Bazı Hijyenik vs. ve/veya Hayatı Kolaylaştırabilmesi vs. Açısından 2011'İle Birlikte Bazı Tavsiyeler
Güncel ve Önemli - Bal Bal Bal
Güncel Birkaç Tavsiye
Ve Yine Ülkenin
Bağımsızlığı* İsteniyorsa ki
Herşey Allah'a Bağımlıdır
Bazı Hususlar Hakkında
Mevki Tutumu Hakkında
Günlerden Birgün
Bir Ağaç
Yahya'nın Notu
Bekleyin Bende Beklemekteyim
Yol ve Şeria Hakkında
Ve Hüküm Allah'ındır
Başörtüsü Hakkında
Bu Kitapta Birçok Hadiselerin Dökümü Bulunmamaktadır
Ne Mutlu
Bilgisayar(lar) Mahremdir
Eğer Birgün Bu Kitap Basılırsa
Bir Söz
İman Edip Müslüman Oldunuz, Öyleyse
Öncelikle vurgulayalım. Hüküm Allah'ın dır. Yerlerin ve Göklerin ve ikisinin arasındaki herşeyin ve nerede ne varsa
her şeyin Hakim'i Allah'tır. Yüce Rabbimiz Allah'ın, Hakim Olan Mevla'mızın bu İsmi (Hakim) O kadar çok geçiyor ki Kur'an'da..
Öyleyse, bütün kainatın hakimi Olan Allah'ın bize indirdiği Kur'an var iken, bizler için başka bir şeyle hükmetmek doğru olmaz.
Kur'an varken, başkalarının keyiflerine uymak olmaz:
Casiye Suresi(45) Sayfa 499
Ahzab Suresi(33) Sayfa 422
-----------------------------------------------------------
Allah'a sığınırız kovulmuş şeytandan, Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,
Hamd Alemlerin Rabbi Allah'a dır. Yalnız O'na kulluk eder ve yanlız O'ndan yardım isteriz. O'nun herşeye gücü yeter.
Selam ve dua resulü Muhammed'in üzerine ve o'nun takipçilerine ve tüm ibadullahissalihin'in üzerine olsun.
Bu kitaba, inş Allah, pekçok güzel öğüt, uyarı ve bazı Kur'an ayetleri ile ilgili tefekkür edilebilecek husus ele alınmıştır.
Kitabın txt versiyonunu okumakta iseniz resim ve tabloları göremeyebilirsiniz. Bunların temini www.yahyayunus.net sitesinden
mümkün olabilir. (PDF veya HTML olarak)
Bu kitaba da, söze ve kalbe şeytanın, hevanın girmesinden Allah'a sığınırız.
Ayrıca, Allah'ın azabından peşinen emin olanda yanlıştadır. Tüm umut Allah'tandır ve
''Vekil Olarak Allah Yeter.''
Örneğin şu ayetler incelenebilir:
Nisa Suresi(4) Sayfa 90'da ilk ayetler,
Nisa Suresi(4) sayfa 98'de son ayetler,
Nisa Suresi sayfa 104'te son ayet
Ahzab Suresi(33) sayfa 417'de ilk ayetler
Ahzab Suresi(33) sayfa 423'de ilk ayetler
Güvenilecek Olarak Allah Yeter.
Örneğin,:
Zümer Suresi(39) sayfa 461, son ayetler
Talak Suresi(65) sayfa 557'de incelenebilir
25.03.2008(orj.04.03.2008)
-----------------------------------------------------------Kamer Suresi (54) Sayfa 528, Ayet 17, Kamer Suresi (54) Sayfa 528,
Kamer Suresi (54) Sayfa 529, Ayet 32, Kamer Suresi (54) Sayfa 529 ,
Hicr Suresi(15) Sayfa 261, Ayet 1, İsra Suresi(17) Sayfa 285,
İsra Suresi (17) Sayfa 290, Ayet 89, İsra Suresi(17) Sayfa 290,
İsra Suresi (17) Sayfa 282, Ayet 9-10,Kehf Sures(18) Sayfa 299,
Meryem Suresi (19) Sayfa 311,Ayet 97,Tâhâ Suresi (20) Sayfa 311,
Tâhâ Suresi (20) Sayfa 318 Ayet 113, Hac Suresi(22) Sayfa 333,
Neml Suresi(27)'nin ilk ayetlerinden Sayfa 376, Neml Suresi(27) Sayfa 383,
Rum Suresi (30) Sayfa 409, Ayet 58, Sad Suresi (38)'nin ilk ayetlerinde Sayfa 452,
Sad Suresi (38) Sayfa 456, Ayet 67-68, Sad Suresi(38) Sayfa 457,
Zümer Suresi(39) Sayfa 460, Ayet 27, Zümer Suresi(39) Sayfa 460,
Zümer Suresi(39) Sayfa 463, Ayet 55, Zuhruf Suresi(43) Sayfa 488,
Zuhruf Suresi(43) Sayfa 488, Ayet 5, Zuhruf Suresi(43) Sayfa 491,
Duhan Suresi(44) Sayfa 497, Ayet 58-59, Casiye Suresi(45) Sayfa 498,
Casiye Suresi(45) Sayfa 499, Ayet20, Muhammed Suresi(47) Sayfa 508,
Kaf Suresi(50) Sayfa 565, Ayet 45, Kalem Suresi(68) Sayfa 656'teki son ayetlerden
Hakka Suresi(69) Sayfa 567'deki son ayetlerden, Abese Suresi(80) Sayfa 584,
Müdessir Suresi(74) Sayfa 576'daki son ayetlerden
Fussilet Suresi (41), Sayfa 476'daki ayetlerden....
Bu ayetlerde Kur'an'ın açıklığı, net, fasih ve anlaşılabilir bir kitap olduğu (~muhkem ayet bağlamında değerlendiriniz) bizzat Yüce Kur'an-ı Kerim'de vurgulanmıştır. Bir meal aldığınız zaman elbet Kur'an'ın edebi yönünü tam olarak hissedemeyebilirsiniz ve ayrıca mealden kaynaklı bazı eksikler, yanlışlar bulunabilir ama en azından açık (muhkem) ayetler doğru şekilde tercüme edildiği taktirde doğru anlaşılabilecektir.
Kısacası, Kur'an anlaşılmaz bir kitap değildir ve bunu söyleyen Kur'an ile ve gerçek ile çelişmiş olacaktır. Çünkü Kitabın muhkem ayetleri açıktır ve tartışma götürmez. Müteşabih ayetler için ise işittik ve itaat ettik, şüphesiz ki hepsi Rabbimizin katından hak olarak inmiştir deriz. (en doğrusu için bkz. Kur'an ve bkz. Al-i İmran Suresi (3) Sayfa 49)
21.10.2010-23.10.2010 - 17.09.2007 (03/08/07)
-----------------------------------------------------------Unutulmasın, Yüce Rabbimiz Allah'ın koruduğu Kur'an'dır:
Hicr Suresi (15) Sayfa 261
23.10.2010 - 17.09.2007 (03/08/07)Kur'an Kıyamete Kadar Geçerlidir
Konu çok açık ve net bir gerçektir.
Korunmuştur:
Hicr Suresi (15) Sayfa 261
Peygamber Efendimiz de, hatemün-nebi'dir. Bu ifade öyle bir ifadedir ki tefekkür ederseniz ne büyük bir nübüvvete işarettir .... Selam ve dua Allah'ın resulü Muhammed'in üzerine olsun..
Selam ve dua resullerin mührü olan Muhammed'in üzerine olsun..
Şimdi birde şu ayeti tefekkür edelim inş Allah:
Zuhruf Suresi (43) Sayfa 461
Çok açık görülebileceği gibi, Kur'an müslümanların sorumlu tutulacağı kitaptır.
Öte yandan, hadis rivayetlerinde ise [efendimiz adına iftira edilmiş/veya söylenmiş] yalanlar, yanlışlar vardır. Keşke efendimiz yanımızda olsaydı da o yanlış rivayetleri tarumar edeydi..
Müslümanlar Rableri katından inmiş, hidayet rehberi olan ve inişinden beri hiçbir kelimesi değişmemiş, içinde her tür durumun açıklamasının
bulunduğu Kur'an-ı Kerim'le lütuflanmışlardır.
Ne büyük nimet, mutluluk ve bahtiyarlıktır bu..
Elbet diğer ümmetlerin herbirinin hesabını da en iyi Allah bilir. Şüphesiz ki Allah Adaleti en doğru olandır.
Kur'an, ulaştığı her yerin uyarılması, anayasası olması içindir çünkü Kur'an müslümanların sorumlu tutulacakları Kitap'tır.
En'am Suresi (6) Sayfa 129
10.08.2008-----------------------------------------------------------
Günümüzde bazılarına hatırlatılmasının çok yerinde olabileceğini düşündüğüm bir Kur'an ayetindeki bu ifadeyi bir kere de buradan tekrar etmiş olalım:
'Rabbi Ala Sirat-ül-Müstakim''Rabbim Dosdoğru Yol Üzerindedir'
---- Hud Suresindeki Sayfa 227'deki Ayetten ----
18.03.2009(orj.*.2009)
-----------------------------------------------------------Şefaat tümden Allah'ın'dır :
Zümer Suresi(39) Sayfa 462'deki ayetlerden
Öyleyse, kimse, Allah'tan başkasına çağrı yapmıyor / dua etmiyor değil mi:
Zuhruf(43) Suresi Sayfa 494 ayetlerden
Kur'an okunsun. Şefaatle ilgili ayetler öylesine açık ve net ki:
Bakara Suresi(2) Sayfa 18'deki Ayetlerden
Bakara Suresi(2) Sayfa 41'deki Ayetlerden
Enam Suresi(6) Sayfa 132'deki Ayetlerden
Enam Suresi(6) Sayfa 135'deki Ayetlerden
Enam Suresi(6) Sayfa 138'deki son ayetlerden
Ar'af Suresi(7) Sayfa 156'daki ilk ayetlerden
Yunus Suresi(10) Sayfa 207'deki ayetlerden
Meryem Suresi(19) Sayfa 310'daki ayetlerden
Enbiya(21) Suresi Sayfa 323'deki ayetlerden
Şuara(26) Suresi Sayfa 370 ayetlerden
Rum(30) Suresi Sayfa 404 ayetlerden
Secde Suresi(32) Sayfa 318'deki ayetlerden
Sebe(34) Suresi Sayfa 430 ayetlerden
Yasin(36) Suresi Sayfa 440 ayetlerden
Zümer Suresi(39) Sayfa 462'deki ayetlerden
Mümin(40) Suresi Sayfa 468 ayetlerden
Zuhruf(43) Suresi Sayfa 494 ayetlerden
Necm(53) Suresi Sayfa 525'teki son ayetten
Müdessir(74) Suresi Sayfa 576'daki ilk ayetten
Şefaatin varlığı, bir kimseden elaçıp şefaat
dilenmesi demek değildir. Bu bir kavram kargaşasıdır
ve bazılarının nasıl bu noktaya gelebildikleri
....Allah'ın izni olmadan kimse şefaat edemez. Bu, ayetlerden
açıkça görülüyor.
Doğru olan, ancak : bir kimsenin, bir başka kişiden
kendisine Allah'tan dua etmesini talep etmesi olabilir.
Nitekim, Yüce Kitabımız Kur'an'da Peygamber Efendimiz'in
(a.s.v.s.) duasında sükunet olduğu belirtilmektedir:
Tevbe Suresi(9) Sayfa 202 'deki Ayetlerden
Münafikun Suresi(63) Sayfa 554'deki ilk Ayetlerden
Kur'an'da açıkça görülebildiği üzere, Ashabı,
Resulullah'tan da (a.s.v.s.) ashabına dua etmesi emrediliyor ki bu
onlar için bir sukunet.
Dolayısıyla, bu açıklık içerisinde yineleyelim: Bir
kimseden, o kişinin, sizin için Allah'a dua etmesini talep edebilmeniz
olasıdır.
Bu durum, iki müslüman kardeşin : ''..benim için Allah'a dua et..''
demesidir. Ama, asla ve asla bir müslüman el açıp, dua
edasıyla
'' .... hey, falanca falanca, (HAŞA-HAYIR) bana
(!ışınlanda!) yetiş, beni kurtar bu hallerden, ahiret
azabından vs.'' diye konuşamaz. HAYIR, ASLA. Eğer varsa,
konuşanın vay haline! Ne pislik sözler.
(Ebedi Cehennem Azabı, Ateş Sahiplerine yeter.)
Ayrıca şu ayetlerde bir kere daha tefekkür edilebilsin:
Cin Suresi(72) Sayfa 572'deki ayetler El-Hamd-Ü-LİLLAH-İ-RABBİL-ALEMİN
Günümüzün en önemli yanlışlarından birisi de namaz kılarken gösterilmesi gereken hassasiyet konusudur. Bazı namaz kılanlar, kıldıkları namazları iş yoğunluğu, yolculuk vs. sebeplerle maalesef -çok yanlış bir biçimde- terkedebilmektedirler. İlgili durumlar genellikle şu tip yanlış anlayışlardan kaynaklanabilmektedir: Şimdi meselenin özünü en sağlam ve kesin kaynağımız olan Kutsal Kitabımız Kur'an-ı Kerim'den iki ayeti inceleyerek belirtmeye çalışalım. Ayetlerden namaz ibadetinin düşmanın saldırı riski altında dahi eda edilen bir ibadet olduğunu ve peygamber efendimizin(a.s.v.s.) de bunu bizzat Rabbimizin katından gelen emir dolayısıyla uygulaması gerektiğini açıkça görmekteyiz : Bakara Suresi (2) – sayfa 38'de ilk ayet
ve Nisa Suresi (4) - sayfa 93 ve 94'teki ayetlerden Evet, yukarıdaki iki ayette de görülebileceği üzere namaz, ancak haklı / yerinde bir korku (yani vesvese olmayan) hali mevcutsa kısaltılabilmekte ancak asla terkedilmemektedir. Allah'ın izniyle algılanabileceği ve anlaşılabileceği üzere; Allah'ın da üzerimdeki büyük lütfu ile, salatların/namazların sonlarının şu şekilde sonlandırılmasını :
“ALLAHU EKBER ALLAHU EKBER LA ILAHE ILLALLAH HUVALLAHU EKBER ALLAHU EKBER VE LILLAH EL-HAMD”
“.... Ve yeryüzünde “.... Salavatı/namazları ve Salatı Vusta'yı (orta namazı) koruyun ve Allah için
Evet, Allah'tan başka kimseye dua edilmiyor. Birde sürekli
tekrarlanan, Fatiha Suresinin içinde geçen ''iyyake neabüdü ve iyyake
nesta'in'' cümlesinin / ifadesinin de ne anlama geldiği bir kere daha
iyice tefekkür edilsin.
18.06.2008
-----------------------------------------------------------
Şefaat Bahsi Yeniden - 2
Genellikle 2006 yılında paylaşmakta olduğum metinlerden birine yakın bir şekildeki metini biraz değiştirerek aktarıyorum in Şa Allah:
Bu yazıda günümüzde şahit olunmuş bazı yanlışlardan birine dikkat çekmek istiyoruz. Bu yanlış müslümanım diyenlerin HAŞA “Şeffat Ya Resul Allah” veya HAŞA “Medet Ya Resul Allah” şeklindeki kullandıkları hitap hatta yakarış tarzı lafızlardır.
Özellikle eskiden, cami mahlelerinde ramazanlarda görülebilmiş veya bazı camilerde bazı yerlere tutturulmuş ve mevlüt denilerek yapılmış bazı toplantılarda işitilebilmiş olan ve hiç ses çıkarılmayan bu lafza karşı mücadele etmek müslüman olarak her birimizin vazifesidir.
Bu tip sözler türkçe karşılık olarak HAŞA “Şefaat et Et Allah'ın resulü” veya “Medet et ey Allah'ın Resulü” gibi anlamlara karşılık görünmektedir.YAni Allah'ı resulüne bir yakarış gibi bir formdadır.
Şafaat kelimesi bugün halk arasında anlaşılan en yakın anlamı ile ve tek kelime ile türkçeye çevrilmek istendiği taktirde “aracılık” kelimesi ile karşılık bulur. “Medet” kelimesi ise “Yardım,imdat” gibi bir anlamda anlamdırılabilmiş olabilse de manayı doğru ve iyi anlayabilmek için aslen Kur'an-ı Kerim'den bir örnek olarak Nuh suresindeki ilgili ayetin incelenmesini gerekli görerek bu ayet bir sonraki başlıkta ele alınmıştır. Belirtilen formdaki kulanımları ile bu kelimeler genel olarak bir yardım isteme / münacat noktası gibi anlamlanabilmektedir.
Savunmaya kalkanlar uzunca ....
Ancak “şefaat” sözcüğünün anlamı Kur'an'dan incelendiği zaman in Şa Allah, bu morfinleyen zihniyetin doğru söylemediği açıkça görülebilir.
Yüce Rabbimiz Allah bizlere şefaati kullarından istediğine kullandıracağını Buyurmuştur.Kur'an ayetlerini incelediğimiz zaman, şefaat yetkisinin ancak ve ancak Yüce Rabbimiz Allah'a ait olup ardından bu şefaat yetkisini Kendisi Dilerse kullarından Dilediğine kullandıracağı belirtilmektedir.
Ayetlerde dikkat edildiği taktirde in Şa Allah göreceğiz ki Yüce Rabbimiz Allahın şefaati başkalarına kullandırması hususunda “İZİN” ibaresi kullanılmıştır. Yani önce Yüce Rabbimiz Allah İzin Verecek sonra bazı kullar şefaat edebilecek. Daha da incelediğimiz vakit, ayetlerde yetkinin Rabbimiz Yüce Allah'a ait olduğunu açıkça görebilmekteyiz in Şa Allah. Dolayısıyla, öz olarak, Allah'tan başka münacat makamı yoktur.
Şimdi Yine Yüce Rehberimiz Kur'an-ı Kerim'deki ilgili ayetlere yakın metinler olarak llgili metinleri burada paylaşalım in Şa Allah:
“Ey İsrailoğulları, sizleri Nimetlendirdiğim nimeti hatırlayın ve sizleri kesin alemlerin üzerine Fazlandırdığımı hatırlayın. Ve hiçbir nefsin hiçbir nefisten birşey kurtaramayacağı ve onlara yardım edilmeyeceği günden sakının.”
bakara suresindekine(2) yakın olarak sf.6.
“Ey İsrailoğulları, üzerinize Nimetlendirdiğim nimeti hatırlayın ve sizleri kesin alemlerin üzerine Fazlandırdığımı hatırlayın. Ve hiçbir nefsin hiçbir nefisten birşey kuraramayacağı ve ondan bir dengelemenin kabul görmeyeceği günden sakının.”
bakara suresindekine(2) yakın olarak sf.18
“Ey insanlar, kendisinde hiçbitr alış-verişin ve khulletin (~samimiyet(e) yakın olabilir) ve şefaatin olmadığı gün gelmezden önce sizi rızıklandırdığımızdan harcayın ve kafirler zalimlerdir. Hay ve Kayyum Olan Allah'tan başka ilah yoktur. Onu sinetun (dalgınlık vs. olabilir. Ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olanlar O'nun içindir [O'nun Katında O'nun İzni olmadan şefaat edecek kimdir!] Onların önlerinde/ellerinde ve arkalarında olanı Bilir. Ve O'nun İstemesi dışında O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. O'nun Kürsüsü / Tahtı gökleri ve yeri Kuşatır Ve onları Tutmak O'nu Yormaz Ve O Aziz'dir Hakim'dir. ”
bakara suresindekine(2) yakın olarak sf.41.
“Dinlerini oyun ve spor/eğlence(gibi) alıp dünya hayatının kendilerini aldattığı kimseyi bırak ve onunla hatırlat ki kendisine Allah dışında hiçbir Veli ve Şefi'nin (Şefaat Edici'nin) bulunmadığı her nefis /can
enam suresindekine (6) yakın olarak sf.135.
“Onunla Rabbine haşrolmaktan korkanları uyar. Onlar için O'ndan başka ne bir Veli ve nede bir Şefii (Şefaatçi) vardır ki sakınalar”
enam suresindekine (6) yakın olarak sf.132.
“Kesinlikle bizi sizi önceki mera ( seferde Yarattığımız gibi fert olarak geldiniz. Ve size havale ettiği ettiğimizi de terk ettiniz arkanızda bırakarak . Ve şefaatçileriniz zannettiklerinizi yanınızda göremiyoruz ki siz kesin onların sizde ortaklıkları olduğunu zannetmiştiniz. Kesinlikle
enam suresindekine (6) yakın olarak sf.138.
“Onun tevilinden başkasını beklemiyor musunuz? Tevilinin geldiği gün onu önceden uutanlar derki kesinlikle Rabbimizin resulleri bize hak/gerçek ile geldi. Öyleyse bizim için şefaatçilerden var mı? Öyleyse bizim için şefaat etsinler veya geri döndürülelim ve ardından yapıyor olduklarımızdan başka amel edelim. Kesinlikle kendilerini (nefislerini/canlarını) kaybettiler ve iftira ettikleri şey onlardan saptı.”
araf suresindekine (6) yakın olarak sf.156.
“Kesinlikle Rabbimiz Allah'tır Ki yerleri be gökleri 6 gündew Yaratıp ardından Emri İndirdiği Arşa İstiva Etmiştir. O'nun İzninin olması dışında şefaatçi yoktur. Bu Rabbimiz Olan Allah'tır. Öyleyse I'na kulluk edin Hala öğüt almazmısınız?.”
yunus suresindekine (10) yakın olarak sf.207.
“MüttakileriEr-Rahman
Meryem suresindekine (19) yakın olarak sf.310.
“O gün Rahman'ın kendisine İzin Veridiği ve sözünden Razı Olduğu dışındakinin şefaati fayda vermez.”
Taha suresindekine (20) yakın olarak sf.318.
“.... onların önlerinde ve arkalarında olanı Bilir ve Razı Olduğunun dışında şefaat edemezler ki onlar O'nun Korkusundan müşfiktirler....”
enbiya suresindekine (6) yakın olarak sf.323.
“....(tartışmalarından) ve onlar bizlerden suçlular dığında kimseyi saptırmadılar. Artık yok bizim için şefaatçilerden ve yakın arkadaş. Eğer bizim için bir kere daha olsaydı, öyleyse inananlardan olacaktık.” Kesinlikle bunda kesin bir ayet vardır. Ve çoğunluğu inananlardan değildir. “
şuara suresindekine(26) yakın olarak sf 370
“Saatin geldiği gün suçlular
rum suresindekine (30) yakın olarak sf 404
“Allah O'dur Ki gökleri ve yeri ve ikisi arasındakileri 6 günde Yaratmıştır. Sonra arşa İstiva Etmiştir. Sizin için O'nun gerisinde hiçbir Veli ve hiçbir Şefaatçi Yoktur. Hala öüğüt almayacak mısınız.”
secde suresindekine(32) yakın olarak sf 414
“Deki: Allah gerisinde o zannettiklerinizi çağırın. Göklerde ve yerde zerre ağırlığına sahip değildirler. Ve onlar için ikisi arasında bir ortaklık yoktur. Ve onlarla O'na bir
sebe suresindekine(34) yakın olarak sf 429
“Bana ne olmuş ki beni
Yasin suresindekine(36) yakın olarak sf 439
“.... Ve onları
Mümin/El-Gafir suresindekine(40) yakın olarak sf 467
“Ve göklerdeki kaç meleğin şefaati hiçbir şeyi çeviremez/boşlayamaz ki Allah'ın İzinlemeyi/İzin Vermeyi İstediği ve Razı Olduğu dışında.”
Necm suresindekine(59) yakın olarak sf 524
“....derler ki bir salat/namaz kılanlardan değildik. Miskini doyurmazdık. Ve biz haidinlerle(boş konuşanlarla / tartışanlarla birlikte tartışır veya boş konuşurduk. Ve biz Din Gününü yalanlardık. Taki bize Yakın verilene / gelene kadar.(~Öyleyse) şefaatçilerin şefaati fayda vermez.”
şuara suresindekine(26) yakın olarak sf 370
“....ya da Allah gerisinde şeffatçiler mi alıyorlar /ediniyorlar! Deki: “hiçbir şeye sahip olmasalar ve akıl edemeseler de mi!.' Deki : Şafaat tümden Allah içindir. Göklerin ve yerin mülkü O'nun İçindir. Sonra da O'na döndürüleceksiniz.”
Zümer suresindekine(39) yakın olarak sf 461
*Dikkat edin Peygamber Efendimiz (s.a.v.s.) yapması /söylemesi emredilen şeydir bu.
İn Şa Allah konu daha doğru bir biçime ulaşmıştır. Kullanılan lafzın bir yakarış olması itibarı ile -hala varsa- savunucularına Cin Suresindeki ilgili ayetleri ve her Salatta/namazda okumakta olduğumuz Fatiha Suresindeki “.İYYAKE neaabüdü ve İYYAKE nestain..” ifadelerinin anlamını düşünmelerini şiddetle salık veririm.
“....Ve kesinlikle mescitler Allah'ındır. Öyleyse, Allah yanında hiçbir
Cin suresindekine(72) yakın olarak sf 572
.06.2010 (orj. 2006)
-----------------------------------------------------------
Bazı Yanlış Lafızlardan HAŞA -asla böyle söyleme ki:- “Medet Ya ResulAllah” Hakkında
Üstteki şefaatle ilgili bahislerde konu belirtilmiş olsa da yinede dikkat çekici olabilmek açısından baştakine benzer ifadelerin kesinlikle çok ters ve yanlış olduğunu belirtmek istiyorum. İşte bunlardan birisi de sanki Peygamber Efendimize nida edilirmiş edasıyla HAŞA -asla böyle söyleme ki:- “Medet Ya ResulAllah” şeklindeki bir şeydir. Bu hususta “Medet” kelimesinin anlamının daha iyi anlaşılabilmesi açısından in Şa Allah belirtilebilecek Nuh Suresindeki (71) ilgili ayeti vurgulayalım:
“ ....(ardından) Dedim ki Rabbinizden af dileyin. Kesinlikle O Gafur'dur.(~Çok Bağışlar). Size gökten çokça
<
*Kur'an-ı Kerim'de “medet” kökünden gelen başka benzer kullanımda bulunmaktadır:
06.2010 (kaleme alış11.05.2010)
-----------------------------------------------------------

Düşünürken kendimi alamaksızın hep bu durum .....
Düşündürür..
Ve ben meleklerin özelliklerini .....olarak bilmem.
Bilimsel olarak takdim edilen .... 'nde .....
Mearic Sahibi Olan Allah Eksikliklerden Münezzeh'tir.
El-Hamd-ü-LİLLAH-İ RABBİL ALEMİN
18.09.2011
-----------------------------------------------------------
Bazı Olası Başka Lafız Hakkında:“(tövbe)Ya Rabbi,(HAŞA-bunu biçimde !EKLEME!)Ya ResulALLAH”
Haşa benzer lafızlar ister “Tevbe” kelimesini içersin ister içermesin bir yakarış anımsatır bir forma sahiptir ki elbet biz ANCAK Yice Rabbimiz Allah'a Yakarırız, peygamber efendimize değil.
Bu noktada bu başlığın sonunda yeniden Cin Suresindeki ilgili ayetten hatırlayarak ve her Salat'ta okunan Fatiha Suresindeki “İYYAKE neabüdü ve İYYAKE nestain” ifadesini yeniden hatırlayarak, Rabbimiz Yüce Allah'tan hidayet dileyelim in Şa Allah.
“....Ve kesinlikle mescitler Allah'ındır. Öyleyse Allah yanında hiçbir
Cin Suresindekine yakın olarak sf 572
-----------------------------------------------------------
Namaz Kılarken...
1.Bazılarına göre namaza engel
2.Yolculukta isek namaz sonra kılınabilir düşüncesidir ki yine kesinlikle ama kesinlikle çok yanlıştır!!
Dolayısıyla, günümüzde bazılarının HAŞA ''...önce iş, sonra ibadet...'' ya da ''...çalışmakta ibadettir ile başlayıp ardından namazı kılmama noktasına .... cüretkarlığı...'' türü çeldirme girişimlerinin herhangi bir aslı astarı yoktur. Bu ifadelerin içinde ''...çalışmakta ibadettir...'' gibi aslen doğru ama kullanıldığı yer ve sebep ile ele alındığında son derece yanlış olan ifadelerle karşılaşabiliriz. Elbette Allah rızası için helalinden çalışıp helal kazanç elde etmek, mutlaka çok değerli bir olgudur ve hiçbir kimsenin bu konuya bir itirazı yoktur. Dinen elbette doğrudur. Ancak, bu durum farz olan namaz ibadetini kılmamak veya bunu tehir edebilmek değildir. Farz farzdır. Neyin nerede ne zaman ve nasıl yapıldığı önemlidir. Kelimeler yerinden kaydırılmamalıdır. Şeytan sağ taraftan yaklaşır ise de aldanmamalıyız.
*ilgili ayetlere yakınca türkçe metinlere in Şa Allah 'Bazı Salat-Namazlar Hakkında' başlığından erişmekte mümkün olabilir.
24.09.2007 (03/08) -24.07.2010
-----------------------------------------------------------
Abdest İle İlgili Olarak
Küçüklüğümden beri, abdest alırken başın dörtte birinin mesh edilmesinin söz konusu olmasının bahsi vardı.. Ve şunuda yorumsuz söyleyim ki ayakların da yıkanması..
Bu bağlamda Kur'an-ı Kerim'de Maide Suresinde(5) sf 107'deki abdest alınması ile ilgili olan ayeti buraya almayı doğru görüyorum:

Yahya Yunus abdest alırken başının tümünü mesh ediyor.
08.02.2010
-----------------------------------------------------------
SALAT-NAMAZ HAKKINDA :
Yahya Yunus, bu bölümde de Kaf Suresindeki(50) ayetten alıntı yapıyor:

Yahya Yunus, salatlarda / namazlarda , her edbarus-sucud'ta en azından “Subhan ALLAH” demeyi doğru görür ki kendisi daha fazlasını okumaktadır. Elbet "SUBHANE RABBİYEL AZİM" ve "SUBHANE RABBİYEL ALA" demek çok doğrudur.
Yahya Yunus, her secdede başka bir şey yapmadan bu şekilde davranır in Şa Allah.
Burada kritik nokta ayette geçen “edbar” kelimesidir ki “د ٻ ر " kökünden gelip, bir kimsenin bunu belki “secdelerin sonu” gibi algılamışta olabilir.
Yahya'nın uygulaması ise her ikisinde de aynı şekilde yaparaktır. Dolayısıyla, secdeden sonra -fasılasız olarak- ayağa kalkıp Fatiha Suresini okumadan önce, bir miktar oturarak bekleyerek Rabbimiz Allah'ı zikredip anarak (daha fazlası olabilerek) "SUBHANALLAH" dedikten sonra devam etmek şeklindedir.
Ve halk arasında bilinen teşehhüdte de aşağıdaki formu ile doğru olarak görür:
“Ettahiyyatü liLLAHİ VeSSalavatü VeTayyibat. Es-Selamu alennebiyü* ve rahmetULLAHİ ve BerakatüHÜ, Es-Selamu ala ibadullahissalihin, Eşhedü en LA İLAHE İLLALLAH ve Eşhedü enne Muhammeden abdüHÜ ve resulüHÜ”
evet, yukarıdaki şekilde uygulanmasını doğru görür. Zira Peygamber efendimizin zahiren arkasında salatı kılmıyor olduğunuz için bu şekilde okunması doğrudur.
*Selam Nebi'nin üzerine olsun manasındadır.
not:Yahya, "hadis" ile "hadis rivayetlerini birbirinden ayırır. Ancak, belirtien hususlar, peygamber efendimiz adına rivayet edilegelmiş "hadis rivayetleri ile de çelişmemekte olarakta algılanabilmektedir. Yoksa onun gerçekte vereceği bir hüküme, Yalnız Allah rızası için, Yahya'nın boynu kıldan incedir.
12.02.2010
-----------------------------------------------------------
Salatların Sonunda
27.02.2010
-----------------------------------------------------------
Bazı Salat-Namazlar Hakkında
Bazı durumlarda salat/namaz hakkında yanlış algılamalar söz konusu olabilir. Bu algılama birisini halk arasındaki tabiri ile "seferi olmuşsa" -ki burada algılama genellikle yolculuğa çıkmak yönindedir-, otomatik olarak ..... ; muhtelif düşüncelerdir. aslen, Nisa Sureindeki ayet(4), olası bu gibi yanlış algılamaların hiçbirine yol vermemektedir. İşte Hüküm:
nisa suresindeki ilgili ayete yakınca bir metin olarak sf. 93-94
bakara suresindeki ilgili ayete yakınca bir türkçe metin olarak sf 38
Eğer ayet hayırlısıyla iyi tefekkür edilirse in Şa Allah, görülebilir ki EĞER "KORKU/(VEYA ZORLANMIŞ BİR ANLAMLA ENDİŞE) VARSA" şartı / koşulu olduğu taktirde, işte o zaman bir takım -ayette belirtilen- durumlardan bahsedilebilir.
Ayetlerde daha ziyade iki duruma temayül dikkate gelebilmektedir. Nisa Suresindeki ayette Peygamber efendimiz (a.s.v.s.) 'ın beraberliğinde iken ilgili Salat/namaz'ın kılınış şekli; diğerinde ise daha ziyade müminlerin kendi başlarına kaldıkları esnada salatlarını nasıl kılabilecekleri hakkında ki bir duruma daha ziyade atıf var şeklinde görünmektedir. İkinci durumun sadece seyahat gibi bir duruma binaen kısaltma durumu ile kesinlikle örtüşmemektedir. Ve kimseye “ben çıktım ve bu sebeple salatımı / namazımı kısaltıyorum” Şeklinde bir söz söyleyebilme yetkisi asla tanımaz.
Ayetler son derece açık ve net görünmektedir. Durumlar belirtilen kriterlerle beraber şartlanmıştır. Eğer bu şartlar sağlanmıyorsa, hareket tarzı as-salat'a ayette belirtildiği gibi gereği gibi dönmektir ki "fe iza ütmeenentüm. fe ekimussalat"
24.07.2010- 12.02.2010 orj.11.02.2010
-----------------------------------------------------------
Velimiz Allah'tır
El-Hamd-ü-LİLLAH; Velimiz Allah'tır. Ne Güzel Mevla, Ne Güzel Yardım Edendir; Rabbimiz bizleri Bağışla; dönüşümüz Sana'dır.
Ve işte Yüce Kur'an'daki Yusuf Suresinden, güzel resul Yusuf (aleyhisselam)'un duası:
yaklaşık bir metin olarak:
“Rabbim, bana mülk'ten Verdin ve bana hadiselerin(~olayların) tevilinden Öğrettin. Göklerin ve yerin Fatır'ı Sen'sin. Sen dünyada ve ahirette VELİ'msin. Beni müslüman olarak vefat ettir. Ve beni salihlere dahil Et.”
Yaklaşık bir metin olarak:
“..Bu Senin denemendir (fitnendir). Onunla kimi İstersen Saptırırsın, ve kimi İstersen Hidayet Edersin. Sen VELİ'mizsin.Öyleyse bizleri Bağışla ve Rahmet Et. Sen Bağışlayanların Hayırlısısın. “
Bir not olarakta şunun bir bilgi olarak bilinmesinde fayda olabilir ki: Yüce Kur'an-ı Kerim'de özellikle arapça açısından Veli kelimesinin çoğulu olarak türetilen “evliya” kelimesi; bugün bazı çevrelerde yanlış yansımalar sonucu Kur'an'da kullanılabildiği şekli ile bilinmeyebilir. Kur'an'dan görebilmekteyiz ki bu kelime genel bir anlamda da kullanılabilmektedir. Ve negatif bir anlamda “dostluklar” şekli ile de değerlendirililebilmektedir. Bu bağlamda “evliya” kelimesi türkçe karşılık olarak “veliler” anlamına gelmekte olup Kur'an'da kullanıldığı yerler açısından bir “yandaşlık / arkadaşlık” bildirimi şeklini de alabilmektedir. Bu nedenle Kur'an'dan görebilmekteyiz ki “evliya” kelimesi her zaman pozitif anlamda “dostlar-arkadaşlar” manasında kullanılmamış olup; bu kelimenin genel olarak bir “dostluk-arkadaşlık” manası taşıyabildiğinin bilinmesinde fayda olabilir in Şa Allah. Ve şüphesiz ki Allah'tır Kullarına Rahmet Eden.
Belki birçoklarının türkçede artık kazınmış ve oturmuş bir kelime olarak bir eren, ermiş, salih kişiyi temsil ettiği düşüncesinin oldukça ..... olmasına karşın; Yüce Kur'an-ı Kerim'de bu kullanımın da yer aldığının bilinmesinde fayda olabilir in Şa Allah: Ve in Şa Allah yine Yüce Kur'an'dan:
yukarıda belirtilen ayetlerin bir kısmına yakınca bir metin olarak ki in Şa Allah belirtilen tüm ayetlerle ilgili yakınca metinde yazılabilir:
“Allah inananların VELİ'sidir. Onları karanlıklardan aydınlığa Çıkarır.
İnkar etmekte olanların evliyaları-velileri* (ayette evliya kelimesi geçer*) ise tağut'tur. Onları aydınlıktan karanlığa çıkarır. İşte (onlar) ateş ashabıdırlar, onlar orada kalıcıdırlar.”
Ve devamda yine Yüce Kur'an'dan belirtilen ayetlerden evliye kelimesininin hak yolda olanlar için kullanılması gibi kafirler açısından da kullanıldığı görülebilmektedir:
BismiLLAH-İR-RAHMAN-İR-RAHİM;
İçi Rahmet dolu Tövbe Suresinin, aslen ad olarak anılan 'Tövbe' kelimesi de aslen Yüce Rabbimiz Allah'ın Rahmet'idir. Ve Rabbimizin Af ve Mağfireti olmasa idi şüphesiz ki kullar helak olmuştu.
Yüce Allah'ın katından inmiş Kur'an hepimizin ortak rehberi Hepimiz ''Allah Bir'dir ve Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed O'nun kulu ve resulüdür/elçisidir'' demiyor muyuz.
Eğer ki hepimiz Allah'a ve Rusulune inanıyor ve önceki resullere inanıyor ve iman ettik ve aralarında hiçbirini ayırt etmeyiz diyorsak ve hepimiz Kur'an'a iman ettik, ve Şüphesiz hepsi Yüce Allah'ın katından hak olarak inmiştir ve ondan önce indirilenlere de iman ettik diyorsak ve Kitapta emredildiği gibi yaşıyorsak ....
Elbet elimizde Yüce rehberimiz Kur'an bulunduğuna göre ve kendimizi de Kur'an'a göre yani Yüce Allah'ın emir ve buyruklarına göre ayarlamışsak, öyleyse müslümanız. Yok eğer Kitabın bir kısmına da olsa karşı çıkılmışsa(inkar-red edilmişse) elbet o kişi o zaman kafir olur.
“....deki bana sadece vahyolunmakta ki ilahınız sadece bir ilahtır. Öyleyse müslüman oldunuz mu?....”Ayrıca belirtelim ki kendilerini çeşit çeşit sınıflara ayrılma ihtiyacında hissedenlere şu ayetleri de incelemelerini isterim:
Rum Suresi (30) Ayet 30&31&32
19.10.2007
-----------------------------------------------------------
Kur'an-ı Kerim Okunurken Dinlenmesi Eğer Size Rahmet Edilmesini İstiyorsanız Şarttır
İlgili hüküm / ifade Araf suresinin(7) son ayetlerindedir. (204) sayfa 175.
Ayrıca, Fussilet Suresi(41) sayfa 478'deki 27'de bir misal.
Dolayısıyla,
Kimse Kur'an'ı okunur işitirken arkasını dönüp gitmiyor değil mi..
Kimse Kur'an okunurken arkadaşıyla muhabbet etmeye, başka şeylerle uğraşıp kulak ardı etmiyor değil mi...
Ve okuyanlarda, dinleyenlerin durumlarını gözeterek doğru zamanlarda, doğru yerlerde doğru şekilde Kur'an okuyorlar değil mi.....
06.03.2008(orj.05.02.2008)
>-----------------------------------------------------------Kıyamet Zamanının Bilgisi Ancak Allah Katındadır
Peygamber efendimize (a.s.v.s.) gelinip kıyametin ne zaman kopacağı sorulduğunda,
Rabbimizin emri inmiştir. Gerçek açıktır:
Ahzab Suresi (33) Sayfa 426'daki ilk ayetlerden
O'nun bilgisi ancak Allah katındadır. Ne bilirsin, belkide zamanı yakındır.''
Bu sebeple kimsenin bu konuda herhangi bir polemiğe yönelmemesini umut ederiz Yüce Mevlamız Allah'tan. Müslüman'ın bu gibi işlerle bir takıntısı olmamalıdır, müslüman yoluna bakmalı, yapabildiği kadar hayır yapımaya çalışmalıdır.
Rabbimizin katından inen o büyük rahmet, Kur'an varken ortada, niçin olduk olmadık şeylerle uğraşılsın ki.
10.08.2008
“Ey Davud, Kesinlikle biz seni yeryüzünde halife yaptık. Öyleyse insanlar arasında hak ile Hükmet ve heva'yı takip etme. O (zaman) Allah'ın Yolundan saptırılırsın. Kesinlikle o Allah'ın Yolundan sapınmakta olanlar için unuttukları ile hesap gününde şiddetli bir azab vardır. “
Ve Ayetin ilerleyen devamında da açıkça görülebilmekte ki Süleyman Peygamber içinde “Ne Güzel Kul, Kesinlikle o [Evvab] ~yönelendir.” şeklinde yakınca metinle belirtilebilmekte ki burada Süleyman Peygamberin'de sürekli olarak Allah'a yönellik bir kul olmuş olabildiğini görebiliyoruz in Şa Allah.
Ve şimdi de daha önceden de bu Kitabta vurgulanmış Yüce Kur'an Ayetlerinden birini tekrar dikkat edelim. Allah'ın Resulü Yusuf (a.s.v.s.)'ın duasını tekrar hatırlayalım:
yaklaşık bir metin olarak:
“Rabbim, bana mülk'ten Verdin ve bana hadiselerin(~olayların) tevilinden Öğrettin. Göklerin ve yerin Fatır'ı Sen'sin. Sen dünyada ve ahirette VELİ'msin. Beni müslüman olarak vefat ettir. Ve beni salihlere dahil Et.”
Ve işte Mümtehine Suresinden, İbrahim Peygamber ve yanındakilerin bize örnek tutumları ve yaptıkları dua örneklenmiştir. Yukarıda belirtilen Ayetlerden son kısımlara (dua içeren kısıma) yakınca bir metin olarak in Şa Allah:
“Rabbimiz, Sana tevekkel ettik ve Sana yöneldik ve Dönüş Sana'dır.
Sizlerle paylaşmak istediğim bir başka husus ise ''Sırat-ı Müstakim'' in ne anlama geldiği konusudur. Bunun sebebi bazılarının insanları doğrudan saptırmaya yeltenirken bu ifadeyi kullanabilme cüretkarlığına yeltenebilmeleridir. Bu gibisi, sırat-ı müstakime atıf yaparken HAŞA ''...orta yoldan ayrılma...'' gibi bir mana yamamaya çalışabilmekte ve dini çarpıtmaya -bir şekilde- yeltenmiş olabilmektedir.
Sırat-ı müstakim ''orta yol'' DEĞİL, ''doğru yol'' ve hatta ''dosdoğru yol'' DEMEKTİR ve doğal olarak ikisi her zaman aynı şeyi ifade etmez.
Doğru yol bazen sertliği ve / veya bazen yumuşak olmayı gerektirebilir ve her zaman ortalamak manası taşımaz.
Sırat-ı müstakim'in Kur'an'ı Kerim'deki kullanımını merak edenler aşağıda belirtilen ayetleri inceleyebilir:
Al İmran Suresi(3) Sayfa 55, Ayet 51; En'am Suresi(6) Sayfa 143, Ayet-126 ve Sayfa 148, Ayet 153;
Hicr Suresi(15) Sayfa 263,Ayet 41, Nahl Suresi(16) Sayfa 274 Ayet 76; Suresi(19) Sayfa 306, Ayet 36;
Ya Sin Suresi(36) Sayfa 443, Ayet 61; Zuhruf Suresi(43) Sayfa 493 Ayet 64.
Konu Kur'an-ı Kerim'de yeterince açıktır.
28.08.2007(orj*)Biz EL-HAMDÜLİLLAH DERİZ
Biz SUBHANALLAH DERİZ
Biz ALLAH-U EKBER DERİZ
Biz La ilahe İLLALLAH Muhammeden RasulULLAH DERİZ
Rabbim Allah, Şeriatına kavuşmayı nasip eyle in Şa Allah.
Rabbim Affet
Paylaşımı gerekli sayılan bir hususta günümüzde pekçok tuzakların bulunduğu bir husus hakkında kardeşlerimizi uyarabilmektir in Şa Allah. Bu tuzak din kardeşimizin dine, imana yaklaşayım diye düşünürken, -bir şekilde- düşebilme tehlikesi içeren bir tuzaktır. Derken, kişi, sağ taraftan gibi yaklaşan/görünen bir tuzak ile çeldirilmeye yeltenilebilir. Muhtemelen ilgili aktörde güya din hususunda konuşan biri veya bir kitap vs. de olabilir. Tüm müslümanların bu tip konularda çok hassas ve dikkatli olması çok önemlidir.
Meselenin özü, bir kişinin karşısındaki bu gibi unsurdan, din adına gibi ama aslen yanlış olan, birçok şeyi işitebilmesi hususundadır. İşte bu çok büyük bir tehlikedir. Şeytandan lanet bir şeydir. Lütfen bir öğüt olabilmesi umuduyla aşağıdaki ayetleri de dikkatlice tefekkür ediniz:
Araf Suresi(7) Sayfa 153tdeki İlk Ayetlerden
Bakara Suresi(2) Sayfa 24'teki Son Ayetler
Bakara Suresi(2) Sayfa 11'deki Ayetlerden
Araf Suresi(7) Sayfa 152'deki Son Ayetlerden
Yunus Suresi(10) Sayfa 215'deki Son Ayetlerden
Mümin Suresi(40) Sayfa 471'deki İlk Ayetlerden
ve pekçok başka yerde de tavsiye ettiğimiz bir ayet olarak:
İsra Suresi(17) Sayfa 284'teki Ayetlerden
ve ayrıca bilinmeyin arkasına düşüp, Allah'ın kulları hakkında dahi kötü söz söylemenin, Allah katındaki büyüklüğü hakkında olarak:
Nur Suresi(24) Sayfa 350'deki Ayetler
Evet, öyleyse Allah ve Dini hakkında bilinmeyeni konuşmak, çok ama çok ağır bir suçtur, zulümdir. Delil olmaksızın nasıl konuşabildi. Kişi asla böyle bir hataya düşmemelidir. Çevresinde, boşboğaz ve geveze bir kimse olabilir ve / veya onu sürekli sorular sorarak ''<Allah ve dini hakkında>'' kendisinin bilgisi olmadığı şeyleri ısrarla söyletmeye yeltenebilir.
Aman dikkat müslümanlar. Şeytan bazen, sanki ''....bir olayın bir şekilde verilmesi gereken tek cümlelik, tek kelimelik bir cevabı varmışta, böylesine açık sorulara nasıl olur da cevap verilmezmiş.... '' gibisinden yaklaşıp, muhatabını yalan yanlış birşeyler söylemek zorunda bırakmaya yeltenebilir. (ancak yanlış anlaşılmasın, sorulan bir sorunun bilinen bir cevabı varsa, açık bir şekilde cevap vermek müslümanlığın gereğidir. Lafı eveleyip gevelememek esastır. Dolayısıyla kastım, birilerinin Allah hakkında bilinmeyen şeyleri söyletmeye zorlamasına karşıdır.)
Burada asıl bilgelik, kimsenin, her ne konumda olursa olsun ve isterse bir hoca, imam vs. olup kendisine soru soranda meraklı küçük bir çocuk bile olsa ''bilmiyorum, bu hususta sana verebilecek net bir bilgi, delil bilmiyorum.'' diyebilmesidir.
Ah, keşke böyle bilgelerle beraber olabilsek....
Bu sebeple, yeniden aman dikkat müslümanlar. Aldanmayın. Sohbetlerinde Kur'an ayetleri okumayıp, Yüce Rabbimiz Allah hakkında Buyurulmamışı söyleyenlere karşı çok dikkat edin. İmanınızı kollayın. Söylediklerin de ön kabullü gibi konuşabilirler ve böylelikle tuzak çok tehlikeli ve derin olabilir. Çok dikkatli olun; ortada Kur'an ayetleri zikredilmeksizin / okunmaksızın yapılabilmiş sohbetler hakkında bir istatistik yapmadım ama tahminimce hemen hemen pekçoğunda bir yalana düşme olasılığı çok büyüktür.
Aman dikkat, sol taraftan ateşten kaçıp kurtulmaya çalışırken, ters köşe, sağ taraftan çakılmasın kimse in Şa Allah.
Lütfen Kur'an'a sarılın ey insanlar ve gereği gibi mücadele edelim, amel edelim.
10.05.2008Yüce Allah bana nasip eder veya etmez, elbet bilmiyorum.
Ama Yüce Allah dilerse, halis kullarına şunu da vasiyet ederdim:
Mekke'de Mescid-i Haram'ın çevresinin genişletilmesi ve Kabe'nin etrafındaki o dikili çıkıntının yıkılıp tarumar edilmesidir.
Beytullah'ın etrafına örülmüş duvarlar yıkılsın ve alan genişletilsin.
ve yineliyorum; o çıkıntı tarumar edilsin.
11.11.2008Muhammed Suresi(47) sf 506 son ayet
-----------------------------------------------------------
Kur'an-ı Kerim okurken pekçok ayette “kgul” yani “deki” emrini içeren ayetler okuyabilmekteyiz. Bu gibi ayetlerden bir kısmı direk olarak peygamber efendimize(a.s.v.s.) yönelme şeklinde oluşmuş olsa bile ; bu ayetlerdeki de emirlerin pekçoğunun müminlerin de uygulayabilmesi gereken bir Emir olarak adledilmesi doğrudur. Dolayısıyla, bu emirlere uymanın önemine binaen, durumu Kur'an Ayetleri ile örneklemeyi doğru görüyorum in Şa Allah:

Dolayısıyla, deriz ki:


Dolayısıyla diyorum ki:

Ve Nas Suresi:
Dolayısı ile bende

“O Allah Ki Bir'dir. Allah Samed'dir.[Kendisi Hiçbirşeye muhtaç almadığı halde herşey O'na muhtaçtır.] Doğrumamıştır, Doğrulmamıştır. O'na hiçbir
“Felağın Rabbine sığınırım. Yarattıklarının şerrinden,, vegab olduğu zaman <ğasikin>'in şerrinden, düğümlere üfüren üfürükçülerin şerrinden, ve hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden”
“nas/~ın/insanların Rabbine, nas'ın/~/insanların Melikine, nas'ın/~insanların ilahına sığınırım,
Bize bunları Öğreten Allah'a şükürler olsun.
Yazım tarihi 10.10.2010--------------------------------------------------------Yaratılış Hakkında
Yaratılış hakkında bazı ayetleri bu başlıkta vurgulamayı uygun görüyorum:


Bakara suresindeki(2) ilgili ayet incelendiği zaman,
Biraz dikkatli ve derince düşününce, ayetin coğrağrif bir gerçeğe işaret edebilerek bir bilimsel mucizevi yöne de sahip olduğunu görmekteyiz. Bir dünya haritasına bakıldığı zaman, Mekke ve Suudi arabistanı haritanın hemen hemen neredeyse ortasında görürüz. Ve coğrafyayı düşündüğümüz taktirde, Şehrin öylesine bir noktada olduğunu anlarız ki asya, afrika ve batıya bir köprü konumu şeklindeki bölge olarak algılanabilir ki bunlar kıtasal kütleler olarak ele alındığında, dünyanın birer ana kıtasal kütleleri olarak ele alınabilir. (ayrıca bölgenin adına atfedilen 'orta doğu' ismi veya bunun diğer dillerdeki benzer karşılıklarına tekabül eden kelimelerinde 'vasat ümmet' kavramına bir kat daha kuvvet kattığı değerlendirilebilir. )
El-Hamd-ü-liLLAH-i-Rabbil-alemin
10.10.2010-----------------------------------------------------------
Birçokları için yüksek ve/veya bazen fahiş fiyatlarla satılabilen bazı yazılımlar ciddi bir sıkıntı verici durum oluşturabilir. Bu yazılımları almaya gücü yeterli olmayan veya çok büyük fedakarlıklar göstermesi gerekebilen kardeşlerimize bu noktada sabır telkin ederken freeware yazılımlara yönelmek gerekli olabilir veya shareware ve deneme (trial) sürümlerinden uygun şartlar sağlayanlardan birçok zaman faydalanmak uygun olabilir. İn Şa Allah, bizlerde Rabbil Aleminin'in razı olacağı istikamette amellerimizi işleriz. Durumu değerlendirelim.
24.09.2007 (03/08)
-----------------------------------------------------------
Adalet ile hükmetmek ve Şahitlik Hakkında
Bazısının adalet, adalet ile hükmetme, şahitlik hususlarına karşı ''çok cahil, tutarsız'' yaklaşımlarda bulunabildiğini gördük. Kimisi
-kendi çıkarlarına bir zarar gelmiyorsa- her tür çarpık hikayeyi, mizanseni söylemeye hazırmış gibi bir tablo sergileyebilirken, kimisi de ya keyfe keder çeşitli bahaneler öne sürerek şahitlikten kaçınmayı -galiba- kendine göre iyi bir hamle olarak değerlendirebilmektedir.
Elbette Yanlıştır. Hayır, kesinlikle yanlıştır.
Konunun ciddiyetine vakıf olamamışların uyarılmasını Yüce Allah'tan dilerken, aşağıda konu ile ilgili belirtilmiş bazı ayetlerin gözden geçirilebilmesi temennisiyle*
*Kur'an-ı Kerim'de ilgili konularla alakalı çok daha fazla ayet bulunmaktadır. Bu nedenle bu yazı konunun Kur'an'daki konu ile ilgili
hususların yerine geçmez. Burada sadece çarpıklaşmış hususa ilişkin bir uyarı olması babında bazı ayetlere dikkat çekilmek istenmiştir.
Nisa Suresi(4) Ayet 135
Nisa Suresi(4) Ayet 58
Nisa Suresi(4) Ayet 8
Nisa Suresi(4) Ayet 105-109
An-Nahl Suresi(16) Ayet 126-127-128
Al-Hucurat Suresi(49) Ayet 6
Al Mearic Suresi(70) Ayet ...32,33....
Al-Ahzab(33) Suresi Ayet 70
An-Naml Suresi(16) Ayet 90
Al-En'am Suresi(6) Ayet 151,152,153
Al- Ahzab(33) Ayet 35
.............
01.10.2007 (27/0/07)
-----------------------------------------------------------
Bir Nevi Paranoya VakasıNahl Suresi(16) Sayfa276'daki Ayetlerden
Bu, paranoyak inanışın bir mahsülüdür sadece.
Tevbe Suresi(9)nden en azından Sayfa 193,194....okuyunuz.
Ayrıca,
Nisa Suresi(4) Sayfa 93'teki İlk Ayetlerden
Saffat Suresi (37) Sayfa 446'daki Ayetlerden de (incelenebilir)
Allah'ın bizim için yazdığından
başkası asla bize erişmez. Allah'tır bizim
Mevlamız.
Müminler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.
Hem gerçekten zulüm olsaydı bile
ve gerçekten birgün Allah yolunda savaşa çıkmak gerekseydi,
bundan daha şeref verici birşey olabilirmiydi....
Veya pekçok şeye Allah yolunda sabredilse idi..,
Pekçok şeyle Allah yolunda mücadele edilse idi..,
Evet, belki fakir, belki zulm görmüş ve belki .... ama
Eğrilmeden, ağzını eğip bükmeden doğru
ile dil ve kalp ile de mücadele verilse,
sabredilse idi..
Ama elbette o, insanlardan korkar. Hatta Allah'tan korktuğundan daha
fazla.
Elbet onu, Allah katında hesaba çekildiği zaman görmeli.
Şüphesiz Allah, Kullarını Çok Esirgeyen ve Hesabı Çabuk Görendir.
29.05.2008
-----------------------------------------------------------
Ömrümüzde hepimiz yanlış yapmışızdır. Ve Allah'tan bağışlanma umduk, diledik. Ve kötülükten uzaklaşmaya çalıştık. Allah, inş Allah, Yüce Allah, günahlarımızı affeder.
Ancak müslüman (günahta) bilerek ısrar etmez, etmemeli. Pekçok müslüman bakkalımız var. Neden içki ve sigara satarlar!....
Bu dünyanın küçük menfaati bir hasatlık ürüne benzer....
11.2007Bu ülkenin vatandaşı olmayıpta başka diyarlarda bulunan müslümanlar da benim kardeşimdir. Onların akan kanını kimse bizlere unutturmaya kalkmasın! Geniş coğrafyalarda müslümanlara savaş açılmışken, -gıyablarında da olsa- onlar olmadık ithamlara maruz kalırken bizden -her zamanki gibii- ''memory erase'' yapılmasını istemesinler. Kaldı ki maalesef daha olanların çok ama çok azını söyleyebildim. Gerçekler bir gün ortaya çıkar ve Adaletlilerin En Adaletlisi Olan Yüce Allah'ın adaleti tecelli eder.
20.12.2010 - 12.11.2008(orj.*)YOO, Hayır! Ben Kafiri Sevmiyorum
Bir önce ki konu bağlamında da ele alınabilecek ve özelikle bazı insanlara bir uyarı olarak ele alınabilecek bir başlıktır bu. Sinsi sinsi dine sokulup, insanları morfinlemeye, aldatmaya yeltenilebilen bir fitnenin uzantısıdır bu. Bazılarından duyulmuş olabilir : ''.... Ben herkesi çok seviyorum......'' , ''....herkes benim için birdir....'', ''benim için karşımdakinin inancı önemli değildir.....'', ''.....Sevgi,sevgi....herkese kucağımı açtım, seviyorum....'' vs. vs.
Evet, bazısı buna benzer konuşmuş ve bazısı da bu tarz bir bakış açısını Dinle bağdaştırmaya çalışmaya yeltenmiş olabilir.
Reddediyorum. Topunu birden reddediyorum. Benim için her insan bir değildir ve olamaz. Bizler, kafirlerden uzağız inş Allah.
Onları tanımıyoruz. Rabbini tanımayıp, nankörlük edenlerle aramda bir öfke ve düşmanlık hasıl olmuştur.
Onlar sevimsizdirler, kötüdürler. Sevmiyoruz ve inş Allah sevmiyecezde. Taki onlar Bir Olan Alemlerin Rabbi Allah'ı birleyerek tanıyana kadar.
.........
Bu *sözde* sevgi yalanı ve seviyesizliği, bazısına ne kadar sevimli gibi görünse de topunun bütün bu istek ve arzularından,
Kuddüs Olan Allah'a sığınıyorum.
Yüce Rabbim Allah, tüm Muhammed(a.s.v.s.) ümmetini ve tüm inanan insanları da kulu İbrahim'in izinden giden
hanif müslümanlardan eyleyip, müslüman olarak can vermeyi nasip eylesin inş Allah. Kullarından İbrahim'e selam!....
Mümtehine Suresi (60) Sayfa 548
13.05.2008
-----------------------------------------------------------
Tağuta Boyun Eğen, İslam Bayraktarlığına Kalkmasın.Önce tağut İnkar Edilmelidir.
İslam islamdır. Hak batıldan apaçık ayrılmıştır.
Tağuta boyun eğen, İslam bayraktarlığına kalkmasın.
Bunun adı fitne olur.
Tağut'u inkar şarttır. herkim tağutu inkar edip Allah'a inanırsa sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Allah inananların Velisidir.
Kafirlerin velisi ise Tağuttur:
Bakara Suresi Sayfa 41'deki Son Ayet ile
Bakara Suresi Sayfa 42'deki ilk Ayet
Benim gibi kimseleri ve inananları, *güya* müslüman ve İslami bir cepheden konuşuyormuş gibi taklit ederek ve tağuta iman ederek, kimse çeşitli iğrenç ithamlara maruz bırakmaya kalkmasın:
çeşitli iğrenç ithamlara maruz bırakmaya kalkmasın:
Nisa Suresi(4) Sayfa 85'teki son ayet
O, dümensizler varya, o tağutu hakem yapmak isteyenler varya....:
Nisa Suresi(4) Sayfa 87'deki ilk ayet
İnananlar, Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tağut yolunda.
Nisa Suresi(4) Sayfa 89'daki ilk ayetlerden
Allah katında yeri daha kötü olanı heber vereyim mi:
Maide Suresi(5) Sayfa 117'deki ilk ayetlerden
Öyleyse, Allah'a kulluk edin, tağuttan sakının:
Nahl Suresi(16) Sayfa 270, ilk ayetlerden
Allah'ın, tağuta kulluk etmekten sakınan kullarına müjde var.!... Yaşayın, sevinin, Ey, Allah'ın doğru yola ilettikleri gerçek akıl sahipleridir....
Zümer Suresi(39) Sayfa 459'daki ayetlerden
-----------------------------------------------------------En Doğruyu ve ayetlerin en gerçek manasını şüphesiz Allah bilir.
Ancak günümüzde, evrenin genişlediğini çeşitli kaynaklardan duyabilmekteyiz. Bu durumun 20nci yüzyılın bir buluşu olduğu söylenmektedir. Gerekli gözlem ve hesaplamalar sonucunda keşfedenin 1920lerin sonunda Hubble olduğu söylenmektedir. Ancak Kur'an'a inananlar ve okuyanlar, bu gerçeği yaklaşık 1400 sene öncesinden bilmekte / işitmekte idiler. Bu bilginin verilişi, Kur'an'ın Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah katından indiğini kanıtlayan çok önemli delillerden biridir.
Zariyat Suresi(51), Sayfa 521'deki Ayetlerden
Eğer bu durumun nasıl bulunduğuna kısaca bir göz atmak istersek, Hubble'ın kendisine rasathanede bu işte tahsis edilmiş son derece büyük teleskopla galaksiler üzerinde yoğunlaştığını görürüz. Gözlemleri ile galaksilerin içerisindeki büyük yıldızlardan bazılarını seçmeye çalışmıştır ki bunlar sefeid değişken yıldızlarıdır. Bu yıldızların ışımaları belli periyotlarla değişebilmektedir. (ki her ne kadar bunlarında çeşitli tiplerinin bulunduğu da söylenebilsede) Yıldızlar çeşitli ışıma ve karakteristikleriyle, diğer yıldızlardan ayırt edilebilir, sınıflandırılabilir ve bu yıldızların yakınlardaki iyi bilinebilen misallerinin karakteristikleri sayesinde (ki parlaklık, ışıma periyodu, tayf, kütle vs.), gözlenen galaksilerdeki muadillerinden kaynaklı oluşumların seçilebilmesi ile pekçok çeşitli bilginin ediniminin mümkün olabildiği belirtilmiştir.

Yakınlardaki muadil yıldızlarla kıyaslanınca, sefeid yıldızlarının tayfı kırmızıya kaydığı belirtilmiştir. Bu, tayftaki çizgilerin biraz kayması anlamına gelir. (ve cisim kozmik açıdan da çok uzak olmadığı sürece kayma küçük sayılabilir) Bu kayma, cismin başka elementlerinden kaynaklı çizgilere ve / veya başka orbitallerden kaynaklı fotonlara ait değildir fakat bir distal uzaklaşma hızına işaret eden kırmızıya kaymadır.)
Bu durumu, pekçok insanın günlük yaşamda karşılaşabileceği doppler kaymasına benzetebiliriz. Örneğin yanınızdan geçen ve siren çalan bir itfaiye aracını düşünebiliriz. Duyulan ses tonu, aynı olabildiği halde, araç size yaklaşırken ve yanınızdan geçerken değişebilir. Araç size yaklaşırken farklı bir ton, sizden uzaklaşırken farklı bir tonda ses verebilmektedir. Bu durum, araç yaklaşırken sesin dalga boyunun kısalması, uzaklaşırken de sesin dalga boyunun uzaması durumudur.
İşte muhtemelen itfaiye arabasının sesindeki bu farkı tahmin edebilirsiniz. (ki sesin şiddetine bağlı olan değişimden farklıdır) Bu değişime doppler etkisi denilebilmektedir. Bir ışık kaynağının uzaklaşırken sergileyebildiği değişimden bahsederken de, buna kırmızıya kayma adı verilebilmektedir.
Hubble daha fazla galaksiyi gözlediği zaman, galaksilerin bizlerden uzaklaştığını görebilmiştir. Ve daha da ötesi, -yeterli uzaklıktaki- galaksilerin birbirlerinden de uzaklaştıklarını keşfetmiştir. Ve evrenin genişlediğini anlamış, keşfetmiştir.
Her ne kadar, herşey tam mükemmel olmasa da, gözlemlediği şey çok gerçekti ki evren genişlemekteydi. Günümüzde, pekçok başka veri, olum, hesap ve teknik bizlere evrenin genişlemekte olduğunu tekrar tekrar ispatlamaktadır. El-Hamd-u-lillah. Hamd, ayetlerini bize pekçok şekillerde açığa vuran ve gösteren Alemlerin Rabbi Yüce Allah'a aittir..
Şüphesiz, inanmak için pekçok sebep var. Ve bu sadece birisi, ve yeterli.
Hakka inanan ve anlayan ve sakınıp gereğini yapan akıl sahiplerine selam olsun ..
çv.05.09.2008 (orj.04.09.2008 )Allah herşeye kadir'dir. Kur'an, O'nun Katın'dan hak olarak inmiştir. Ve biz buna şahidiz.
Bizler şahidiz ki ''Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.''
İşte bilimsel bir mucize ile birlikte yeni bir ayet:
Mülk Suresi(67) Sayfa 562
Bu ayetlerde, o zamanın insanlarının kavramadıkları bir hadiseye, gök cisimlerinin Dünya'ya girebileceğine işaret eden duruma işaret edilmektedir. Bu şüphesiz ki bir mucizedir. Bilimsel bir mucizedir ki yaklaşık 1400 yıl öncesinden gökcisimlerinin Dünya'ya gelebileceğine ve bizim bunun ne anlama geldiğini bileceğimiz belirtilmiştir.
Tam da ayette belirtildiği gibi, bugün böyle bir hadisenin nasıl meydana gelebileceğini veya neye benzediğini biliyoruz. Günümün astronomisi, gezegen bilimi bu fenomeni çok daha iyi anlamaktadır.
Dolayısıyla, bildiğimiz bu bilimsel hadise hakkında bazı bilgileri paylaşalım:
Günümüzde, böylesine devasa hadiseleri bilmekteyiz. Belki de bugün, bunlardan en açıkça görülebileni Arizona'daki Meteor Krateri'dir. (Meteor Crater) Krater, gerçekten büyüktür: 200 metre derinliğinde, 1.2 kilometre genişliğindedir.
Öte yandan, bazı daha büyük kraterler de uydu görüntüleri yardımıyla öngörülebilmiş ve / veya fark edilebilmiştir. Bu şekilde dahi fark edilmeleri biraz zor olabilse de bilim insanları bunların göksel kökenli olabileceklerini öngörebilmektedirler. Ortalama olarak, bir çarpıcı atmosfere yaklaşık 20-30 vs. kilometre / saniye hızlarla girebilmektedir. Bu büyük bir enerjidir. Formülü hatırlayalım:
E = (1/2) m v²
Dolayısıyla, 75 kg'lık bir kütlenin 40 km/sn'lik bir hızla çarpışı 0,5*75*(40.1000)2 = 4,5 * 1010 joule'lük bir enerjiyi ortaya çıkarır. Bu, yaklaşık 100 tonluk bir dinamitin patlamasıyla açığa çıkabilecek etkiye bedeldir.
Bununla beraber, Yüce Allah, bizleri böyle cisimlerin yere ulaşmasından Korumuştur. Allah'a çok şükürler olsun....
Bir gökcisminin atmosferi aşıp yere ulaşabilmesi için pekçok parametreye bağlıdır: Yoğunluk, kütle, giriş hızı vs. Bu sebeple gezegen bilimcileri bir kayasal cismin yere ulaşabilmesi için 100 metre çapı, bir demirsel cisim için ise 50 metre çapı öngörebilmektedirler. Ne olursa olsun, cisim yere ulaşamasa bile atmosferden girerken, atmosfer gazları ile arasında oluşabilen sürtünmeler dolayısıyla büyük enerjiler açığa çıkabilmektedir.
Ayrıca, Yüce Allah, bahsedebileceğimiz bazı başka mekanizmaları da devreye koymuştur. Alim Olan Allah'a şükürler olsun.
Örneğin, Dünya'nın uydusu olan Ay, çarpması muhtemel bazı gökcisimlerine süpürme etkisi uygulayarak, Dünya üzerinde koruyucu bir etki yapabilmektedir. Ve belki de böyle bir etki, geçmişte Dünya üzerindeki pekçok yaşamı kurtamış olabilir.
Ve örnekler çok daha çoğaltılabilir ....
Denge çok hassas koyulmuştur. Buna hiç şüphe yok.
Tarihi kayıtlarda, böylesine devasa bir olay, 30 haziran 1908'de Sibirya'da vuku bulmuştur. Olay, bölgenin adından ötürü Tunguska olayı diye adlandırılmıştır. Gökcisminin yere ulaşmadığı söylenmesine karşın, balast etkisinin ulaşabildiği söylenmiştir. Görmedim ancak balastın büyük bir ateş topu olarak ilerlediği belirtilmiştir. Ve sonrasında da toz bulutunun yukarılara doğru yükseldiği söylenmiştir. Bulutun parlamasının olaydan sonra günlerce parıldadığı belirtilmiştir. Ve bazı kaynaklar farklıca bilgiler verebilselerde, olayın 30 kilometre karelik bir alanı etkilediği belirtilmektedir. Bölgedeki yaklaşık 2150 kilometrelik bölgede ağaçların yere yattığı / eğildiği fakat olayın tam üzerinde gerçekleştiği bölgede ise, ağaçların dallarının kopmuş ve dik bir şekilde durduğu belirtilmiştir.
Rusya, senelerce yabancıların bölgeye girmesini yasaklamış. Ancak, insanlık, yukarıda da belirtildiği gibi böylesine devasa bir olaya şahit olmuştur.
El-Mulk(67) Suresi Sayfa 562
Şüphesiz, herşeyin En Doğrusunu Allah Bilir.
Allah herşeye Kadir'dir. O Samed'dir.
*(olayla ilgili olarak “Sayhaten Vahideten - Bir Çığlık ve ....” başlığı incelenebilir. )29.06.2008 (orj.21.06.2008)
-----------------------------------------------------------Arz la İlgili Bir Kur'an Mucizesi

VE LiLLAH-İ MA Fİ-S-SEMAVATİ VE-L-ARDZ VE LİLLAH-İL-HAMD
28.10.2009(orj.*)Enbiya Suresindeki Bir Ayet İle İlgili
Kur'an'da geçen ve günümüzün bilimi ile açıklığa kavuşan mucizelerden birisi de yörüngelere yapılan işarettir:
Enbiya Suresi (21) Sayfa 323'teki Son Ayetlerden
Ayetler öylesine mucizevi yönler ihtiva etmektedir ki....
Allah'ın geceyi, gündüzü, Güneşi ve Ayı Yaratan olduğu buyurulmakta ve .... bir yörüngede yüzdüğü belirtilmektedir.
Bu öylesine güzel bir anlatım içermektedir ki.. Düşünün: önce gece ve gündüzle Dünya'nın ekseni etrafındaki dönüşüne atıf olmuş olmaktadır ki bu dolayısıyla, gökcisimlerininde kendi ekseni etraflarında dönüşüne bir işarettir ve mükemmel bir ifade tarzıdır. Yerdeki ve Göktekilerin Hamdı, Yüce Allah içindir.
Ayetin devamında ise Güneş'e ve Ay'a ve yörüngelere atıf vardır ki buda günümüzde bilebildiğimiz gökcisimlerinin yörüngesel
hareketine bir işaret olur ki, böylelikle, ayetin ifadeyi verişi mükemmel bir şekilde gerçekleşir. Bununla beraber, ayetin içerdiği
bilimsel mucizevi yön yadsınamaz bir gerçektir.
Bu bağlamda, bilimsel gerçeklere biraz göz atalım inş Allah:
Dünya, kendi ekseni etrafında, Güneş baz
alındığı taktirde ortalama 24 saatte dönmektedir.
(solar day) Eğer yıldızlar baz alınırsa o zaman
bir gün yaklaşık 23 saat 56 dakikaya tekabül eder ki buna da
yıldız günü diyebiliriz. (sideral day)

İşte Dünya'nın bu kendi ekseni etrafındaki dönüşü, Allah'ın izniyle, günlerin oluşumuna sebep olur. Dünya ekseni etrafında dönerken Güneşe bakan tarafı gündüz, diğer tarafı ise gece olur....
Ve Geceyi Yaratan Allah'a şükürler olsun ki böylelikle dinlenebilmek mümkün olmuştur / kolaylaşmıştır. Birçok süreç bu şekilde ilerlemektedir.
Gündüzü Yaratan Allah'a şükürler olsun ki böylelikle pekçok işlerimizi görmek mümkün olmuş, pekçok süreç bu şekildeilerlemektedir.
Rabbimizin nimetlerini saymakla bitiremeyiz....
Ve Ay.
Ay'da hem kendi ekseni etrafında döner, hemde Dünya'nın
etrafında. Ancak Ay, bununla beraber Dünya ile birlikte
Güneş etrafında dönmeye ve Güneş ile birlikte de Dünya ve Ay diğer yörünge hareket(ler)ine devam etmektedir!....
Yani, herbirisi bir yörüngede yüzmektedir. Aynen ayette belirtildiği gibi....
Ay, kendi ekseni etrafındaki dönüşünü, Dünya etrafındaki dönüşü ile aynı sürede yaptığı için Dünya'dan Ay'ın hep aynı yüzünü görürüz. Bu harekete senkronize yörünge hareketi denilebilmektedir.
Ay'ın kendi ekseni etrafındaki dönüşü yaklaşık 27 gün, 7 saat, 43 dakikadır.. Bu süre aynı zamanda yıldızlar baz alındığı taktirde ayın yörünge hareketinin bir turuna denktir ki bu aya sideral ay denilebilir. (sideral month).
Bununla beraber, Dünya'dan bakıldığında, Ay'ın Güneşe göre göreli olarak aynı pozisyona gelmesi için bir miktar daha süre geçmesi gerekir ki buda bildiğimiz takvimsel ay uzunluğuna tekabül edebilen aydır ki uzunluğu ortalama 29 gün, 12 saat, 44 dakikadır. (synodic month)
Yüce Rabbimizin taktiri ile biz hissetmesekte aslen Ay'da, Dünya'da, Güneş'te nispeten büyük hızlarla hareket etmektedirler.
Ay yüzeyinin ekvatorundaki bir kimse sadece Ay'ın ekseni etrafındaki dönüşü dolayısıyla bile saatte 10 mil, Dünya ekvatoru üzerindeki birisi ise sadece Dünya'nın ekseni etrafındaki hareketinden ötürü saatte (-diğer herşeyin durduğunu farz etmiş olsaydık bile-) 1000 mil hızla hareket etmektedir.
Yörünge hızlarında ise Ay, Dünya etrafında hareket ederken yaklaşık 3683 km / saat hızla hareket eder. Öte yandan Dünya ise, Güneş etrafında yaklaşık 30 km / saniye mertebelerinde hızlarla hareket eder ki buda 108.000 km / saat'e tekabül eder!.. İlaveten Ay'da Dünya etrafında dönerken Dünya'nın bu hareketine bir şekilde iştirak ediyor sayılır ve hatta, aynı yönde hareket ederlerken -göreceli olarak- bir bakıma Dünya'dan da hızlı bir yörünge hareketi (çizgisel hız) yapıyormuş gibi bir hal alır..
Ve Güneş. Oda bir yörünge hareketi yapmaktadır.... Evet, bilimsel değerlerde yanlışlık olabilir, tekniklerde hata olabilir. Ölçmek zor ve / veya pek olası olmayabilir. Ancak yinede günümüzde, astronomi, Güneşin ise yaklaşık 220 km / saniye hızla bir yörünge hareketi yapabileceğini öngörebilmektedir ki buda saatte 792.000 km'lik bir sürate tekabül eder!.... En doğrusunu Allah bilir. Ancak Yüce Allah bize Kur'an'da gökcisimlerinin yörüngesel hareketine işaret buyurmuştur ki bu bir mucizedir ve açık bir gerçektir ve görülebildiği gibi günümüzde -her ne kadar bilimin / insanın hataya düşme ihtimali çok olsada*- açık verilerle desteklenen bilimsel bir gerçektir.
Gökcisimleri Allah'ın birer takdiri olarak yörüngelerinde yüzmektedir ki Rabbimizin ayetleriyle bize bildirdiği gibi....
HAMD, ALEMLERİN RABBİ OLAN YÜCE ALLAH'ADIR
*Kastım açıktır ki bilimsel kanunlar Allah'ın birer emridir. (bkz. Ilgili makale) Ancak insan gerçekleri -tarih boyunca yaptığı gibi- doğru olarak göremeyebilmektedir. Dolayısıyla bilimde hatadan kasıt budur. Ve tüm bunların üstünde Herşey Allah'ın dilemesiyledir ve en gerçek bilme ve şuurda budur.
28.05.2008
-----------------------------------------------------------
Müminler Parçalanmasınlar, Birlik Olsunlar
Al-İmran Suresi(3) Sayfa 62'deki ilk ayetlerden
Es-Saff Suresi(61) Sayfa 550'deki ayetlerden
Eğer inananların arasında anlaşamadıkları bir husus olursa onu Allah ve Resulünün önünde muhakemeye götürsünler. Muhammed Resullullah(a.s.v.s.)'a direk olarak sorma imkanımız olmadığına göre, Kur'an ile sorgulansın. Kur'an müminlerin bir arada kalabilmeleri için en önemli bağdır. Konuşan Kur'an'a göre konuşsun, onunla muhakeme etsin. Kur'an'da insanların karşılaşabilecekleri mesellerin hepsi belirtilmiştir, reçeteler verilmiştir. *
Selam ve dua Resulü Muhammed'in üzerine ve diğer resullerinin üzerine olsun....
(*kimse olayı başka yöne saptırmasın. İnsanın iman fıtratına uygun olarak hayatında karşılaşabileceği her durumlarla ilgili ona yol gösterebilecek tüm kıssaların bulunduğu kitaptır Kur'an. )
23.05.2008
-----------------------------------------------------------
Kimse Fasıklığı Hafife Almasın
Günümüzde bazısı ''.... biliyorum -!günahı büyük!- ama ....'' türünde konuşabilmiş olabilir.
İşin çok beter bir tarafı ise bu tarz konuşabilmiş bir kimsenin, aslen zamanında inanıp, sakınıp, gereği gibi yaşamış bir kimse olabilmesidir. İşte bu gerçekten tam bir felakettir. Allah bizi korusun.
Ancak, bu tipte bazıları, kendilerinin içine düştükleri felakete karşı kulaklarını tıkamış, gözlerini yummuş, tam bir vurdum duymazlık ve pişkinlikle hareket edebilmiş olabilir. Hayır, öyle değil. Yanlıştalar ve yanlızca kendilerini kandırıyorlar, biliniyorlar, yaptıklarını iki yanlarında bulunan katipler kayıt ediyor ve ayrıca aslen çevreye karşı da rezil bir durumdırlar.
Bu duruma, yani fasıklığa, en güzel cevabı Kur'an-ı Kerim ile verelim:
Secde Suresi(32) Sayfa 415'teki son ayetlerden
Hucurat Suresi (49) Sayfa 515'teki son ayetlerden
Saff Suresi(61) Sayfa 550'deki son ayetlerden
Al-İmran Suresi(3) Sayfa 59'daki son ayetlerden
Bakara Suresi(2) Sayfa 4'teki ilk ayetlerden
25.05.2008
-----------------------------------------------------------
Allah'a sığınırız
kovulmuş şeytandan
dürtüklemelerinden
hevaya uymaktan
Allah'a sığınırız
şirkten
zerre kadar meyletmekten
Allah'a Sığınırız
yalancılıktan
iki yüzlülükten
kibirden
gösterişten
o hasetçiden
Rabbimize, Yüce Allah'a Sığınırız
içkiden, kumardan
zinadan, fuhuştan, hırsızlıktan
ve tüm şeytan işi pisliklerden
Ey Yüce Allah
bizleri koru böylesi şeylerden
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Ey Yüce Rabbimiz,
Namazarımızı makbul, mübarek ve vaktinde kılmayı nasip eyle.
Bizleri namazlarda devamlı kıl.
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Rabbimiz,
Bizlere zikredebilmeyi, şükredebilmeyi, tefekkür edebilmeyi,
Dua edebilmeyi, tövbe edebilmeyi nasip eyle.
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Yüce Rabbimiz Allah'a sığınırız
Razı olmadığı herşeyden
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Yüce Allah'a sığınırız
cahillikten
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Rabbimiz, Rızanı kazanabilmek için bizlere vesileler kıl.
Bizi düşmanlarına düşman eyle, onlara karşı bize yardım et ve onlardan veli edindirme bizlere ya Rabbi.
Rabbimiz, bizleri böylelerinden doğu ile batı gibi hatta daha da uzak eyle.
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Rabbimiz,
Bize kafir, müşrik ve münafıklardan veliler edindirme
İçimize sınmışlara karşı da bize yardım et.
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Rabbimiz, bizleri korumanı diliyoruz
Bizlere inanan kullarına vaadetiğin cennetinden mekanlar ihsan eylemeni diliyoruz.
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Rabbimiz, ilmimizi arttır.
Rabbimiz, bize verdiğin, lütfeylediğin nimetleri israf edenlerden eyleme.
Rabbimiz, bizi hıyanetkar, döneklerden eyleme. Böyle olmaktan uzak eyle.
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Rabbimiz, iman ettik
.... İbrahim'in, Yakub'un, İshak'ın, İsmail'in Rabbi Olan, Alemlerin Rabbi Olan Allah'a iman ettik.
Resulün Muhammed'e iman ettik Ey Yerlerin ve Göklerin ve ikisi arasındaki herşeyin Yaratıcısı
Rabbimiz, bizleri müslüman olarak var et ve müslüman olarak can vermeyi nasip eyle.
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Ey Alemlerin Rabbi Olan Yüce Allah,
Eğer dilimiz sürçer ve -bilerek veya bilmeyerek- yanlış bir şey söyler veya istersek,
bizlere bunu bağışla ve bizleri Doğru Yol'una ilet.
Lütfu Keremin olmasaydı biz bunları söyleyemezdik ve bilmezdik.
Dillerimizi düzeltmeni diliyoruz Ya Rabbil Alemin
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Resulün Muhammedin üzerine en güzel dualarımızı ve selamlarımızı kabul eyle Ey Alemlerin Rabbi.
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Rabbimiz,
Bizi affet. Günahlarımızı bize bağışla,
Lütfu Kereminle bizlerin de kusurlarımızı ört
Ey Bağışlaması Bol Rabbimiz,
Ey Rahman ve Rahim Olan Allah.
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Ey herşeye Kadir Olan, Alemlerin Rabbi Olan, Din Gününün Sahibi Olan Yüce Allah.
bizleri iyilerden kıl.
Hamd, Yanlızca Allah'a dır.
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Ey Kur'an-ı Kerim'in katından arapça olarak ve hak olarak indiği Yüce Rabbimiz,
Bize bu dünyada da hayırlar, ahirette de hayırlar ihsan eyle ve bizi Ateşin azabından koru.
İzninle Dinin hakkında yanlış şeyleri söylemeyelim, Katından hak Olarak İndirdiğin Kur'an-ı Kerim'e sarılalım.
Ey Rabbimiz,
Bizleri iyilerden kıl.
Ve bizlere müslümanlar olarak can vermeyi nasip eyle.
29 / 30.06.2008 (orj - - - - - - - )
-----------------------------------------------------------
Ve Bağlacının Kullanımının Önemi/Faydası Hakkında-----------------------------------------------------------
İsra Suresi(17) Son Ayetler, Sayfa 292
İster Allah diyerek yakarın, ister Rahan diyerek, En Güzel İsimler ile an ki En Güzel isimler Sadece O'nun'dur.
Namazında / Salatında ne yüksek sesle oku nede sessiz. İkisi arasında bir yol tut.
Deki Hamd, Övgü, Sena Allah'a mahsustur ki O çoçuk edinmeyip, Mülkünde hiçbir ortağı olmayıp, acizlikten ötürü hiçbir dosta
ihtiyacı olmayandır. Ve tekbir getirerek O'nu büyült / ulula.[İsra Suresinin(17) son kısmında]
14.07.2008
-----------------------------------------------------------Eşhedü en La ilahe illAllah-u VahdeHU La şerikeleH ve eşhedü enne Muhammeden AbdüHÜ ve RasulüHÜ
Şahadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur Ki Tekliğinde O'na yoktur bir ortak ve şahadet ederim ki Muhammed O'nun Kulu ve Resulüdür.
14.07.2008-----------------------------------------------------------
Ülkenin %..!'dan Fazlasının Müslüman Olduğu Söyleniyor....
Türkiye'de iman edip amel etmeye çalışan müslümanların sıkıntı duyumsayabildiği pekçok konu ve başlık var aslında.Bunlardan bir kısmına bu kitapta atıf yapıldı. Ancak konular elbette bunlarla sınırlı değil.
Aslen meselenin neresinden tutulabileceği bir ironi. Yani nasıl olurda bir ülkenin içerisindeki insanların %90'dan fazlası gibi ezici bir çoğunluğu kimlik olarak kendisini ''müslüman!'' derken her nedense müslümanca yaşama konusunda büyük bir duyarsızlık gösterir ve ötesi, müslümanca yaşamak isteyenlere birçok yönden tahdit uygulanır, görünmez-adı konulmamış bir baskı yaşatılır ve hatta -öyle veya böyle- bazı bazı işkence dahi yapılabilır..
Elbet bu dünya imtihan dünyası ve birçok sıkıntı elbet yaşanabilir. Ancak bu tip bir şey .... en masum adıyla bir anormalliktir denilebilir.
Şimdi tv'den vs. den birkaç kareye bakılıpta Türkiye değişti vs. diyerek işin içinden kestirmeye varılmaya kalkılmasın in Şa Allah.
Mesele sistem sorunudur. Köklü çözüm kağıt üzerinde olandır.
Örneğin baş örtüsü konusu sadece üniversiteye gitmek isteyen genç kızların sorunu mu!
Peki ya hiç düşünülür mü bir lise veya ortaokulda okuyan veya okumak isteyen başörtülü bir genç kızın durumu..
Ve hiç düşünülür mü dindar ailenin ebeveyninin çoçuklarını okula göndermekten soğutabilecek, çekindirebilecek çeşitli sebepleri olabileceğini ki ben şahsen hassas bir dindar kimse için şu gibi sebeplerin her birini kafi görebilirim ki bunlar . . . .
Peki ya hiç düşünülür mü çalışkan bir baş örtülü müslüman öğretmen adayı bayanın nasıl öğretmenlik yapıp yapamayacağı.. (..aaaa yoksa kötü örnek mi olur sonra öğrencilere, örtünmeyi özendirir mi yoksa! ..<şiiiş! .. bunun aptal bir modeli yokmu! O zaman iyi veya özendirici bir örnekte olmayabilir.. şiiş aman kimse duymasın..> )
Veya başka bir meslek adayının
Veya düşünülür mü öğrenci veya memur olmuş müslüman kimsenin namazı eda ederken ona yaşatılabilecek sıkıntıları -ki zamanlama, mekan tahsis edilmemesi vs. gibi hususlar hep kapsam dahilindedir- .... (fişlenme, işinde yükselememe vs. gibi şeylere daha hiç girilmeden belki daha)
. . . . . . . .
Sorun ve mesele çok ve derin. Hele hele %90'dan fazlasının ''müslümanız'' dediği bir ülke içinde böyle birşeyden bahsediyorsak ....
ironi – davul – davul – ironi – davul – davul - ironi ....
Ve işler birilerinin birkaç demeciyle çıkış yapmasıyla..değişse ama değişmiyor. Öyle değil. I, I. Öylece değil işte. Öylece düzelemiyor meseleler.
-- VE ZATEN HEPSİNDEN ÖNEMLİSİ --
EN BAŞTA OLANI: SEMBOLLERDİR.
Kimsenin sömürü yapması için değil ama aklı selime, Rabbe, doğruya istikametlenmek, absürtizme son vermek için; işe, SEMBOLLERİ değiştirmekle başlamalabilmeli.
Maksat bir mana vermekse ; Evet ''Farzın riyası olmaz'' ve İslam elbette ana gündem olmalıdır ve eğer hemen herkes müslümanım diyorsa bu diyarda : ''Nasıl Rabbe daha iyi kul oluruz.'' Bu soruyu sorabilmelidir Yöneticiler. Hizmet, elbette inşa Allah bunun bir yoludur. Bozulmayı, yolsuzluğu düzeltmek, israfı engellemek ve ıslah etmek elbette bunun bir yoludur.
Ama asla SEMBOLLERİ es geçerek değil.
Bu halk gerçekten YARATANA inandığını ve teslim olduğunu SEMBOLLER ile de ifade edebilmelidir.
Çünkü ''Egemenlik Kayıtsız Şartsız Allah'ındır.''
İyi günler olsun.
26.02.2009
-----------------------------------------------------------
Din İnsanların Kimliklerinin Birincil Belirtecidir
Din, insanların kimliklerinin BİRİNCİL belirtecidir. Şöyle düşünün: ''Siz sizinle aynı renkte, dilde, ırkta ve fakat sizden ve tamamen uzak, ortak bir muhabbet konunuzun, ortak bir paylaşımınızın olmadığı bir kişiye mi daha yakınsınız dır yoksa sizinle aynı ana dile sahip olmasa da, aynı renkte olmasa da kemküm anlaşabilsenizde, neredeyse her konuda ortak eğilim ve yönelimlere sahip olduğunuz bir kişiyle mi daha yakın olabilirsiniz.''
İnsanlar, sevmedikleri, ortak paylaşımlarının yeteri düzeye çıkmadığı insanlarla genellikle dost olmayabilir, ya da böyle olması düşünülür her ne kadar bu insanlar aynı ırk, dil vs. ye sahip olsa da. Bunlar yadsınamaz gerçeklerdir. Her ne kadar kabul etmemek, üstüne çarşaf çekilmek istenebilse de.
*Din, insanların inanç ve yaşam sistemi olarak tanımlanabilirde.
15.11.2008
-----------------------------------------------------------
Anayasa Değişikliği HakkındaGaybın İlmi Allah'ındır ve Bilmediklerimizi bilen de Allah'tır.
İşlerin iç yüzünü de Allah bilir.
Ve köklü bir anayasa değişikliği ve ardından da gelebilecek ilgili kanunlarla alakalı olarak;
Madem ki kimsenin Kur'an ile hiçbir alıp veremediği yok,
Ve madem ki bu ülkenin insanlarının pekçoğu inançlı olduğunu ve nüfusunun çoğunun da (%90'dan fazla) müslüman olduğu söyleniyor,
E o zaman, istişare ile içsel olarak çözülmeye çalışılması....
Ki gerilim lazım değil;
.. Gerilimin ardından herhangi bir dış müdahaleye de !!..(yurt dışı kaynaklı)
Ve Dinde zorbalık yoktur,
Ve birileri de hemen silaha sarılmazsa, ..
Kimsenin hakkı yenmez, kimseye de inancından ötürü de zulüm yapılmaz.. İslam rahmettir.
Ve yaygara koparmakla gerçekler değişmez, İnsanların inancı değişmez.
Zorla, kırmayla, dökmeyle gerçekler değişmez.
Bu ülke müslüman nüfusun çoğunlukta yaşadığı bir ülkedir.
Gerçek ise açık ve reeldir:
Allah'tan başka ilah yoktur. Bir'dir, Herşeyi Yoktan Var Edendir.
Sizlerin de bizlerin de Rabbi Allah'tır.
Öyleyse, İndirilen gerçek, Kur'an, inkar edilmesin.
Öyleyse, korkan Allah'tan korksun.
Ve dosdoğru olsun.
Rabbim dosdoğru yol üzerindedir.
El-Hamd-ü-lİLLAHİ-Rabbil Alemin
18.02.2009
-----------------------------------------------------------
Kur'an-ı Kerim Cüz Cüz İnmemiştir
----İlgili Ayet Meali----
Her şeyin en doğrusunu Yüce Allah bilir. Yüce Kur'an da bu ayetten kastedilennin ne(ler) ve kim(ler) olduğunu da en iyi Allah bilir. Ancak kesin bir gerçek ki Kur'an-ı Kerim cüz cüz inmemiştir.
Öyleyse bu adetten vazgeçilsin ve Kur'an nüshası basan matbalarda cüz bölümlerini kaldırsınlar.
26.10.2008(orj .....)
-----------------------------------------------------------
İslam'da Cuma Günü Tatil Günüdür Diye Bir Kural Yokturİslam'da Cuma Günü Tatil Günüdür Diye Bir Kural Yoktur
Cuma Suresini Okuyunuz
Ancak cuma günü namaza çağırıldığı VAKİT, İŞ BIRAKMA ve PAYDOS zamanıdır.
Bu bağlamda cuma gününün tatil olması gibi bir durum, İslami bir gereklilik değildir. Ayetlerde buna hiçbir işaret görünmemektedir.
Her ihtimale karşı bu gerçeği belirtmek faydalı olabilir bağlamında belirtilmiş olsun.
19.03.2009(orj.13.03.2009)Kur'an-ı Kerim okurken pekçoklarımız bu durumu fark edebilir. Ayetlerdeki vurguların bazıları hristiyan ve yahudilerin yapabildiği bazı hatalara atıf olmasından anlaşılabilmektedir. Örneğin Kur'an-ı Kerim'deki ''Meryem Oğlu İsa'' vurgusu, İsa'nın Meryem'in oğlu olarak bir beşer olduğuna dikkat çekilmesi hasebiyle de önemlidir. Bununla beraber Meryem'in dünya kadınlarının en üstünü olması sebebiyle de önemlidir.
İslam'da imanın en önemli donelerini zikrederken, Kur'an da yapılan vurgudan, ''Ortak koşmaksızın Allah'a iman'' ve ''Ahiret'' inancının en öncellenmiştir. Bu bağlamda şu anki Eski Ahit(Tevrat) metinlerinde, ''ahiret'' inancına vurgunun göze çarpmaması, elde mevcut metinlerdeki bazı belli bir harabiyetin veya silinmenin / gizlemenin olduğunun bir alameti, belirtisi olabilmektedir maalesef. Ve bu durum Kur'an Ayetlerinde de dikkat çekilen bir husustur:
Ayrıca bu metinler de islam anlayışına uygun olmayan pekçok belirtim maalesef bulunmaktadır.
11.11.2008/26.10.2008(orj.*)
-----------------------------------------------------------
Muhammed Suresi(47) 'indeki ilgili Ayet
Daha sonra da insanların konuşmalarından kasıt ASLA ama ASLA onların şive farklılıkları değildir.
Konuşma tarzı açık bir olumdur. Kişinin konuşma tarzı, lafı getirişi, vardırış şeklinden tanınımasınadır. Bu Allah'ın Resulü (s.A.v.s.) için açık bir husus.
Burada üslüp farkıyla münafıkın Allah'ın ayetlerine direk muhalafet olmuyor gibi görünse de derin bir İslam düşmanlığının bir yansıması olarak çeşitli biçimlerde yansımaları olabilir. Zira burada Allah'ın Resulüne(a.s.v.s.) itaat ve Zikri-Kur'an'ın kalplerde pürüzsüzce benimsenmemiş / benimsenememiş olmasından kaynaklı olarak insanların telaffuz edemedikleri şeylerden kaynaklıdır. Bu sebeple çok kötü bir yansıma olarak bu -öyle ya da böyle- konuşmalara da yansıyabilmekte. Bu durumu ResulAllah (a.s.v.s.), Allah'ın lütfu ile anlayabilmekte ve fark edebilmekteydi.
(Bu durum günümüzde de elbette hala vardır)
Bununla beraber, o dönemde müslümanlara gizli kalan münafıklarda vardı:
Tevbe Suresi(9)'ndeki İlgili Ayet
Ancak elbette bunlar da Allah katında bilinmekteydi.
Olası Konuşmalarından tanınabilecek münafık veya başka tür kimselerin, maalesef, günümüzde duyumsadığım bazı çarpık anlayışlar çerçevesinde; şive, dil vs. farkı olarak insanlara takdim edilme olası durumu çok ama çok kötüdür.
11.11.2008(orj.22.10.2008)Allah Bir'dir ve Allah'tan başka ilah yoktur.
Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.
Daha önce gönderilenlere de ve tüm resullere de iman ettim.
Aralarında hiçbirini ayırt etmem.
Dinim İslam'dır.
Kitabım Kur'an dır.
ve Rabbimiz Allah katından indirilen tüm kitaplara da iman ederim.
O Allah ki birşeyin olmasını isterse ona sadece ''OL'' der ve hemen oluverir.
Allah, Alemlerin Rabbibir.
Yerde ve Gökte ortağı bulunmayandır.
O'nun hükümranlığı herşeyi kuşatandır.
O, sadece, birşeyin olmasını isterse ''OL'' der ve hemen oluverir.
Alemlerin Rabbi Olan Allah yarattıklarından Müstağni'dir.
Kuddüs'tür.
Hümkümranlığında Hiçbir Ortağı Olmayandır.
Çok Bağışlayan, Rahmet Eden
Yarattıklarına Yakın Olan'dır
Öyleyse, Allah'a, Sizi Yaratana kulluk ediyorsunuz değil mi
11.11.2008(orj.27.10.2008)
-----------------------------------------------------------
Allah bir şeyin olmasını isterse ona engel olabilecek kimmiş!
Kimmiş o kendini -kendinden- zanneden
Kimmiş o kendine yettiğini zanneden
Kimmiş o yaygarasıyla bastıracağını zanneden
Hangi ister semiz bir pislik olmayı
Böylesine hem bu dünyada hemde ahirette karanlık
ve ateşin azabı vardır
O gün yakın değil mi.
11.2008
-----------------------------------------------------------
Kendi benliği ziyadesiyle ekonomiksel bir bakış açısına [*örneğin borsa,altın,doviz vs.]endekslenmiş bir millet nasıl bir savaş verebilir!
11.2008Bu başlıkta bazı kilit kelimeleri söylemek birçoklarına -her nasılsa- (çok) ağır gelebilir veya pek dışardan çok fark edilmeyebilse de içlerinde sıkıntılı bir hal oluşturabilir. Özellikle de gündüz inandık deyip, gece ''inkar et'' türünden olabilecekler için.
Motomot[atlamadan değiştirmeden, kelime-kelime, bilinçli olarak söylenmek kaydıyla:]
''İman ettim ki / inanıyorum ki Allah'tan başka tanrı, mabud, tapılacak yoktur. Ve dinim İslam dır, kitabım Kur'an'dır. Ve Kur'an'ın Alemlerin Yegane Rabbi Olan, Herhangi Bir Ortağı ve Çocuğu Olmayan Allah katından, kulu ve gerçek-doğru-hak peygamberi olan Muhammed'e hak-doğru-gerçek olarak indirildiğine iman ettim. Ve eğer imanım / inanışım konusunda bu söylediklerimde kasıtlı bir yalanım varsa, lanet üzerime olsun.''
16.11.2008(orj 12.11.2008)
-----------------------------------------------------------
Yineliyorum:Neden inşaALLAH [Eğer Allah dilerse] Demek Bu Kadar Zordur
Neden fertlerinin dininin İslam olduğu belirtilen bir ülkenin politikacıları bu kelimeyi -neredeyse hiç- telaffuz etmez.
12.11.2008
-----------------------------------------------------------
Öyle ilginç ki dün akşam bir kere daha dinleyip, ilginç bulduğum bazı gerçekleri düşünürken bu sabah (14.11.2008) bir radyo kanalı türkçe servisi de ilgili konu ile ilgili bir haber geçivermiş!
-Afganistan işgal edilmeden önce CIA uçakları ile 8000 afganlının Afganistan'dan alınıp Pakistana nakledildiğini biliyor muydunuz. (Bunların belgeli ve kayıtlı olumlar olduğu kaydedilmiştir.) Kimdi bu insanlar!? Bugün Pakistan'da oldukça sıcak değil mi! Ve savaş gündemi içinde değil mi!
-11 Eylül'ün abd otoritesinin mudahilliyeti ile yapıldığını çeşitli yansı gösterileri ve delillerle göstermiştik.(ve bugün amerika Afganistan ve Irak'ta) Bununla beraber, bazı deliller öyle bir sunum içinde ki adeta bir pasta gibi takdim edilir ki:
Evet Usame bir suçsuz ve olaylarla hiç bağlantısı olmayan saf bir müslüman olabilir. (Nitekim ilgili beyanatını paylaşmıştım)
Ben Allah'ın diniyle hükmedilmesini isteyenlerdenim. Ve bende içimizdeki kafir, müşrik, fasık ve münafık güruhlarının Allah'ın Dinine, karşı, -indirektte olsa- saldırmasını, iki yüzlü davranmasını, gerektiği halde tepkisiz kalışlarını hazmetmeyen ve lanet okuyanlardanım.
Allah iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar ve düşünüp tutalım diye bizlere öğüt verir.
14.11.2008 - 04.2011 bazı parçaların çıkarılması ile ilgili son değişiklik mayıs 2011 tarihinden önce gerçekleşip beklemiş olup, bilgisayara işlenmemiş olarak beklemekteydi. Ben gaybı bilmem ve Usame bin Ladin ve Ailesi hakkında yanlışa girmekten Yüce Allah'a sığınırım. Dolayısıyla, .. ancak ve ancak : tiksinti duyuyorum. Keşke ..
-----------------------------------------------------------
Bazı Askeri Terminoloji Hakkında
Askeri birliğin bir içtima için toplanması ile birlikte komutana(bir terim olarak) :“....birliği GÖREVE/EMRE hazırdır onbaşım / teğmenim / üsteğmenim / yüzbaşım..” gibi şekilde bildiri yapılması daha iyice olabilecektir ve burada altını özellikle çizdiğm GÖREV kelimesi [ki EMİR kelimesi de aslen benzer ve hatta hemen hemen aynı bir anlamı -aşağıda işaret olunan anlamda kullanılmadığı taktirde- taşıyabilmektedir ki eğer kullanımında başkaca bir anlam yükletilmiş değilse.]
Ancak ister öyle ister böyle, burada kritik ve üzerinde durulabilecek olan nokta, eğer kullanılıyorsa 'emir' kelimesinin salt kişisel/özel anlamda bir ifade olabilecek bir kullanıma ve anlama kaymamasıdır. Yani, 'emir' kelimesinin Görev'i ifade etmesi ve bu şekilde algılanabilmesi ve bunun yerine türkçe olarak 'göreve hazır olma' şeklinde belirtilmesidir.
Bunun yanısıra, her ne kadar askeri bir terminolojik ifade olarak düşünülmüş olabilse de veya ele alınabilse de-”komuta” kelimesinden komutan gibi – yinede komutanım yerine direk onbaşı / teğmen gibi rütbenin isminin söylenmesini asl olarak daha doğruca bir ifade tarzı olabilecektir.
Bunlarla beraber EĞER içtimalarda yapılan bu gibi bildiriler için “tekbir almak” ve “tekbir vermek” gibi ifadeler kullanılımışsa, bunun yerine içtimaya "tekmil almak" ve "tekmil vermek" kelimelerinin kullanımı ya da toplanış sebebinin belirtimi doğru ve yeterlidir: Örneğin “yoklama almak”, “yoklama vermek” gibi..
12.2010- 07.07.2010(gecikmiş olarak değişti)
-----------------------------------------------------------
Askeri Okul-Birliklerde Açık Mescit Varlığının Gerekliliği
Her ne kadar bu kitapta üniversiteler, otoyollar vs. deki bu gerekliliğe dolaylı olarak işaret edildilmiş olsa da, Türk halkından birçok bireyinin peygamber ocağı olarak algılamış olabildiği bir müessesenin başta okulları olmak üzere tüm birimlerinde de bu gerekliliğin belirtilmesi doğrudur.
Elbet diyince aktif, yani açık, erişilebilir ve rahatlıkla salata uyulabilecek bir yer olabilmesinedir kasıt hayırlısı ile in Şa Allah.
06.02.2010
-----------------------------------------------------------
Bazı Askeri Okul/Birlik vs. Dahil Olunma vs. Durumları Hakkında Bir Başka Husus
Bazı askeri birimlerle ilgili yukarıda belirtilen hususa ilave olarak: Pek çok araştırmadım. Eğer ilgili uygulama kaldırıldı ise sözüm yok.o halde şöyle dersem; eskideki uygulama devam ediyorsa eğer; bazı askeri birimlere dahil olma durumunda olan kimselere uygulanabilmiş olan sağlık testleriyle ilgili olarak; bazı bölümlerlin kaldırılmasının gerekliliği zaruridir. Bunun yerine örneğin soru, mülakat, anket vs. tarzda bir yöntem ve/veya teknolojinin tanıdığı imkanlarla -sıkı bir yazılımlı x-ray tarzı gibi bir cihazla birleştirilmesi sonucunda ; neredeyse tek kelime : ''pozitif'' - / ''diskalifiye'' gibi yazılı bir bildiri ile sonucu bildirebilecek ve arada hiçbir insana vijüel bir durum yansıtmadan ve bir ''girdi/input'' imkanı vermeksizin bunu yapılabilecek tarzda bir test makinasının geliştirilmesi ve bu makinanın Türkiye'de bir veya birkaç yerdeki birimlere kurulup, kapalı bir mekanda kimse ile etkileşime girmeksizin ....
17.02.2010
-----------------------------------------------------------
Piyango mu Milli mi !
Dini sorulursa çoğunluğu kendisini müslüman olarak tanımlayan bir ülkede devletin hemde üstelik bide “milli” adı altında piyango üretmesi nasıl !.. tam damar !
Allah bizleri kötülüklerden korusun.
06.02.2010
-----------------------------------------------------------
Geçmişten Düşünmüşken
Evet,
düşünmüşken, bazı noktalar bana çok çarpıcı geldi.
.
. . . . . .
( konu dil )
Konu; dilde kullanılan bazı kelime ve ifadeler hakkında .....
Mesela ''şey'' ve ''yani'' kelimeleri gibi. Veya 've' bağlacının nerede nasıl kullanılabileceği gibi.
Bugün cümlelere 've' ile de başlıyorum ve gayette güzel oluyor.
''noktalar ... üç tane olmalı gibisinden bir haller .. , bugün yazilarima Allah'ın izniyle tercih ettiğim kadar nokta koyuyorum;
ve bilhassa da üç koymuyorum genellikle ve gayette güzel oluyor.
Bu gibi noktalar biraz manidarlık kokuyor ki....
E bende manidar olayim in Şa Allah.
07.07.2010 (bu değişiklik çok gecikmeli olarak gerçekleşti. Bugüne kadar birçok harddiski kaybedip yerlerine yenilerini ikame edemememden veya erken ikame edemememden..) 29.05.2009
-----------------------------------------------------------
gdo GIDA KESİNLİKLE HARAMDIR
Daha öncelerden, seneler öncesinden de bu hususa çeşitli şekillerde dikkat çekmeye çalışmıştım. Allah Kabul Eder in Şa Allah.
Konu, ÇOK AÇIK VE NET OLARAK HARAMDIR :
İlgili Delil Açık Olarakta Nisa(4) Suresindeki -sf 96'da- Ayetlerde
Bulunmaktadır:
29.06.2009(orj.2*.06.2009)
-----------------------------------------------------------
gd'ler Hakkında İbretlerden
gd'lerin İslama göre haram olduğunu Nisa Suresinden (4) belirttiğimiz ayetlerle birlikte yazmıştık. Bu hususta yukarıda ki makaleye de bakılabilir in Şa Allah. Ancak buna ilaveten haram olan bir şeyin ne tür anormallikleri de beraberinde getirebildiğini ibret olarak belirtebilmek doğru bir yaklaşım olabilir. Zira Allah neyi haram kıldıysa o şey kötüdür.
Bunlara ilaveten bazı acı gerçeklerle de yüzleşmenin önemini belirtmek ve bu bağlamda uygun hareket tarzlarını tefekkür edebilmek açısından bazı bilgileri de paylaşmak faydalı olabilir bu bölümde.
1-Bu ülkede,
ekiminin varlığı inkar edilebilmiş olsa da gdlerin ciddi ölçüde yaygınlaşmış olduğu düşüncesindeyim ki doğrudur. Bu bağlamda sadece birkaç ipucu:
Ben yaklaşık 30 yaşındayım. Küçüklüğümden hatırlarım. En az 20 sene öncesinden beri yediğimiz meyvelerdeki değişimi gözlemlediğim kanaatindeyim ki bunlardan en akılda kalıcı olanı domatesti. !Domatesler zamanla değişik şekillere girdiler ! Başta hormonlu dendi. Sonra bozuk şekiller gitti yerine daha düzgün ama bana göre yine tuhaf (yani başkalaşmış) başka domatlar geldi.
Bunlara da bu sefer sera domatesleri dendi. Bu arada yaz-kış banamısın demeyen, bozulmak nedir bilmeyen ve aylarca neredeyse ilk alındığı gündeki gibi görünebilen meyveler .... ne demeliydi. İlaveten halktanda pek fazla cengaver ortaya atılıpta ciddi ciddi engel olma çabasında görünmedi!! ....
Ancak bugün şunları biliyoruz ki:
ülkeye 1984'ten beri ithal tohum girebilmekte.
en azından bazı dönemlerde halk arasında israil tohumu diye geçen ve bir daha yenilenmeyen tohumlarında ekiminin yapıldığı bilinmekte.
bu ülke patentli tohum dağıtımının sadece %25'ini karşılayabilmekte imiş. (tohumun patentlenmesi vs. de elbet tartışma konusu olabilir. Kim kime ne verir ve/veya zorlar)
son olarak gündeme gelen kabak aşılı karpuz konusu da ....
.....
bu şeyler insanlığı karanlık bir geleceğe doğru sürükleyebilecektir ve hemen durudurulmaları gerekir.
BİR DÜŞÜNÜN:
bitkiler ve böcekler çook uzun zamanlardan beri, bitkilere, meyvelere gelip afiyetle yiyebilirken, birgün bu gdo bitkilerini de yemeye kalkışınca ÖLÜVERİYORLAR!. ..
PEKİ YA SİZLERE NE OLUYOR !.. ORASI PEK BİLİNMİYOR VEYA BİLİNSE DE .... !
Gercekten çok acı gerçeklerle karşı karşıya olunabilir.
..... birileri ..... bu gdo gıdalarla .....
toplum kontrolü ve manuplasyonu,
insanların davranış karakterlerini etkileme veya hasta, belki biraz kırık veya verimsiz vs.
bir nesil oluşumu
veya fiziken güclü ama zihnen ....
istenmeyen insanlar (veya toplumlar) üzerinde denemeler .....
Ne yapmalı veya ne yapılabılır veya neye yonelınılebılır veya ne
-- gd lerden uzak durun. Tek bir lokma bile atmayın ağzınıza.
-- organik gıda diye satılan gıdalardan tüketiniz.
-- Mevsiminin meyvesini; sebzesini tüketime yönelmek en azından daha doğal besin bulma ihtimalinizi artturabilir.
-- En emniyetlisi, muhtemelen yörenizde yetişen veya bildiğiniz ağaçtan gelen besinlerdir.
-- Guvendiginiz ve daha ziyade işlenmemiş (prosese ugramamis) yiyeceklere yonelmeniz de çok önemli olabilmektedir..
-- Şüpheli ithal ürünlerden kaçınmak doğru bir yaklaşım olabilir. (düşünün, nasıl olurda kıtalar arasi mesafelerden bir meyve, sebze vs. size hala taze gibi gelebilir, üstelik belki yerlisinden daha ucuza! Kaç ihtimal aklınıza gelir! Bunlar arasinda gdo kaçıncı siraya gelir ! ... - birinci .. )
-- Bugün pirinçten patetese kadar pekçok bitkinin bu işkenceye maruz bırakıldığını öğrendik.
Kıyamet Suresi (75) Sayfa 576'daki ilk Ayetlerden
İlgili ayette buyurulduğu üzere parmak izlerinin
yaratılışına bir vurgu yapılmaktadır.
Yaklaşık 1400 sene öncesinde Yüce Rabbimiz Allah'ın
katından inen Yüce Kur'an'da böylesine bir hususa atıf
yapılmasında bugün açıklıkla görebilmekteyiz ki bu
durum batılı bilim adamlarının daha ziyade 20nci
yüzyılda(1900'lü yıllarda) önemini fark ederek / (ya da kabul
ederek) kullanmaya başladıkları bir olgudur. Öncesinde ise,
günümüzde rivayet edildiği / bilindiği kadarıyla, parmak
izini bazı Çinli tüccarların 9ncu yy. da borca bir nişane
olabilmesi ve Perslerin (Eski İran'lıların) ise 14ncü yy.da
imza gibi kullanmış olabilecekleri rivayet edilmekte,
söylenmektedir. (wikipedia) Ancak elbette gerçek olsalar bile bu hadiselerin
Kur'an'ın inzalinden sonra olduğunu hatırlarda tutmakta
fayda vardır. Bununla beraber,insanlığın bu
gerçeğin eşsiz bir kimlik kartı olmasını
anlaması çok daha fazla zaman olacaktır. Çünkü:
Örneğin, batı dünyasında, 1900'lü yılların başlarına kadar parmak izine şüphe ile yaklaşılmakta ve batılı bazı araştırmacılar, ilgili durumun önemini ancak ilerleyen yıllarda fark (/ veya kabul) edebilecekler ve en nihayetinde ise parmak izinin kimlik tanımlama da eşsiz bir imza olabileceğini fark / kabul edebileceklerdir. 1897'de, yakın tarihte, Dünya'da bilinen ilk parmak izi bürosu Hindistan Kalküta'da kurulmuştur. (belki, bu konuda batıya göre daha objektif olabilmelerinden ötürüdür!)
1901'de Birleşik Krallık-Scotland Yard'da da bir parmak izi bürosu kurulur.
Günümüze dek süreçte bazen bir takım sansasyonel bazı haberlerle bu eşsiz imzanın önemine -direk veya indirek- gölge düşürülmeye -muhtemelen kasıtlı- yeltenilmiş olsa da bu gibi asparagas haberlerin pekçoğunun foyası ortaya çıkmıştır. Ve bugün bilim, bize bu eşsiz imzada sayısız insanın parmak izleri karşılaştırılsa dahi, birbirlerinin aynısı olmayacaklarını göstermektedir. Hatta öyleki aynı görünümlü olan tek yumurta ikizlerinin dahi ayrı ayrı parmak izlerine sahip olduğu belirtilmektedir..
Günümüzde parmak izi, kriminal incelemelerde en önemli kanıt aracı olarak kullanılmaktadır.
Kullanım sıklığı açısından, diğer bütün delil toplamlarından daha çok kullanıma sahip olduğu belirtilmektedir.
Günümüzde bazı ülkelerde asayişle ilgili birimlerde şüpheli parmak izi kayıtlarını içeren veritabanları oluşturulabilmektedir.
Dolayısıyla parmak izi, önemini günümüzün biliminin de ortaya koyduğu çok önemli bir yaratılış deliline işaret etmektedir ve günümüzün batılı insanının yaklaşık bir yüzyıl öncesinde önemini kavrayarak suç incelemeleri ve kimlik tespitinde kullanmaya başladığı parmak izi, 1400 sene öncesinden Yüce Rabbimiz Allah tarafından bizlere ayette vurgu yapılarak işaret edilmiştir.
Bu bir Kur'an mucizesi ve Allah'ın bir rahmetidir. Müslümanların ve diğer insanların durumu tefekkür edebilmelerini umut ederim inş Allah. Dolayısıyla herşeyi rahmetiyle kuşatan ve bizlere bu ve daha pekçok mucizevi ayetleri gösteren / gönderen Yüce Rabbimize şükrederiz.
Hamd, Alemlerin Rabbi Olan Yüce Allah'a dır
30.07.2008(27.07.2008)
-----------------------------------------------------------
Mescitler Allah'ın dırHatırlatma-İkaz-Uyarılarılardan
“Ve Allah'a (en) güçlü yeminlerini ederlerki, kesin eğer onlara bir nezir / ~uyaran gelirse, kesin herhangi bir ümmetten daha hidayette olacaklarına. Akabinde onlara nezi geldiği zaman sadece----En doğrusu için Bakara Suresi(2)'indeki ilgili ayet incelenebilir.----
Kullarından Süleyman'a selam.
Ayrıca, Maide Suresi(5) ten de Fal okları vs ile ilgili ayet incelenebilir.
Ve ayrıca Allah'ın o üstün peygamberi Musa (a.s.v.s.) in dediğini hatırlayalım Kur'an-ı Kerim'den:
Yunus Suresindeki(10) ilgili Ayet
Ki orada sihirbazların başarılı olmayacağı belirtmektedir.
*Sunulan meal veya tercüme sadece bilgilendirme içindir. Mealde bir yanlış yapmaktan Allah'ın affına sığınarak sunuyorum inş Allah. En doğrusu için Bakara Suresindeki ilgili ayet incelenebilir.
16.11.2008(orj.31.10.2008)
-----------------------------------------------------------
Faiz ve Bankacılık Sistemi
Hakkında
Riba (genel olarak türkçede “faiz” kelimesi ille anlamlandırılabilmiş), haramdır:
Rum Suresi(30) Sayfa 407'deki Ayetlerden
Al-İmran Suresi(3) Sayfa 65'teki Ayetlerden
Bakara Suresi(2) Sayfa 46'daki Ayetler
Günümüzde, her ne kadar iyice sulandırılmaya ve hatta bazılarınca artık hiç umursanmıyormuş gibicesine görünebilen bir konu olabildiği düşünülebilen bir konu sanki riba /faiz. Halbuki bu konuda ayetler çok açık.
Konu elbette haksız yere alınan fazlalık paranın bir ifadesidir. Yani bir kimsenin, peşinen önceden bir taahütle: ''ben sana şu kadar para veriyorum ve falanca günde sen bunu (bu parayı)bana şu kadar lira olarak o fazlalığıyla(ribasıyla) birlikte ödemelisin .... şeklinde yapılabilmiş bir anlaşmanın ifadesidir.
Konu açık ve net: Bakara Suresindeki sayfa 46'daki ayetlerden bu durumun bir ticaret mesabesinde görülmesinin büyük bir yanlış olacağı açık ve net olarak anlaşılmaktadır. Kur'an'daki ayetlerden, Yüce Rabbimiz Allah'ın ticareti helal, ribayı da haram kıldığı açıkça görülmektedir.
Evet, demek ki faizi ticaretle karıştırmıyoruz.
Ama elbette birde enflasyon mefhumu denilen bir mefhum daha var. Yani paranın çeşitli sebeplerle değer kaybedip alım gücünün azalması durumu. Konu derin ancak burada söylemek istediğim yanlızca faizin haram olduğunu hatırlatmaktır.
Konu sistemsel bir yapıdadır ve konuyu mikro bazda ele almak yanlış bir şey söyleme ihtimalini arttırır. Elbette banka müesseselerinin islama en uygun şekilde çalışmalarının çeşitli yolları aranabilmelidir.
Elbet konu hakkında çeşitli detaylara girilebilir ve çeşit
çeşit durumlar ortaya çıkabilir. Ancak ana kural, aynı
cinsten bir nevinin belirlenmiş bir fazlalık aynı cins olarak geri alımıdır. Yani ortada bir
alış-veriş yok. Sadece -belli bir süre sonrasında-
arttırılarak geri verilen bir fazlalık para / nevi var.
İşte bu alınan fazla nevi günahtır.
Aslen bu faiz(riba) çıkmazı, devleti kemiren, son derece zora ve
çıkmaza sokan çok acımasız bir döngüdür. En madur
olanlardan biri başta Türkiye devleti olarak görünebilmektedir. Bu
sürece(faiz) 'DUR' denilebilmeli, gerekli düzenlemeler
yapılmış olabilmelidir.
Keşke bankacılık sistemi, ribadan tamamen temizlenmiş
bir şekilde olsaydı..
Bankaların yapabildikleri pekçok hayatı
kolaylaştırıcı iş olabilmekteydi.
Örneğin: Para muhafazası, para transferleri, otomatik kira,
fatura / borç ödemeleri vs. vs.. İnsanların
hayatlarını kolaylaştırabilecek birçok durum..
Günümüzde ise ne hedefleniyor, olan bitenleri, kim nereye vardırmaya
çalışıyor, hepsini Yüce Allah bilir. Ama riba kesinlikle
haramdır.
Günümüzde bankaları eleştiren bazı organların, daha
ziyade (ve belkide hep) sanki bankaların aldıkları faiz,
batırdıkları ocaklar vs. gibi riba eksenli, ribaya yönelik
hususlara yönelmek yerine, başka hususlara yönelebildiklerini
gözlemledim sanki. Nedenleri en iyi Allah bilir. Eğer eleştiri
yapılırken gerçek açığa vurulmuyor /
vurulamıyor ise........../ herkesin fikri kendine. Bugünkü gibi vitrine
sürülmüş ters köşe bir örneğin olduğu bir zamanda
hakkı tam olarak ortaya koymadan eleştirmek, bana doğru
görünmüyor. Hakkı söylemek isteyen, dosdoğruca söylesin: Riba
haramdır. Ve bugünde ortada pekçok ribazede olabileceğini
düşünmekteyim.
*Bu başlıkta; faiz kelimesi türkçe olarak; arapça “riba” kelimesinin karşılığıymış gibi kaleme alınmıştır.
03.09.2008
-----------------------------------------------------------
Vekalet vs. Konuları Hakkında
Yüce Allah ileride söylemeyi nasip ederse, konuyu saklı tutarak; vekalet konusunun baştan sona iyice bir tefekkür edilebilmesini..
28.02.2010
-----------------------------------------------------------
Bankacılık Sistemine İlişkin [Kredi ve Kredi Kartları bağlamında]
Bankacılık sistemi ile ilgili olarak;
Ekonomi terminolojisi bilinmesede Allah'ın İzni ve Lütfu ile mantıksal belirtimdir:
Bugünün kredisine tekabül eden uygulama bağlamında -şimdilik kredi adını kullanıyorum yazı in Şa Allah okunurken tam karşılığı bulunabilir.-:
Örneğin ilgili banka !ev-kredisi! veriyor. Banka yektilikeri ilgili toplu konut holdingi yetkilileri ile bir protokol / anlaşma imzalıyor. Bu anlaşmaya göre banka ve konut holding olasılıkları masaya yatırıp aralarında en ince ayrıntısına kadar İslami olarak bir günah içermeyen bir oluşuma imza koyuyorlar.
Ve ardından müşteri peşin parası yoksa ilgili bankaya yönlendiriliyor. Banka müşteriye “bak, evi sana konut holding değil ben satıyorum. Evin fiyatı şu kadar dır ve bunu bana 96 ay içerisinde ödemen gerekiyor. Bugünün rakamları ile her ay ödemen gereken tutar şudur. Eğer paran artarda çoğalrsa bol öde erken kapat. Zira enflasyondaki her artış senin kalan bakiyene direk yansır ve her ay ödemen gereken taksit miktarı artar. Ancak sen zorlanıyorum ben bu kadar artmış taksidi ödeyemem vs.vs. falan felan dersen bende senden ödeyebileceğin oranda taksidi alır, 96 ayın sonunda çıkan duruma göre aynı miktardaki taksitten senden örneğin bir 42 ay daha tahsil yapmaya devam ederim 42 biterken hesaba göre eklenen 10 ay daha vs.vs. yani hep enflasyon ve hep enflasyona endeksli.
Ve bununla beraber tüm bu süreç yaşanırken elbet tapu da senin sayılmaz. Banka olarak şerh veya ipotek türü bir oluşum ile tapu üzerinde işlem yapman benimle yaptığın antlaşma şartlarına veya benimle yeniden masaya oturup anlaşmana, mütabakat sağlamana bağlıdır gibi..bir sistem ile konut holding ile müşteri arasındaki buluşmaya olanak sağlayan ve İslami usullere göre bir yanlış yapmayan bir kuruluş olarak çalışabilmiş olabilir.
Kredi kartları ile ilgili olarak ise; bir kere kredi kartları bankaların tasarrufunda olmak üzere ücretlendirilebilmelidir. İslami açıdan legal bir kredi kartının bunun dışında bankaya finansal yönden sağlayabileceği muhtemel avantaj ise bankanın çeşitli tacir-holdinglerle bu bağlamda varabildikleri anlaşmalara bakabilir muhtemelen.
Kredi kartının borcunun ödenmemesi durumunda bir bankanın yapabileceği en yumuşak hareket “ödemedin, haberin olsun borcun enflasyona endeksli seni bekliyor” demek olabilir muhtemelen. Ancak tabi ki belli bir süre sonra bu şekilde cömert takılmayabilir ve müşteriden tahsil yöntemlerine başvurabilir. [hatırlatmakta fayda varki tahsil yöntemlerine geçen bankanın İslami olarak ters bir duruma girmemesi de tabi ki son derece önemlidir.]
Rabbimiz Allah doğru yoldan ayırmasın in Şa Allah.
06.10.2011
-----------------------------------------------------------
Evlilikle Mallara Otamatikman Ortak iyelik/Olma kavramı kesinlikle İSLAMİ DEĞİLDİR



Evet, insanoğlu göğün atmosferinden çıkıp buradan
fotoğraf çekebildi
Ama iman etmeyen hala iman etmiyor.
Hicr Suresi (15) Sayfa 261'deki Son Ayetlerden
26.05.2008
-----------------------------------------------------------İman ediyoruz ki La ilahe-iLLALLAH-Muhammed-en-abdüHü ve resulüHü.
Camilerde Allah isminin yanında -yekpare olarak- Muhammed ismi durmasın. Kaldırılsın ve bunun yerine:
''La ilahe İL-LALLAH Muhammeden abdüHü ve resulüHü'' yazılsın. Mihrabın sol üst yanından, camilerin kubbelerinden o hiçbir ibare belirtilmeksizin yazılmış olan Muhammed isimleri kaldırılsın. Her Muhammed isminin yanına Muhammed'in (a.s.v.s.) Allah'ın kulu ve resulü olduğunu belirten ibareler açık ve görülebilir şekilde koyulsun. Eminim ki Allah'ın Resulü Olan, Nebilerin Mührü Olan Muhammed(a.s.v.s.) aynı şeyleri emrederdi.
Ayrıca ''La ilahe İL-LALLAH Muhammed-en abdüHü ve resulüHü'' gerçeği, mihrabın üzerine açık ve net, insqanların rahatlıkla okuyabileceği harflerle yazılsın. İnsanlar bakar bakmaz orada ''La ilahe İLLALLAH Muhammed-en abdüHü ve resulüHü'' yazdığını hemen anlayabilsin.
20.11.2008
Ey Yüce Rabbimiz Olan ALLAH
Doğru yola gelebilecek olan herkesi doğru yola gelmesini
VE doğru yola gelmiş kimsenin de doğru yoldan çeldirilememesini
diliyoruz Ya Rabbil Alemin
Bu duayı kaçınılmaz ve dönüşsüz olarak kabul eyle Ey Yüce Rabbimiz
13.11.2008(orj****)
-----------------------------------------------------------EUZÜ BİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMAN-İR RAHİM

Ana Rahminin Sağlamlığı
Yukarıda belirtilen Mürselat Suresindeki Ayetlerde (77), dikkat edilirse yaratılış aşamalarına dikkat çekilmektedir. Ve burada insanın <sağlam bir gara:r'a> ~yerleştirildiği (fe-cealna-hu) belirtilmektedir. Burada yerleştirilen yerin sağlamlığına dikkat çekilmesi; aslında yine son derece çarpıcı bir <bilimsel> Kur'an Mucizesine dikkat çekmektedir.
Ayetin devamından da görülüp değerlendirilebileceği gibi, kastedilen yer günümüzde ana-rahmi olarak adlandırılan yerdir. Bu o kadar çarpıcı bir belirtimdir ki bu durumu ana rahminin özelliklerini incelediğimiz zaman anlayabiliriz:
Çeşitli bilimsel kaynaklardan da araştırılabilip teyidi elbet mümkün olabilen rahim hakkındaki bazı bilgileri incelersek:
Ana-rahminin, hamilelik ve döllenme başlamadan öncesinde yaklaşık bir armut büyüklüğünde ve ağırlığının da yaklaşık 50 gr dolaylarında olabildiği belirtilmektedir. Ancak aynı ana-rahmi, çocuk gelişip, doğum zamanına gelirkense -bazen- 5 kg'a kadar ulaşabilmektedir ki, bu durum rahmin 100 kat ağırlaşması ve katlarca büyümesi anlamına gelmektedir ki işte bu tam bir Kur'an Mucizesini belirtmektedir.
Nitekim, ana-rahmi katlanarak büyürken hem yeni doğacak/oluşan bir bebeğin beslenmesi ve büyümesi gerçekleşmekte; hemde bebek dış darbelerden korunmaktadır. Bu gibi özellikleri ile ana-rahmi insan/kadın bedeninin çok orijinal bir organıdır. Ve bu duruma Kur'an'a atıfın olması, elbet hiçbir söz, cümle ve kelimesinde dahi en ufak bir çelişki olmayan Kur'an-ı Kerim'in İlahi kaynaklı olduğunun delillerindendir.
Hamd Alemlerin Rabbi Olan Yüce Allah'a dır
08.04.2009EUZÜ BİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMAN-İR RAHİM
İnanmak İçin Deliller
Necm Suresi (53)'ndeki Ayetlerden
Necm Suresinde insanın yaratılışına atıf yapılan ayetlerde 'atıldığı / akıtıldığı zaman bir nutfe (~sperme işaret ediyor olması kuvvetlidir) diye tercüme edilen bir ifade bulunmaktadır.
Bu ifadenin bilimsel gerçekliğini ve bilimle örtüşümünü düşünmek insanı gerçekten yine bir Kur'an mucizesi ile daha yüzleştirmektedir ki:
- O nutfe ki atıldığı zaman etkin olmasına karşın, aradan geçen süre zarfında etkinliğini zamanla yitirmektedir ki bu bilimle örtüşen bir gerçektir. (günümüzdeki bazı yerlerde bulunabilen ve sperm bankaları denen yerler (ki bunları ben tasvip etmiyorum), spermin dondurulması mantığı üzerine işlemekte olup, çok düşük sıcaklıklarda; sıvı nitrojen muhafazalı olarak bulunabilmektedir ki bu da en azından ~(-70°C) sıcaklığının altına tekabül edebilir ki normal şartlarda böyle bir muhafaza olmamaktadır.
Konu hakkındaki bir diğer önemli husus ise erkek ve dişi çitlerine dikkat çekilmiş olmasıdır. Buradan erkekliğin ve dişiliğin bir nutfe'den geliyor olması (iza temnaa: ~atıldığı/akıtıldığı zaman) cinsiyet belirlemede erkeğin etken olduğuna da işaret etmekle birlikte buda bugünün bilimi ile örtüşen bir gerçek olması sebebi ile bir Kur'an mucizesine işaret etmektedir.
Zira günümüzün modern bilimi belirtmektedir ki 'haploid' kromozona sahip sperm hücreleri cinsiyet belirleyici eşey kromozomlarından X'i ya da Y'yi taşıyabilmektedirler ki döllenme başarı ile gerçekleştiği taktirde ulaşan sperm X kromozomlu ise doğabilecek bebek bir kız / dişi; eğer Y kromozonlu ise doğabilecek bebek bir erkek olabilir Yüce Allah'ın bir takdiri olarak..
Buna karşın dişinin haploid yumurta hücrelerinin her biri X kromozomu taşıdığı için doğan çocuğun cinsiyetinin belirlenişinde, dişinin böyle bir etkilenimin olmadığı görünmektedir. Bu durum elbet Kur'an ayetinde cinsiyetin belirlenmesinde <nutfeye> dikkat çekilmiş olmasının ile bilimsel gerçeklerle Kur'an'ın her zamanki gibi yine tam bir uyumluluk içerisinde olduğunu göstermektedir.
Buradan bir neticeyi daha vurgulamakta fayda vardır ki elbet şüphesiz Kur'an mı bilim mi diye bir ikilem aslen söz konusu değildir ve elbet her zaman asıl referans ve doğru olan Kur'an'dır. Herhangi bir zaman içinde bazısı sanki bir çelişki varmış gibi yansıtmaya yeltenmiş olsa bile, durumlar araştırıldığında her zaman Kur'an'ın doğru olan olduğu ispatlanır.
Özellikle içinde bulunduğumuz son iki yüzyılda Kur'an, bilim ile olan uyumluluk ve bilimsel mucizevi niteliği ile; inkarcı -sözde- bilim çevrelerini, adeta tokatlarcasına ve yüzlerine Allah'ın ayetlerini defaatle çarpacasına kendisini ispat etmektedir.
Yüce Allah'ın ayetlerini ancak zalimler inkar eder. Alemlerin Rabbi Olan Allah'a Hamd olsun.
15.04.2009
-----------------------------------------------------------
Referansımız olan Yüce Kur'an-ı Kerim'den olarak:



Tecessüs Etmek [~(birisini gizli / casusvari vs.) araştırmak/dinlemek/röntgenlemek vs. ] Günahtır

Hucurat Suresinde(49) sf 516'da bulunan ilgili ayetteki hüküm apaçık bellidir. Ne kadar da kötü bir şeydir.
Yüce Allah'a Sığınırız kovulmuş şeytanlardan
21.04.2009
-----------------------------------------------------------
Hicr Suresindeki Bir Ayet ile İlgili
Hicr Suresi(15) Sayfa 262'deki ilk ayetlerden
Ayetin bir cümleciğinde Yüce Rabbimiz Allah tarafından rüzgarların aşılayıcı olarak gönderildiği ve böylelikle gökten su indirildiği
belirtilir. El-Hamd-u-lillah. Yine bir bilimsel mucize ve yine ibret almak isteyenlere nice işaretler içeren bir ayet daha.
Ayette bahsedilen hususu daha iyi anlayabilmek açısından biraz konuyu irdeleyelim.
Nem: Havadaki su buharı miktarını belirtirken kullanılabilen bir kelimedir.
Bağıl Nem: Havanın sıcaklığı artarsa içinde tutabileceği su buharı miktarı artar. Sıcaklık düşerse de içinde tutabileceği su buharı miktarı düşer. Bağıl nemi, pratik olarak, bir havanın içindeki su buharı miktarının, o havanın içinde bulunduğu sıcaklık değeri içinde tutabileceği maksimum su buharı miktarına oranı olarak ifade ederiz.
Belli bir havada belli bir sıcaklık için havanın tutabileceği su buharı miktarı bellidir. Bu değerden sonra hava daha fazlasını yüklenemez.
Çünkü bağıl nem %100 olmuş demektir. Ve hava su buharına doymuştur. Havanın daha fazla su buharı yüklenebilmesi için -genel olarak- iki yol vardır.
1-Sıcaklığın Artması ki bu sekilde hava, içinde bulundurduğu su baharını kaybetmeksizin bağıl nem değeri düşmüş ve hava daha çoksu buharı almaya müsait hale gelmiş olabilir.
2-Rüzgar, türbülans gibi hava olaylarıdır ki buda hava ile su ile temas halindeki doymuş (%100) bağıl nem değerine sahip hava kütlesini sürükleyip yerine başka, daha kuru bir hava getirebilmiş olur. Böylelikle bu hava da su kütlesinden daha çok su buharı alabilir.
Ve dolayısıyla havaya daha çok su buharı eklenir.
Rüzgar, türbülansın bir başka özelliğini de hatırlayalım ki rüzgarlı bir hava demek su yüzeyinde daha düşük bir statik basınç demektir ki bu da direk olarak suyun daha kolay buharlaşması demektir.
İşte ibret almak isteyenlere tam bir bilimsel Kur'an Mucizesi. Şüphesiz ki bu Kur'an Alemlerin Rabbinin katından inmiştir.
Eğer böyle olmasaydı, içinde çelişkiler bulunurdu.
Tüm Övgü, Yüce Sıfat ve İsimler Allah'ındır. O'ndan başa ilah yoktur. O, müşriklerin ortak koştuklarından çok Yücedir.
O'nun eşi, benzeri, dengi yoktur. Tüm alemler O'nundur ve O'na herşey ister istemez boyun eğmiştir. O'nun izni olmadan
O'nun katında şefaat edecek kimdir! Arş'ın kürsüsü O'nundur. O birşeyin olmasını istediği zaman sadece ''ol'' der ve hemen oluverir.
Kahhar Olan Allah'a Hamd olsun.
Subhan Allah. Kendisinden başka ilah olmayan Allah, Alemlerden Müstağnidir. Kuddüs'tür, Selam'dır, Mu'min'dir, Muheymin'dir,
Aziz'dir, Cebbar'dır, Mütekebbir'dir. Müşriklerin ortak koştuklarından çok yücedir. O Allah ki Halik'tir, Bari'dir, Musavvir'dir.
En Güzel İsimler O'nundur. Yerdekiler ve Göktekiler O'nun Adını Hamd ile tesbih ederler. Ve O Aziz'dir, Hakim'dir.
O ALLAH Kİ O'NDAN BAŞKA İLAH YOKTUR
LA İLAHE İLLALLAH, MUHAMMEDEN RESULLULLAH
İBADETİMİZ, YAŞAMIMIZ, MALIMIZ ALLAH İÇİNDİR.
SUBHAN ALLAH
RABBİMİZ BİZLERİ KULLARININ ARASINDA İYİLERDEN YAZ VE BİZİM CANIMIZI MÜSLÜMAN OLARAK AL
ŞÜPHESİZ SEN HER ŞEYE KADİRSİN.
27.03.2008
-----------------------------------------------------------
Yaratan Alemlerin Rabbi Allah'tır
Elbette ki bizlere nice nimetleri bahşeden sadece Allah'tır. Bu nimetleri saymaya kalksakta bitiremeyiz.
Nahl Suresi(16) Sayfa 268'deki ilk ayetlerden
İbrahim Suresi(14) Sayfa 259'daki ilk ayet
Ve elbette bu nimetlere aklımıza gelebilecek herşey dahildir. Günümüzde kullandığımız her türlü araç, alet edevat bu nimetler arasındadır. Şüphesiz hepsinin gerçek Yaratıcısı Allah'tır. Bir beşerin icat etmesi ve / veya imalatta bulunması, sadece Allah'ın dilemesi/İzin Vermesi / Öğretmesi iledir. Dolayısıyla, yapılan ürünler ne olursa ve nasıl vuku bulursa bulsun ki aslen Yaratan Allah'tır.
Hemen bir not verelim hayırlısıyla inş Allah: Günümüzde bazılarının yapmış oldukları, genlerle oynama temeline dayalı işler, sadece Allah'ın yarattığını değiştirme üzerine olabilen hususlardır. Bu hususun yeniden yaratmakla uzaktan yakından bir alakası yoktur. Zira Allah'ın yaratmasından daha güzeli bulunmamaktadır. Bugün etkilerini insanlar üzerinde yavaş yavaş hissetmeye / gözlemlemeye başladığımız genetiği ile oynanmış gıdaların kim bilir daha ne kadar çok negatif etkileri var.
Ancak bunlar Allah izin verirse belki ileride görülebilir / ortaya koyulabilir. Sadece bir örnek getirirsek, örneğin eskiden doktorlar ara öğünlerden kaçının derlerdi. Yemekler yendikten sonra doyulurdu. Pek acıkılmaz, pek bir eksiklik, fazlalık vs. pek hissedilmezdi. En azından günümüzdeki bazı gıdalarda olduğu gibi. Belkide günümüzde bazı gıdalar eskiden verdikleri yapısal bileşenleri / desteği vs. verememekteler. Ya da içlerlerine katılan bazı yapay bileşenler bazı negatif etkiler yapabilmektedir. İşte bu noktada özellikle genetiğin değiştirilmesi ile alakalı olarak değerlendirilebilecek ilgili ayeti incelemekte isabetli olabilir:
Nisa Suresi (4) Sayfa 96'da son ayetlerden
.......
Yerleri ve Gökleri yoktan var eden ve herşeyin künhüne Vakıf Olan Ulu Yaratıcı Allah'tır.
Kur'an-ı Kerim'de başka bir ayette yaratma konusunda Yüce Allah insanlara meydan okumaktadır:
Hac Suresi(22) Sayfa 340'taki ilk ayet
İnsanların Allah'ı bırakıpta taptıkları bunun için bir araya gelseler bile, bir sineği dahi yaratamayacakları ve daha da ötesi, sinek onlardan birşey kapsa, bunu da ondan geri alamayacakları ve isteyeninde, isteneninde aciz olduğu belirtilmiştir. Ne kadar doğru ve mükemmel bir örnek değil mi.. İnsanın ve yerlerde ve göklerde bulunan herşeyin, yani tümüyle herşeyin, Allah karşısındaki acziyetini ne kadar güzel belirtiyor, ortaya koyuyor değil mi....
Öyleyse bize tüm bu nimetleri yoktan var edip, sonra da bize bahşeden Allah'a şükredelim ve adını hamd ile tesbih edelim. Şüphesiz hamd, Alemlerin Rabbi Olan Allah'adır.
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün değişmesinde, insanların faydasına olan şeyleri denizde taşıyıp giden gemilerde, Allâh'ın gökten su indirip onunla ölmüş olan yeri dirilterek üzerine her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.
Bakara Suresi(2) Sayfa 24'teki ilk Ayet incelenebilir
............
Elbette nice deliller, ayetler.... , Hepsi Yüce Yaratan'ın varlığına işaret ediyor.
Fatır Suresi (35) Sayfa 435'deki ilk Ayet

Binek hayvanları ve o zamanın insanının daha henüz
bilmediği nice nimetleri yaratan Allah'a şükürler olsun. 

Evet, bir mucize olarak, bugünün yeni çıkmış nimetleri daha o zamandan Kur'an ayetlerinde buyurulmuştur. Hamd Alemlerin Rabbi Olan Allah'adır.
Nahl Suresi(16) ilk ayetleri sayfa 266-267
Evet, bugünün insanının pekçoğunun bildiği, gördüğü ve / veya kullandığı motor-bisikletler, trenler, otobüsler, uçak vs. hep Allah'ın nimetleri arasındadır. Ne kadar da güzel bir mucize ve ne kadar büyük lütuflardır, değil mi....
Atları, katırları ve eşekleri binmemiz ve zinet olsun diye yaratmış olan ve üzerine -ayette de belirtildiği gibi- bugünün birçoknimetinide bize bahşeden Yüce Allah ne büyük ve güzel lütufta bulunmuştur değil mi. El-Hamd-u-lillah.
Ayrıca, yarattığı hayvanlardan yerizde. Ve ayrıca, ısınmak için giysi yapmakta da bize nice faydalar vardır.
Rauf ve Rahim Olan Allah'a şükürler olsun.
Yolun doğrusu Allah'ın dır. Yolun eğriside vardır. Ancak bütün bu nimetlerden Allah bize bahşetmişken ve tüm yerler ve gökler O'nun iken nasıl olurda O'na kulluktan uzak kalınır. Bunu yapan zalimden başka kim ola ki.
Bizi hiç yokken var eden ve bize şah damarımızdan daha yakın Olan yine yalnız O iken, kendine zulmetmiş ahmaktan başka kimdir ki Rabbinin işaretlerine kaygısız kalan.
El-Hamd-u lillah, El-Hamd-u-lillah, El-Hamd-u-lillah, El-Hamd-u-lillah-i Rabbil Alemin.
Selam ve dua, kulu ve resulü Muhammed'in üzerine olsun.
Yine selam ve dua kulu ve resulü olan İsa'nın, Musa'nın, Yakub'un, Süleyman'ın, Davud'un, İshak'ın, Nuh'un, İbrahim'in ve tüm diğer resullerinin üzerine, meleklerinin üzerine ve tüm ibadullahissalihin'in üzerine olsun.
23.03.2008
-----------------------------------------------------------
Maide Suresindeki Ayeti Düşünmek
Maide Suresinin(5) sayfa 105'deki ilk ayetlerinde Allah'ın sembollerinden ve bunlara saygının gereğinden de bahsedilir. Bu ayetteki anlamı biraz tefekkür edip hayatımızda bu gibi hususlara dikkat ediyoruz inş Allah.
Bu bağlamda -bir örnekte olmak üzere- bir hususu ele alalım:
Halkımızın birçoğu bir işe başlarken içinden
''bismillah-İR-Rahman-İR-Rahim''
demiştir & demektedir. Bir insanın içinden hayırlı bir işe başlarken ''Allah'ım, Senin rızan için bu işe Senin İsminle başlıyorum....'' gibi çok hoş, güzel olabilecek böyle bir başlangıç ile başlamasına, kimsenin söyleyebileceği bir laf yoktur, ve ''Ne Mutlu!'' .....
Fakat, son zamanlarda bazısından işitipte bir cahillik veya sadece birkaç kişinin saçma savruntusu diye değerlendirdiğim bir hususu geçen gün televizyonda bir komedi dizisinde görününce işin ciddiyetini görüp yazımda bir uyarı olarak kaleme alıyorum inş Allah.
Sizlerden istirhamımda eğer bu yazıyı okuyorsanız, .çevrenizdeki bilinçsiz bir şekilde- bu gibi davrananları ve maruz kalıcıları uyarmanızdır. Çünkü anladığım kadarıyla birisi(leri) bunu topluma empoze etmeyi düşünmüş.El-Hamd-uLİLLAH, El-Hamd-uLİLLAH, El-Hamd-u-uLİLLAH-i-Rabbil Alemin.
Allah münafık, müşrik ve kafirlerin yaptıklarından, söylediklerinden Münezzehtir.
Alemlerin Rabbi olan Allah Subhan'dır
Kuddus'tur ve En güzel isimler O'nundur.
Şüphesiz dönüş Tek Olan Allah'a dır ve Allah hesabı çabuk görendir.
10.02.2008
-----------------------------------------------------------
Size yalan söyleyeni veya yalanı ne kadar tolere edebilirsiniz ?!
Muhtemelen çok sınırlıdır. Kızarsınız. Uyarabilirsiniz. Bir dönüş yapmasını bekleyebilirsiniz veya bir özür....
Pişkinlikle size yalana devam edilmesi ise bazen insanın sigortalarını attırabilir. Çeşitli savunma mekanizmaları devreye girebilir.
Bazı durumlarda affetmek hemen hemen hiç mümkün gibi görünmeyebilir.
Peki ya Yüce Allah'a karşı yalan uydurmuşların hali !....
Yazıklar olsun böylelerine.
Hiç düşünmüyorlar mı?
Hiç akletmiyorlar mı?
Rahman olan Allah, yerdeki ve gökteki tüm yaratılmışlardan Müstağnidir.
14.05.2008
-----------------------------------------------------------
Sıfatların,Ünvanların Yerli Yerinde Kullanılması HakkındaÇok güzel hitaplar vardır: ''Hanımefendi, beyefendi, Memur Bey, Doktor Bey, Abi, Amca, Kardeş'' vs.
Dikkatli olalım. Genel olarak Efendimiz ResulULLAH (a.s.v.s.) dir.
10.06.2008(orj.02.02.2008)Bu başlıkta fanatizmi Allah dışındaki herhangi bir şeye körü körüne bağlanma anlamında alalım. Böyle bir anlayışın İslam'da yeri yoktur. Bu, bir akılsızlıktır ve insanı helaka götürür. İnsanın kendisini Allah'a bağlaması ise tam tersi, bambaşka bir durumdur ve asla bu adla anılamaz. Çünkü Allah'a yönelmek, bir mahlukun yapabileceği en akıllıca ve mantıklı iştir, buna karşın fanatizm ise aklın yitirildiği durumdur.
Allah'a bağlanan bir kimsenin, Allah Rızası için doğru hareket ettiği müddetçe, bu uğurda kimseden çekinmemesi ve utanmaması gerekir. Yüce Rabbimiz Allah, insanlara gönderdiği elçiler ve kitaplar vasıtası ile doğru yolu göstermiştir. Öğüt, uyarı, ışık ve rahmet kaynağı olan Kur'an-ı Kerim ulaştığı yerdeki insanların sorumlu olduğu Kitaptır. Peygamberimizde onunla emretmekle emrolunmuştu. Ne mutlu bizlere ki Muhammed Resulullah (a.s.v.s) gibi bir peygamberin ümmeti olmakla şereflenmişiz.....
Ancak günümüzde fasıklar ve bariz münafıklar bir yana, bazı insanların kendilerinin müslüman olduklarını vurgulayıp, çok farklı ve açık yanlış ameller içinde olabildiği de görüldü. Ve hatta bu gibilerin toplumda yönetici, imam, şeyh vs. gibi statülere erişebildiğine de şahit olunabildi. Dolayısıyla, bu noktada müslümanların dikkatli olabilmesi ve sadece dış süete / görünüşe (ki ameli kastedmiyorum) aldanarak, bazılarının yanlışlarına -kendilerinin din adına konuştuklarını ve / veya hareket ettiklerini söyleseler dahi- itaat etmemelerini / ortak olmamalarını şiddetle salık veririz. İşte fanatizmden kasıt budur. Yanlışa körü körüne itaat edilmemelidir.
Müslüman uyanık olmalıdır.
Eğer bir kimse, kılığı nasıl olursa olsun, kendisine Allah hakkında bilmediğini söylemeyi veyahut Allah'ın emirlerine açık bir itaatsizliği emrettiği taktirde -eğer biliyor veya fark ediyorsa- itaat etmemesi gerekir. Allah'ın indirdiği Yüce Kitap ortadadır. Hak ile batıl birbirinden apaçık ayrılmıştır. Öyleyse, hiç kimse dinde aksi yönde yeni bir hüküm koyamaz; şekli, sureti vs. hangi eda ile servise sunulabimişse de.
Öyleyse, özellikle bilgi çağına girdiğimiz şu devirde müslümanların eğer bariz olarak fark ettikleri bir yanlış varsa, lütfen bu yanlışa / günaha / kötülüğe bir fanatik gibi körü körüne itaat etmesinler. Kaynaklar araştırılsın. Yerine göre yanlış buyuruk savuran şahıs sorgulansın. Kaynağının, referansının ne ve nerede kayıtlı olduğu sorulsun. Çünkü asıl imamımız ResulULLAH'tır.(a.s.v.s.) Kaynak şudur dendiğinde de, yerine göre işin takibi bırakılmasın ve gerçekten gösterilen referansın söylenildiği gibi açık bir delil içerip içermediği incelenebilsin, ayetin manasının saptırılarak verilmeye yeltenilip yeltenilmediği anlaşılmaya çalışılsın. Eğer bariz hata / günah tespit edilirse, ilgili şahıs açık bir şekilde ve açık delilleri ile uyarılsın. Kimse buna çekinmesin, korkmasın. Kendisinden korkulmaya asıl layık olan Allah'tır, keşke herkes bunu bilse ve Din Günü gelmeden tövbe ederek dönebilseler. Bu bağlamda müslümanlara tavsiyemizi yineleyelim:
Müzemmül Suresi(73) Sayfa 574'te son ayette buyurulduğu gibi
Kur'an okuyunuz.
Bahsettiğimiz ve sakındırmaya çalıştığımız körü körüne yanlışa itaate alaka bir ayet olarak:
Nisa Suresi (4) Sayfa 86'daki Son ayet
incelenebilmeli, tefekkür edilebilmelidir.
Evet, ayette görülebileceği üzere, İslam'da Allah'tan başkasına körü körüne itaat (fanatizm) yoktur.Eğer açık bir ihlalden şüphe ederseniz, onu ayette buyurulduğu üzere Allah'a ve Resülüne götürürüz. Biz Alah'ın resulüne(a.s.v.s.) itaat etmişizdir. Ancak, Allah'ın Resulü şu an yanımızda olupta ona direk danışma imkanımız olmadığına göre, ResullULLAH'ın kendisine hükmetmekle emrolunduğu Kur'an'a tabi olarak, doğdoğru olan yolda yürümeliyiz. Bu ayet aynı zamanda, dine sızdırılmaya yeltenebilecek fitne unsurlarına karşı da açık bir sigortadır. Fitneden ve böylelikle kaybedenlerden olmaktan Yüce Allah bizleri korusun.
16.04.2008(orj.13.04.2008)
-----------------------------------------------------------
Pekçok İşte Size İyi Bir Rehber Olabilecek Bir Ayet
İnsanlar bazen biraz daha karışık meselelerle karşılaşabilmektedir. Karar vermekte, diğer vakitlere göre, biraz daha güç olabilir. İşte bu noktada, tefekkür edebileceğiniz bir ayete dikkat çekmek istedim:
İsra Suresi(17) Sayfa 284'te son ayetlerden - 36
Ayrıca, Kur'an inerken resuLULLAH'a (a.s.v.s) nasıl bir dua etmesinin de emredildiği bir ayet olan Taha Suresi(20) Sayfa 319'daki ilk ayette size bir rehber olabilir.
13.03.2008 (orj.27.01.2008)Hadid Suresi(57) Sayfa 540'taki Ayetlerden
El-Hadid (Demir) suresindeki ayette demir için indirilme kelimesi (ن ز ل ) kökünden kelime kullanılmaktadır. Burada başlangıçta çok dikkati çekmeyebilse de, aslında burada tam bir mucizeye işaret vardır. Burada demir için özel olarak 'enzelna' ifadesinin kullanılması demirin farklı bir konumunun olduğuna işaret edebilmektedir. Elbette, Rabbil Alemin'in inanılmaz bir mucizesi olarak demir çok özel bir konuma sahiptir. (Kafirler çıldırsa da) Şimdi bilimsel durumları / verileri bir düşünelim, ele alalım. Öncelikle günümüzün bilimi öngörebilmektedir ki evrendeki maddenin pekçoğunun hidrojen yoğunluklu olmaktadır. Hidrojen ağırlıklı olarak oluşabilen yıldızlar, Allah'ın bir takdiri olarak kütleçekim kuvveti ile çekilebilmekte ve yıldız oluşturabilmektedirler.
Yıldız, kütleçekim kuvveti ile sıkışır ve şıkıştıkça ısınır, ısındıkça bir basınç yapar ve bu ısı ve basınç yıldızın merkezinde füzyon reaksiyonunu başlatırken, basınç yıldızın çöküşünü de engeller ve bir denge durumuna gelmesini sağlayabilir bu dengeye -her ne kadar su ile hiç alakası olmasa da- hidrostatik denge denilebilmektedir.
Füzyon, hafif elementlerin birleşerek daha ağır elementlere dönüşmesine vesile olabilen bir nükleer (çekirdeksel) tepkimedir. Allah'ın bir emri ve takdiri olan güçlü nükleer kuvvetin kullanılmasıyla oluşabilen bir tepkimedir. Ancak güçlü nükleer kuvvetin devreye girip füzyon reaksiyonunun oluşturabilmesi için çok yüksek sıcaklıklar gereklidir: Milyonlarca derece.
Hidrojenin füzyonunun başlayabilmesi için merkezin en azından yaklaşık 7 milyon dereceye kadar ısınması gerektiği öngörülebilmektedir. Bugün Güneş'in merkezinde ise 15 milyon derece sıcaklık bulunabildiği öngörülebilmektedir.
Hidrojenin füzyon tepkimesini yaklaşık kısa formül olarak aşağıdaki gibi formülüze edebilmektedir. Ancak bugün bile bazı hususlarda tartışılabilen konular bulunabilmektedir. Buna Güneşten alınabilen nötrino sayısının azlığındaki paradoks örnek verilebilmektedir. Rabbimizin affına sığınarak bu tepkimelere biraz örnek vermeye çalışalım inş Allah. Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.
Ana-kaba formül: 4H ----> He
(Ayrıntı ve ara formül önermeleri daha karışıktır.)
Yıldızın hidrojen füzyon reaksiyonu dışında oluşan He kütlesi ile 4 hidrojenin akb kütlesinin aynı olduğu önerilebilse de aslında birbirlerinden farklıdırlar. % 0.7'lik bir fark olduğu önerilebilen bu kütle, aslen çok büyük bir farkı ifade edebilmektedir. Bu durumunun tefekkürünü 'Güneş ile Ay Arasındaki konusunda da değinmiştik. Bu bağlamda, bu çok verimli yanma, diğer bildiğimiz klasik yanmalara karşı kilo başına on milyon kat daha fazla enerji sağlayabildiği öngörülen bir tepkimedir ki buda yıldızların bu kadar enerji sağlayabilmesi hakkında bazı ipuçları veriyor olabilmektedir.
Yıldız belli bir süre hidrojenin füzyonunu gerçekleştirdikten sonra merkezindeki hidrojen oranı azalmaya başlar. Bu durumda çekirdek yeterli enerjiyi sağlayamayınca yıldız yeniden büzülmeye başlayabilmekte ve böylelikle merkezlerini yeniden ısınabilmektedirler. Bu ısınma eğer yeteri kadar yükselebilirse, başka elementlerin ve ürünlerin fizyonuna da başlayabildiği öngörülür.
Bu bağlamda yıldızların merkezinde bazı füzyon reaksiyonları öngörülebilmektedir. Bunların kabaca formülleri hakkında şu bilgiler verilebilmiştir ve şüphesiz en doğrusunu Allah bilir:
3He-->C|2C-->Mg + γ
2C-->Ne + He|2C-->O + 2He
Ne + He --> Mg + γ|2O-->Si + γ
2O-->Si + He + γ
[Genel kabul görülebilen atomik kütle birimleri (akb) : He:4, C:12, O: 16, Ne: 20, Mg:24, Si:28, S:32. En Doğrusunu şüphesiz Allah bilir.]
Ve yıldız merkezinde silikonu ürettikten sonra çok kritik bir noktaya gelmiş olabilmektedir. Çünkü bu noktadan sonra silikon yanmayı başarabilirse demir oluşabilecektir. Ve işte bu nokta çok kritiktir.
Çünkü demir diğer elementlerden farklı ve çok önemli bir elementtir. Çünkü Demir oluştuktan sonra yıldızın merkezinde daha ağır başka bir elementin oluşamıyacağı öngörülmektedir. Çünkü demirin bu bağlamda doğadaki en kararlı element olduğu ve daha başka bir elementle birleşip füzyon oluşturması için ancak dışarıdan ısı almasının gerektiği öngörülebilmektedir. Yani demirin atomsal olarak en kararlı element olduğu öngörünmekte ve eğer demire başka bir element eklenecekse bununda endotermik (dışarıdan enerji eklenerek) olabildiğini söyleyenebilir. işte bu nokta yıldız içinde çok önemli bir noktadır ki bu nokta ile ilgili yıldızın merkezinin enerjisiz kaldığı ve enerji üretemez hale geldiği öngörülebilmektedir ki buda yıldızın merkezinde büyük bir enerjisizlik olabileceği ve çöküşün meydana geldiği öngörülüp, ardından da bir süpernova patlamasının oluşabildiği ki devasa / katastrofik böylesi bir patlamanın meydana gelebildiği söylenebilmektedir. Ancak elbette En Doğrusunu Allah bilir.
Bu bağlamda, demirdeki kuvveti anlamamız daha mümkün bir hal alabilmiş olabilecektir ki -bahsedildiği gibi- yıldızın ışıma sürecinde çok önemli bir mihenk taşı zamanına nişane olabilmektedir.
Bununla beraber demirin -indirilmesine- işaret olabilecek bir duruma daha göz atalım ki bunların oluşumunda Tip-I süpernovası olarak adlandırılabilmektedir. Yukarıda anlatılan süpernova öngörüsüne Tip-II süpernovası adı verilebilmektedir. Ancak demirin indirilmesine Tip-I süpernova patlaması adı verilebilen başka bir mekanizmanın katkısının daha aşikar olabildiği söylenebilir ki bu durumda beyaz cüce adı verilen yıldızların ölümlerinde oluşabilen bir durumdan hasıl olabilmektedir. Fazla büyük olmayıp ömrünün sonunda beyaz cüce durumuna ulaşabilen bu tür yıldızlar, ömürlerinin belli bir vaktinde kendilerine -örneğin bir ikili olarak- eklenen madde neticesinde bünyelerinde bulunabilen karbon ve oksijeni yakabilecek kadar ısınabilmekte ve en nihayetinde bir Tip-I süpernovası olarak devasa / katastrofik bir şekilde patlayabilmektedir ki bu durumda yıldız -öngörüye göre- tümüyle parçalanıp uzaya dağılabilmektedir ki -tahmin edilebileceği gibi- dağılan yıldız atığında demir bulunabilmektedir....
Devam edelim.Demirle ilgili daha söylenebilecek pekçok şey var. Çünkü tamda ayette belirtildiği gibi demir, bizler için pekçok faydası olan elementtir.
Evet akla öncelikle demir-çelik sanayiği akla gelebilir ki elbette bu bağlamda demirin hayatta girmediği yer neredeyse yok desek yeridir ve bu elementin kullanıldığı -bir bağlamda- sayısız yer bulunmaktadır.
Binalar ve yapılarda demir ve çelik vazgeçilmezdir. Çelik denilen madde demire bazı çok küçük oranlarda ilave edilebilen başka elementlerden hasıl olabilmektedir. En çok eklenebilen karbon'un oranı sadece % 0.2 ile % 2.04 arasında değişebilmektedir.
Ancak buna karşın demir, hemen hemen bütün organizmaların yapısında kullanılabilemekte, bulunabilmektedir. Demirden faydalanmayan organizmaların genele oranla oldukça az olabileceği öngörülebilmekte / söylenebilmektedi. Demir genellikle, bazı enzimlerde bulunup biyolojide oksidasyon tepkimelerinde katalizör olarak görev alabilmektedir. Bununla beraber, çözünebilen gazların taşınmasında hemoglobin, sitokrom vs. gibi yapılarda rol oynayabilmektedir....
Evet, görülebileceği üzere tam bir mucizeler zinciridir. Kur'an'ın ilahi varlığına kesin bir delildir. Bugün dahi hala pekçok ülkenin -sağlıklı bir şekilde- beyaz cücenin varlığını tanımlayabilecek ekipmana sahip olmadığı bir dönemdeyiz, Peki Arabistan'ın çölündeki Muhammed(a.s.v.s.)'mi biliyordu tüm bu yıldızları ve bahsi geçen diğer pekçok bilgiyi. Elbette ki hayır. Elbette ki bu, kendini ispatlayan Kitap Kur'an ın apaçık mucizesinden başka birşey değildir, kafirler çıldırsa da. Allah'a dır Hamd, O'nadır Övgü, Sena, Tüm En Güzel Nitelemelar, En Büyük-Güzel Sıfatlar O'nadır. O'dur bizim sahibimiz, O'dur Herşeyin sahibi. O'dur Müstağni Olan. Herşeyin Hakimi Olan Allah'a dır Hamd, O Öğretene, O Yaratana
Hamd Ediyoruz Allah'ı. Ey Alemlerin Rabbi, Kabul Eyle bizlerden.
07.09.2008(orj.31.08.2008)
-----------------------------------------------------------
Yağmur Yağdı mı Biraz Soğuk Oldu mu Haber Oluyor ya!*
Bu kadarına artık başka kelimeler mi gerek: Yahu ben sadece 30 yaşlarındayım. Ben bile şahidim. Ama senelerdir bazıları gerek bu halkın ve gerekse yeni yetişen neslin beynini yıkamak için büyük bir çaba içerisinde. Bu bariz: Küresel ısınma var ve acaip ısınıyoruz ama bunu soğuma gibi algılatma girişimleri. Bulut kaplayınca hep hava durumuna sağanak yağaşlı vs. türünden rapor vermeler.. Bir yerlerde yağmur yağınca hemen aman aman soğuk var demeler vs. Ben 30 yaşlarındayım ve izmir'de doğdum büyüdüm. Ve ben küçükken izmir'e kar yağdığını da görmüştüm. [evet, belki az karşılaşılabilen bir durumdu] Ve günlerce neredeyse hiç durmayan yağmurları da. Soğuk olduğu zamanda insanın içine işlerdi. Öylesi soğuk olunca, atkısız, kalın kalın giyinmeden dışarı çıkmak dirayet isterdi. Senelerdir hiçbiri yok. O zaman bu gibi durumlar pek haber olmazdı. Tekrar ediyorum günlerce neredeyse hiç kesilmeksizin yağan yağmur bile olabilirdi. Hem öyle yağan her yağmura da hemen sağanak falan denmezdi. (uzun uzun yağsa bile) Birileri bütün bu kavramları alt üst etti. Tepki yok. Çıt yok. Nasıl bir ....
Ve ayrıca, tüm bunlar;
havayı ve doğa olaylarını manuple edebilme
çabası ile yapılan birçok denemelere rağmen ki bunu
şuna benzetebilirsiniz. Bir yağmur kütlesi gelirken, o kütlenin
içine havadan uçakla tuz benzeri bir kimyasalın
bırakılması gibi. (bkz.hava dosyası) Veya başka
türlü denemeler. Kitleler üzerinde psikolojik harp unsuru şeklinde..
*Daha çok veri isteyene-Eskiden hep hava durumunu takip ederdim. Erzurum o
zamanların kışın pekçok ayında(dikkat-günü
demiyorum) -32 dereceleri bulurdu. Bulmasa da yakın soğukluklarda
olurdu. Diğer bazı doğu şehirleri de -20li
derecelerde seyrederdi.. 21.12.2008(orj.18.12.2008)
-----------------------------------------------------------
Selamlar, bir seylerden bahsedelim:
Bir surec yasanıyor Dünya'da. Adı da bir nevi savaş. Ancak neredeyse kimse telaffuz etmiyor veya edemiyor bunu. Böyle birşeyin yaşanmasını istemeyip sanki ihtimal vermiyorlarmış gibi buz gibi duruyor birçokları. Çok mu uzak görünür böyle seyler, rahatın bozulması durumları vs.. Bazıları yaptıkları yanlışları sindiremezse, yinede devam eder mi aynı yolda..; veya üzerini örtüp geçti gitti demesi doğru olur mu hiç; ya da ''yumruklarım ulan masayı!, döverim gelirlerse!'' demesiyle mi çözülüyormuş işler.!
Dönülsün artık.
Vaziyet bu gibi.
Ve şüphesiz herkesin amelini, yaptıklarını, niyetlerini en iyi Allah bilir.
Ve insanları kandıranlar şüphesiz Allah'ı kandıramazlar.
Heva dolu bir önkabul, ihtiras ve yargılarına vs. yumulanlar Allah'ı elbet kandıramazlar.
Sorumlu tutulacakları kitabın Kur'an olduğunu unutup, Kur'an'ı duvar süsü vs. olarak tutup, ve HAŞA ''nasılsa anlaşılmıyor'' iftirafına yeltenip, Kitabı bırakıp, işi onun bunun hak dışı buyruklarına vs. göre şekillendirenler, amellerini başka başka ters yanlış yollardan istikamete oturmuş gibi göstermeye (yeltenenler..) veya geçmişlerin okuduğu kitabdır, modern çağ(!) diyenler..
.. Ayetleri masal dinler gibi dinleyip, ayetlerin alt-üst edilip servis edildiği şeklini benimseyenlerin.. Yine de tam olarak, elbet, herkesin niyetini ve amelini Allah bilir ve şüphesiz ki Allah çok Bağışlayandır, Çok Esirgeyendir.
Ancak, Türk halkı, -zamanında- şu bazı dünya medyasında nelerden bahsedildiğini bi fark edebileydi,
Kendilerinden gerçeklerin gizlenmesi için gerçeklere nasıl bir kara ve kapkara bir perde çekildiğini bir bilselerdi..
Ah, Türk halkı bunları görse belki de çakardı meseleyi.
Kullarından kimin doğru yol üzerinde olduğunu şüphesiz en iyi Allah bilir
Sessizlik, boş gürültü, suni gündem..Dünyaya yayın yapan bazı kanallarında ise kimilerine hep terörist dendi. Ve televizyonlara sürekli sakallı müslüman isimli fotoğraflarla birileri terörist denilerek pompalandı. Kendilerini tanımıyorduk. Kimdiler, neyin nesiydiler, yoksa birer casus muydular!! Ha,? Ötünüz!
Ama bir veya birkaç adamın adı servis edilip, ülke işgalinin vs. popülerleşmiş gibi gösterilmesinin normal karşılanmasının beklenmesi de ciddi ciddi beklenildi, hem bu ülke insanından, hemde tüm dünya ülkelerindeki insanlardan. Çüşünüz!
Saddamın bilançosunun 5000 olduğu söylenir (di).
Ah, varya o sakallılar vs!
Halbuki kahramanlar ya bunları adam edecekti, ya savaşacaktı, ya özgürleştirecekti vs.vs.
.....
Şüphesiz zalimler yaptıklarının hesabını Allah'a verecek.
28.08.2008
-----------------------------------------------------------
Bazı Kelimeler Hakkında
Umarım Yüce Allah'tan ki bazı kelime kullanımları -doğruca olabilecek bir anlamlandırma ile kullanımı hariç olmak üzere- yanlış anlaşımlı bir anlayışla kullanımı in Şa Allah terk edilebilir Bu bağlamda:
-Örneğin “memur” kelimesine kötü ve yanlış ve olmayası bir anlamla bakış ....
26.07.2010-07.07.2010(gecikmeli)-11.2010- 02.04.2010- 03.2010 (orj.27.02.2010)
-----------------------------------------------------------
Devlet kelimesinin evveliyatını, kökünü, pek incelemeye gerek yok. Devlet denilince bugün pekçok kimse aşağı yukarı doğru bir anlamı bulabilir. İdeal olarak bir devlet, halkın birliktelikle yaşarken yurdun çeşitli ikamesini sağlayan bir müesseseler bütünüdür denilebilir. En önemli işlevselliği, yurdun bireylerine gereken sosyal hakların sağlıklı bir şekilde sağlanabilmesidir.
Ve devlet bir rab asla değildir. İnsanları yönetmez.
Kayıtsız şartsız itaat ancak Allah'a dır.
Öyleyse müslüman müslümanlığının gereğini yapsın.
Devlet bünyesindeki sorunlar da çözülmeye çalışılsın.Devlet müesseseleri vs. halka zulüm organ(lar)ı olamaz.
Ve eğer içinde yaramazlık yapan olursa dövülür, düzeltilir.
Çünkü bu devlet, bu halkın malıdır.
Çoğunluğu müslüman olan bu halkın malı.
Kimsenin kimseye nasıl bir hayat tarzı (-sınırların aşılması ve başkalarının hak ve sınırlarına tecavüz müstesna-) , veya nasıl bir inanışta bulunacağını zorla baskılamaya hakkı yoktur.
Devlet, bu halkın müessesesidir ve bu halka hizmet için vardır.
Ve bu malı kimsenin başkasına peşkeş çekme hakkı da yoktur.
Yasalar da, devlette bu halk için var olmalıdır.
Çoğunluğu müslüman olan bu halk için..
Ne gerekiyorsa değiştirilebilmelidir.
İslam için bu yurtta, bu vatanda kurtuluş savaşını veren mehmetçiğin göğsünde, elinde Kur'an vardı.
Onlar bu topraklar üzerine kan döktüler.
Bigün elde avuçta ne var ne yoksa peyderpey satılsın vs. diye değil,
Ve birgün göğsünde, çantasında Kur'an taşımış ve hayatını dosdoğruca Kur'an'a tabi olarak yaşamaya çalışan insanlara terörist vs. denilsin diye asla değil.
Bu ifadeler açık ve nettir.
29.08.2008(orj.27.08.2008)Yunus Suresi(10) Sayfa 207'deki Son Ayetlerden
Mucizelerle dolu Kur'an'ı Kerim'de bir mucizevi yönde, Kur'an'da Güneş ve Ay için kullanılan ifade ve nitelemelerin, birbirinden farklı ifade ve kelimeler kullanılarak yapılmış olmalarıdır. Ancak elbet En Doğrusunu Allah bilir.
Fakat bu durum, üzerinde durulmak açısından önemlidir.
Kur'an da Ay için bir ''Nur'' ve ''Münir'' ifadeleri kullanılmıştır.
Kur'an'da Güneş için ise ''ziya'' ifadesi kullanılmaktadır. Bununla beraber, güneşin adı direk verilmemekle birlikte siraç ve alev alev yanan sirac olarakta türkçeleştirilebilecek ifadelerin kullanımından kastın güneş olması kuvvetli bir olasılık olarak görünüp, biz burada bu iki gökcismi arasındaki ayırım üzerinde yoğunlaşalım inş Allah. Şüphesiz herşeyin en doğrusunu Allah bilir.
Asıl vurgulamak istediğim husus, Kur'an da bu iki gök cismi için farklı ifadelerin kullanılması ve bu cisimlerin bazı nitelik ve niceliklerinin özellikle bazı yönlerden birbirinden oldukça farklı olmasındandır.
Ay kayasal bir kütledir. Ve bize güneşten yansıyan ışığı yansıtmaktadır.
Güneş ise bir yıldızdır. Ve ışıması, büyük oranda, Allah'ın izniyle içerisinde gerçekleşen nükleer yanmadan kaynaklıdır. Kütleçekim ile başlayan İç ısınmanın neticesinde bu tepkimeler oluşabilmektedir.
Yüce Allah'ın emriyle, uzayda bulunan gaz ve toz bulutu kütlesindeki, homojenliğin bozulmasıyla, bu noktalarda, belli öbeklenmeler oluşur. Bu öbeklenmeler daha sonra daha kuvvetli bir çekimle daha büyük kütlelere ulaşabilir. Oluşan / toplanan kütle yeteri kadar büyükse, iç ısınma öyle bir düzeye erişebilir ki bugünkü öngörülen ifadesiyle füzyon tepkimesini oluşturabilir.
Bu tepkime Dünya'daki nükleer santrallerde uygulanmakta olan fizyon tepkimesi ile karıştırılmamalıdır. Çünkü, fizyonda ağır elementlerin ayrışması, füzyon'da ise hafif elementlerin birleşmesi söz konusudur. Hidrojenin füzyonunun sağladığı enerji, bir uranyumun fizyonuna göre çok daha fazla enerji sağlayabilmektedir. Öyle ki bir kilogram uranyumun fizyonundan elde edilebilecekten, bir kg hidrojenin füzyonu ile yaklaşık 10.000 kattan daha fazla enerji elde edilebileceği öngörülmektedir. Bu durumda, bu tepkimenin Güneş'e ne kadar çok enerji sağlayabildiğini gösterebilmektedir. Veya bu tepkimeyi kömürün yanması ile kıyaslarsak, öngürüler bize bir kilogram kömürden 10.000.000 kattan (10 milyon) daha fazla enerji verebileceğini söylemektedir. Şüphesiz, en doğrusunu Allah bilir.
Yüce Allah'ın bir takdiri olarak, aslen güneşten gelen ışığın çok ama çok az bir kısmı Dünya'ya ulaştığı halde, Dünya'daki birçok yaşamsal süreç bu enerji ile devinimini sürdürmektedir.
Güneşin, ekseri olarak iç yapısındaki füzyon ile enerji sağlayabilmesi öngörülmüşken, Ay ise buna göre farklı bir konumdadır. Çünkü Ay, bizlere güneş gibi bir içsel ısıdan kaynaklanan görünür bazda (tayfta) bir ışıma göndermemektedir. Bir yıldız değildir. Bilakis, genel olarak Ay'ın Güneşten yansıttığı bir ışımayı görmekteyiz. Yani, Ay'ın karasal yüzeyinden yansıyan ışık, Dünya'mıza ulaşarak, bize alıştığımız tarzdaki Ay olarak görünebilmekte ve Güneşe göre alabildiği pozisyona göre de Ay'ı hilal, ilk dördün, dolunay, yeniay gibi evreler içerisinde görebilmekteyiz. Bu durumlarda, Ay genel olarak, Güneşten yüzeyine çarpıp bize görünebilen kadar bir kısım ile bizlere bir şekil teşhir edebilmektedir Allah'ın izniyle.
Güneş'in Ve Ay'ın Yaratıcısı Olan, Alemlerin Rabbi Olan Allah'a Hamd Ederiz
18.08.2008(orj.17.08.2008)
-----------------------------------------------------------
Yazıklar olsun, yazıklar olsun müslüman olduklarını vurgulayıpta dininden kaçanlara ,
Yazıklar olsun unutmayı tercih edenlere,
Yazıklar olsun bilmezden gelerek, susarak yaşamayı tercih edenlere,
Yazıklar olsun iki günlük dünya hayatının kısa komforumu, Rabbine itaate tercih edenlere
Yazıklar olsun o düşünmeyen, düşünmek istemeyen beyinsizlere, akılsızlara....
Ve ve katmerli lanet olsun o yalancı ve suskun haberdar söz sahiplerine
ki Sözü gizlerler,
ki Gerçeğin üzerine set çekmeyi yeğlerler,
ki kendilerine bir soru sorulduğu zaman eveleyip gevelemeden lafı doğru düzgün söylemezler
konuşurlar, konuşurlar
-güya- Din adına uzun uzun konuşurlar....
içlerinde Allah'ın helal kıldığına haram diyen,
haram kıldığına helal diyen cümleler bulunur.
Neticede sorulana bir cevap almazsın, alsanda genelde anlaşılır bir taraf kalmamış
Yazıklar olsun bu doğru dürüst bir söz söylemekten aciz, değiştirip, saklayıp, konuşan Bilgin Bozuntularına!
Evet, lanet olsun bunlara!
10.06.2008(orj.19.02.2008)
-----------------------------------------------------------
Cevap: Hacca güç yetirilebildiği zaman gidilir.
Al-İmran Suresi(3), Sayfa 61, Ayet 97
Elbette bu cevabın arkasında engel teşkil edebilecek bir takım faktör(ler) olabilir. Örneğin kişinin malının / parasının olmaması,
sağlıkla ilgili hasıl olabilecek bazı çok özel bir durum vs.
Dolayısıyla, bir müslüman için hac farizası, kişinin sürekli aklında ve niyetinde olan bir ibadet olmalıdır ve elde ettiği ilk fırsatta inş Allah, yapmalıdır.. Yani kişi normal gençlik, orta yaşlarını da hacı olarak sürdürebilmelidir.
Dolayısıyla bir müslüman şöyle düşünmemelidir:
Önce bir ev / araba vs. alayım sonra giderim.
Önce çocuk büyüsün sonra gideriz.
Önce çocuk evlensin sonra gideriz.
Önce torun bir büyüsün sonra gideriz.
........
böyle yanlışlar yapmıyorsunuz değil mi!
26.01.2008
-----------------------------------------------------------
Sizlere bir tavsiyem var. Seccade seçerken sade seccadeleri tercih edebilirsiniz. Hatta üzerinde hiç desende olmayabilsin.
Günümüzde seccadeleri dikkatle inceleyince bazılarının üzerindeki motif ve desenlerin karmaşık ve nahoş şekiller çağrıştırabilen bir yapıya sahip olabildikleri kanaatindeyim.
Ayrıca eğer ki ve madem ki üzerinde bir mescidin resmi bulunuyor, bu, El- Mescid-i El-Haram'ın (yani Beytullah'ın) resmi olabiliyor.
Ve lütfen böylesi seccadelerle, gereken saygılı tutum gösterilsin.
Belirtmek istediğim bir diğer husus ise camilere namaz kılmaya gelenler dışarıda sürüdükleri, koydukları valizleri vs. cami halısının
üzerine olduğu gibi lütfen bırakmasınlar. (en azından ters yüz edebilirler)
10.06.2008(orj.11.2007-2008 )
-----------------------------------------------------------
Günümüzde -Türkiye'deki camilerin bazılarında- mihrabın sağ yanına Yüce Rabbimiz ''Allah''ın ismi yazılır iken Mihrabın sol yanına da <<hiçbir ibare, not kullanılmaksızın>> Efendimiz (s.A.v.s.)'in adı koyulabilmiştir.
Tavsiyem şudur: Peygamber efendimiz (a.s.v.s.) için isminin Yalnız yazıldığı her yerde <<gözle görülebilir bir şekilde>> peygamber efendimizin (s.A.v.s.) Yüce Allah'ın, Alemlerin Rabbinin bir kulu ve resulü olduğunu belirten ibareler koyulsun. Bu takvaya daha yakın ve bazılarının gözünde hiçbir şüpheye mahal vermemek açısından çok daha sağlam ve güvenli ve güzeldir.....
11.2007-----------------------------------------------------------
Başlı başına bir mucize olan Kutsal Kitabımız Kur'an-ı Kerim'de bir ayete dikkat edelim:
Tekvir Suresi (81) Sayfa 585'teki Ayetlerden
Bu Ayetlerde, bir yemin söz konusudur.
Kelime olarak,
''..sinip, cereyan edip, yuvasına girenlere .... ''
şeklinde de çevirilebilir bir ifade olarakta kabul edilebilmekte olan bu ayetleri bu şekilde alıp tefekkür edersek, tam bir bilimsel mucize ile karşılaşabilmekteyiz. Zira ayetin devamında gece ve gündüz içinde yeminin devam edişinden, aslen burada ayette kastedilenin gökyüzü ve yıldızlarla ilgili bir mucize olabileceği netleşmektedir / düşünebilmekteyiz.
Dolayısıyla, ayeti tefekkür edince karşımıza çıkan mucize şu olabilmektedir ki gerçekten inanılmaz bir şekilde tam olarak kelimelerin ifade ettiği şekilde gerçekleşen bir bilimsel mucizedir bu: Günümüzün bilimi, astrofiziği, yıldızlar için belli bir yaşam senaryosu sunmaktadır. Ancak konuya girmeden önce olayın daha iyi anlaşılabilmesi açısından bazı ek bilgilerle beraber konuyu daha kökten ele almaya çalışalım inş Allah:
Yıldızların, evrende en bol element olduğu varsayılan hidrojen ağırıklı olmak üzere maddelerin(diğer gaz ve toz ile birlikte) yoğunlaşması ile ve kütle çekiminin etkisiyle de giderek daha çok yoğunlaşması neticesinde merkezde önce kütleçekim kuvveti (ki Allah'ın bir emridir / takdiridir) ile, ardından ve beraberinde de füzyon reaksiyonu ile (ki buda ve herşeyde O'nun takdiri, Emri ve İzni iledir) ısınıp, ışıyan gökcisimleri olduğu öngörülmektedir.
Yıldızlardaki füzyon reaksiyonu, yıldızın en sıcak noktalarını içeren, çekirdek denilen, merkeze yakın bölgelerinde gerçekleşir. Normal olarak ışıyan yıldızların çekirdeklerindeki hidrojen yakmakta oldukları öngörülür. (bu durum küçük yıldızlarda biraz daha farklı olabilmektedir=Dış kısımlarında yanmaya dahil olabildiği öngörülebilmektedir.)
Ve genel olarak yıldızların pekçoğunun normal ömürleri içerisinde de çekirdeklerindeki hidrojeni yakmakta oldukları öngörülür.
Yıldızlar normal ömürlerinin sonuna doğru, yani çekirdeklerindeki hidrojeni yeterince tüketen yıldızlar, füzyon sonucu helyuma dönüşmüş olan çekirdeklerinde yeteri kadar hidrojen yakamadıkları için çekirdekleri büzülmeye başlar. Çekirdek büzülürken, sıcaklık yine artar,artar.. işte bu sırada artan sıcaklığın oluşturduğu basınçla yıldız (dış kısımlar) büyümeye başlar ve genellikle Kızıl Dev denilen safhaya ulaşır veya sarı dev olabilir veya ..
Bu noktada büzülüp ısınan çekirdek, yıldızın dış bölümünü dışa doğru itmiştir ve yıldızın dış atmosferindeki madde akışı yoğunlaşabilir.
Ve yıldız çekirdeği yeteri kadar büzülüp ısınınca / ısınabilirse -ki bu yıldızın kütlesine göre değişebilmekle birlikte- helyumun füzyonuna başlayabilir.
Bu tür safhalarda yıldızın bir büyüyüp, bir küçülmesi söz konusu olabilmektedir ki bu durumlardaki yıldızlara Değişen ya da zonklayan yıldızlar gibi adlar verilebilmektedir.
Aslen parlaklığı periyodik değişim gösteren yıldızların birçok tipleri mevcuttur.. Bu dönemin, yıldız yaşamı içinde görece kısa bir süre içerisinde gerçekleştiği öngörülebilmektedir.
Nispeten küçük kütleli yıldızların merkezlerinde karbona kadar füzyon gerçekleştirebildikleri öngörülebilmektedir.
Daha büyük kütleli yıldızların ise çekirdeklerindeki kütleleri demire kadar yakabildikleri düşünülmektedir.
Bu yakıt çevrimlerini sağlayabilmek için çekirdek daha da büzülüp, sıcaklığını iyice arttırmaktadır. Sıcaklık artışı, dışa doğru uygulanan basıncın artmasına ve yıldızın dış bölümünü fırlatmasına / cereyan etmesine sebep olabilmektedir.
İşte bazı yıldızlar için öngörülebilen bu senaryonun sonucunda merkeze Beyaz Cüce denilen oluşumların oluşması ile son bulurken, bu yıldızın etrafındaki kütlenin akımı ile (ayetteki cereyan / cevari kelimesi gibi düşünülürse) merkezde kalan beyaz cücede yuvasına sinmiş / girmiş (kunnas), iyice büzüle büzüle küçümüş olan çekirdek gibi düşünülebilir. Ve herşeyin, En doğrusunu Allah bilir.
Ancak dikkat ediniz, önce hidrojenin yanması sonucu, sonra helyumun yanması vs.. sırasında hep bir al-ver tarzı (khunnas) hareketten (çekirdeğin) bahsettik. Ancak bununda devamında, ısınan çekirdeğin etrafından / dış kısmından atılan /fırlatılan / süpürülen kütle akarcasına uzaya yayılmakta (cerayan) ve merkezde, çekirdekte daha fazla yakacak yakıtıda kalmayan çekirdek, iyice büzülerek, maddenin yeni bir hali sayılabilecek bir hale gelinceye kadar sıkışabilmekte yani kunnas olabilmektedir.
Kunnas olan maddenin neye benzediğini biraz betimlemek istersek, öngörülen kütle, bir Beyaz Cüce'nin, yaklaşık güneş kütlesiyle kıyaslanabilir bir kütleye sahip olabilmesine karşın, sadece dünya kadar büyük olan bir cisim olmasını düşünmekle ya da yoğunluğu 1 ton / santimetre küp olabilceği tefekkür edilebilir. Bu madde o kadar sıkışıktır ki, atomdaki elektronlar bilinen normal yörüngelerinde bulunmazlar.
İşin bir başka boyutu da nispeten daha büyük yıldızlar açısındandır ki durum, büyük yıldızlarda daha dramatik bir şekilde sonlanmakla birlikte bu yıldızların çekirdeklerinin çok daha ağar elementlere kadar füzyon gerçekleştirebilmekle birlikte sonunda süpernova patlaması yapabildiklerini ve bunun sonucunda ise merkezde -önceden bahsettiğimiz- Beyaz Cüce'ye göre çok daha yoğun olan Nötron Yıldızı ve / veya *-teorikte olsa-* bir karadelik bırakabildikleri düşünülebilmektedir.
Kunnas'tan eğer bu cisimlerinde kastedilebileceğini düşündüğümüz taktirde inanılmaz yoğun bir cisimle karşılaşırız ki bir nötron yıldızı için öngörülen yoğunluk çok fazladır: Güneş kütlesi ile kıyaslanabilecek kadar büyük kütleye sahip cisimlerin 10 km gibi bir çapa sığdırılmasından bahsedilebilmektedir / öngörülebilmektedir. Bu öylesine bir kunnas sayılabilir ki artık atomlardaki elektron ve protonlar birleşip ve kütlesinin büyük kısmının safi nötronlardan oluşan bir yıldız kütlesi olduğu söylenebilir. Nötron yıldızlarının bildiğimiz, füzyon / kütleçekim vs. anlamda ışımaları olmayıp pulsar adı verilen ışımaları olabildiği söylenmekle birlikte ilk pulsar gözlenmesi 1967 yılında yapılmıştır.
Eğer kunnası daha da öteye götürürsek nötron yıldızınında taşıyamadığı kütleler ile ve bir süpernova patlaması ile karadeliğe dönüşebildiği öngörülmektedir ki bu durumda kütlenin öylesine yoğun olabileceği öngörülmektedir ki kütlenin -belli bir yakınlıktan sonra, artık ışığın bile gitmesine izin vermediği düşünülebilmiştir. Ancak En Doğrusunu Şüphesiz Allah bilir..
İşte tüm bu astrofizik fenomenler, 20nci yüzyılın bir bilimsel bulgusu olarak 1400 sene öncesinden bize Kur'an'da bildirilmesi ile tambir Kur'an Mucizesine işaret eder.
Hamd Alim Olan Allah'adır


15.06.2008 (orj.01.06.2008)
-----------------------------------------------------------
Öyle görünüyor ki umrenin önemini belirtmekte büyük fayda var. Bu nedenle
Bakara Suresi(2), Sayfa 29, Ayet 196
ayetini inceleyebilirsiniz.
Evet, dikkat edin, Yüce Rabbimiz, sırf haccı değil, hac ve umreyi tamamamızı buyuruyor.
Evet, dikkat edin, Yüce Rabbimiz, sırf haccı değil, hac ve umreyi tamamamızı buyuruyor.
Ve ayetin devamından umrenin hac ayları içerisinde de yapılabileceği ve hac için gidildiği zaman umreden de faydalanılabileceğini öğreniyoruz. (*Ancak bu elbette hacca sıra gelmemesi vs. nedenlerle gidemeyipte umreye gidebilenlerin(*hac, imkanını&sırasını kaybetmeksizin), umreyi ertelemesi anlamına gelmemeli) Bu ve daha nice kolaylıkları bize Lutfeyleyen, Dininde hiçbir zorluk koşmayan Yüce Allah'a şükürler olsun.
Hamd Alemlerin Rabbi Olan Yüce Allah'adır.Hac farizası yerine getirilirken her ne kadar her müslümanın bilmesi düşünülse de yine de hac ile ilgili bazı ayetleri bir liste halinde
vermekte fayda olabilir inş Allah. Hac farizasını yerine getirilirken bu ayetleri iyi öğrenmek doğrudur.
Bakara Suresi(2), sayfa 18 son ayetler
Bakara Suresi(2), sayfa 19 ilk ayetler
Bakara Suresi(2), sayfa 29 son Ayet, sayfa 30 ve sayfa 31 ilk ayet....
Bakara Suresi(2), sayfa 23
Al İmran Suresi(3), sayfa 61
Maide Suresi(5), sayfa 105, ilk ayetler
Maide Suresi(5) sayfa 122, son ayetler
Maide Suresi(5) sayfa 123
Hac Suresi(22), sayfa 334
Hac Suresi(22), sayfa 335
Ve,Fetih Suresi (48), sayfa 513'teki son ayetlerden
Tevbe Suresi(9), sayfa 186
Tevbe Suresi(9), sayfa 188'deki son ayetlerden
Ve ayrıca Al-Mescid-i Haram ile ilgili olarak:
Ankebut Suresi(29) Sayfa 403
Tur Suresi(52) Sayfa 522
Kureyş Suresi(106) sayfa 601
''Rabbimiz bize dünyada hayır ver ve ahirette de hayır ver ve
bizi ateş azabından koru''
08.06.2008(orj.25.03.2008)
-----------------------------------------------------------
Allah'ın Resulü Meryem Oğlu İsa
Mesihi Öldürülmedi de Çarmıha Gerilmedi de
Günümüzde dini birçok konu hakkında yanlış bir
kanı oluşturabilecek şeylerin işitilebilmesi
mümkündür. Bu bağlamda, Allah'ın Resulü Meryem Oğlu
İsa Mesih'in öldürülmediğini, çarmıha da
gerilmediğinin vurgulamamız doğrudur. Konu hakkındaki
gerçekleri Yüce Rabbimiz Allah katından indirilmiş olan
Kur'an'dan açıkça bilebilmekteyiz:
Nisa Suresinden(4) ilgili Ayet incelenebilir

Rahman Kur'an'ı öğretti. İnsanı yarattı,
ona açıklamayı öğretti.
Güneş ve Ay'ın her ikisi de bir hesaba iledir.
Yıldızlar ve Ağaçlar secde ederler.(her ikisi de)
O göğü Yükseltti ve veza:'a [~Konumlandırdı /~Hallendirdi
/~Koydu] Mizanı (orj:el-mizan) ,
~ancak al-mizanı bozmanız hariç....
Eğer Güneş ve Ay'ın gökyüzünde böyle bir eşlenimi
olmasa idi, güneş tutulması hadisesi
alışılageldiği kadar ilgi çekici veya önemli
olmazdı. Çünkü güneş ve ay'ın ancak
yaşadığımız şeklinde tutulması
halinde bugünkü gibi taç (corona) tabakasını görebilir, (fotoda
bir kısmı beyaz hale olarak görünen kısımdan) pekçok
bilimsel keşif ve hesaplama bu sayade yapılabilmiş
olabilmektedir. (helyumun keşfi ve / veya bazı bilimsel
hesaplanımların teyit ve doğrulması
bağlamında....)
Hamd Allah İçin'dir.Hamd Allah İçin'dir.Hamd .Alemlerin Rabbi Olan, Din Gününün Maliki Olan, Tek Ve Kahhar Olan Allah İçin'dir
*ve Kur'an da, -insan sözlerinin çoğunun tam aksine- her kelime ve harfin mutlaka belirtimi vardır ve Kur'an boş söz ve harf içermez.Yüce Rabbimiz Allah İnciri pekçok faydası ile Yaratıp, onu gerçekten üstün bir yiyecek olarak bize Bahşeylemiştir.
Zeytinde büyük bir nimet ve Tin Suresinin
başlangıcınında bu şekilde olması
gerçekten buna güzel bir işarettir. Çok şükür,
EL-HAmd-U-LILLAH.
İncirin pekçok faydasında, taşıdığı
besinsel değerlerindeki yüksek değerler bulunmaktadır.
Bunlar arasında örneğin diğer meyve ve gıdalarla
karşılaştırırsak, aradaki birçok üstünlük
farkı dikkat çekebilecektir.
İncirin kanser ve kalp rahatsızlığı riskini
azaltabileceği yönünde düşünceler mevcuttur. İncir, fiber
yönünden zengindir. İnciri bazı yönlerden bir meyveyle
kıyaslarsak:
| Meyve | Enerji | Fiber | Potasyum | Sodyum | Demir |
| Kuru İncir (40gr) | ~100 cal | ~4.9 g | ~ 244 mg | ~53 mg | ~ 1 mg |
| Portakal (154 gr) | ~72 cal | ~2.9 g | ~279 mg | ~ 62 mg | ~ 0,2 mg |
Ayrıca incirin kendi meyvesinin de tohumunu içermesi de bir üstünlük
olup bu gıdanın; ve bulunduğu yerin emniyetine olan
katkısı açısından yine bir üstünlüktür ki ayette
görünen mananın da (Tin Suresi) böyle bir hususu
kapsadığını belirtebiliriz ki bu durum Kur'anda daha
başka bazı yerlerde de görülebilmiş olan ; <hem birçok
açıdan bakılınsa bile doğru ve hataya mahal
bırakmayan ve hemde ilgili hususta mucizevi boyutlar
İçerebilen> ayetlerde içerebilmesiyle (burada olduğu gibi)
düşünebilecek ve inanmış bir toplum ve insan için gerçekten
Yüce Allah'ın büyük bir Lütfudur.
Harikulade ve açık, anlaşılır, zikri için kolaylaştırılmış ama; Öylesine Üstün ve Harika Bir Şekilde İndirilmiş Bir Kitap'tır Ki
Doğru, Çelişkisi Bulunmayan, Mucizelerle Dolu, Üstün Bir
Anlatımı Olan ve en ufak bir hata içermeyen ve
belirttiğimiz gibi Mükemmel Bir Anlatım İle Öylesine Üstün
Ki yüzyıllar; hatta binlerce sene sonrasında insanların
bazı tevilini ancak yeni yeni daha yakinen fark edebildiği veya anladığı Mucizevi Boyutları Olan
Metinlerin de Öz ve Sade Bir Biçimde Belirtilebilmiş Olduğu Tam
Bir Mucize ve Hatasız Bir Kitaptır. Tüm bunlar ve daha
sayılmamış birçok özellik , Kur'an-ı Kerim'in
Alemlerin Rabbi Olan Yüce Allah Katından İndiğinin Bir
Teyitidir.
Eğer Kur'an Yüce Allah'ın Katından İnmemiş
olsaydı, içinde mutlaka birçok çelişkiler bulunurdu.
Allah, Alemlerin Rabbidir. Hamd ALLAH
İçindir.
O'nun İlmi Herşeyi Kuşatmiştır. O'nun
Katında O'nun İzni Olmadan şefaat edebilecek kimdir!
Yerler ve Gökler ve ikisi arasındaki herşey O'nun İsmini Tespih Eder !
O Aziz'dir Hakim'dir. O Yegane Mutlak Aziz ve Hakim'dir.
Hamd Allah İçindir.
24.06.2009
-----------------------------------------------------------
Hacı Adaylarına ve Tüm Diğer Seyahate
Çıkanlara Ufak Bir Not Olarak Tavsiye
Gidilen yerlerde, pet şişe ve plastik tüketimi konusunda yeni bir
çığır açmaya ne dersiniz! Kullanılan plastik
ürünlerinin ne kadarını gerçekten tüketmeniz
gerekebileceği(!!*) tefekkür edilebilir. Örneğin içme suyunun
musluklardan / çeşmelerden şarıl şarıl
aktığı bir yerde her su ihtiyacı için yeni bir pet
şişeden içip, çöpe atmaktansa aynı şişeyi bu
kaynaklarda doldurmak ne kadar da hoş ve güzel olabilir değil
mi.
Ya da servis veren otel, iş yeri, pansiyon vs. de plastik çatal, tabak,
bardaktan vs. sürekli tüketmek yerine, yanınızda
götürebileceğiniz, bardak, çatal, kaşık vs.
kullanmanız ne kadar hoş olabilir, değil mi.
Üstelik plastik bardakların sıcakta plastiğide eritip
sağlığınız açısından da
sakıncalı olabilir.
Daha az tüketebilmek varken niye daha çok tüketilsin....
*Teorik olarak çok daha az tüketilebilir belki ama en azından ilk
adım olarak pratiklik açısından
değerlendirilebilir.
26.03.2008
----------------------------------------------------------
Ey yerlerin ve göklerin ve ikisi arasındaki herşeyin Yaratıcısı Olan Yüce Rabbimiz Allah,
Bize adını zikreden bir kalp ve dil ver
Şüphesiz en güzel isimler ancak Allah'a dır
Hamd'da Şüphesiz ancak Alemlerin Rabbi Olan, O, Yüce Allah'a dır.
11.2008
-----------------------------------------------------------Allah Alemlerden ve ne Yaparlarsa yapsınlar müşriklerin topunun o yaptıklarından Müstağnidir
ve Hamde Yegane Layık Olan'dır.
Güvenilecek Olarak Allah Yeter.
08.09.2008(orj.31.08.2008)
-----------------------------------------------------------YAHYA'NIN NOTLARINA ÖZET
Yahya'nın notlarına özet : Kesin bir gerçek ki : “Yahya, özellikle 2008-2009 ve 2010 yılındaki şu tarihe kadar ki süreçte; karşılaştırıldığı hadiselerin bazılarına karşı Allah'ın izniyle mucizelerle/ikaz/işaretle desteklenmiştir. Bu gibi olağanüstü ikaz/işar/mucize şeklindeki hadiselerin sayısı 20 civarında gerçekleşmiştir. Yahya, herşeyi Allah'a havale etti.Acentelara bir çift sözü söylemek yerinde olabilir: Hac veya umre'ye
gidenlere lütfen bidon dağıtmasınlar. İnş Allah
bunu pekçoğu yapmıyor. Ama lütfen yapanlarda vazgeçsin. Konu
gayet açıktır. Örneğin gelen her hacıya 10 lt bidon
verilse 5-7 milyon hacının 70 milyon kilogram zemzemi ülkesine
götürmesi demektir.
Zemzem değerlidir. Kaynakları koruyalım. İsraf
etmeyelim. Eğer size bidon dağıtılırsa,
ihtiyacı olabilecek bir Mekke / Medine yerlisine vermeniz uygun
olabilir.
10.04.2008
-----------------------------------------------------------
Türkiye ve Dünya'daki Pekçok Ülke İçin Bazı (Kimisi Çok Acil) Projeler
Sizlerle, görüşlerimden bir kısmını paylaşmak istiyorum. Aslında bu görüşleri pekçok insanında paylaştığını düşünmekteyim.
Neyse ben yazayım. Allah, dilerse bir hayır kılar:
-Önce Su: Suyun zor bulunduğu kesimler su fiyatlarını arttırsın. Mesela Ankara madem çok sıkkın, direk su faturalarını iki katına çıkarabilmelidir.
-Yine Su: Türkiye denizden su çıkarabilmeliydi. Petrolle, doğal gaz ile vs. değil, güneş enerjisiyle, termal enerji ile. Bu çok pahalı bir yatırım sayılmazdı. Çok yüksek teknoloji vs. falan hiç değil. Ne öyle büyük ar-ge'ye nede benzer başka finansmana gerek vardı....
(ilgili konudaki ''su sorunu hakkında'' adlı makaleye bakabilirsiniz.) Örneğin, aynı prensibin mantığından hareketle, Çin ve Hindistan'daki
vatandaş kendisine Güneş çanağı yapıp yemeğini onda pişirebiliyormuş.... Kelimenin tek anlamıyla harika!
Böylesi bir şekilde çıkarılabilmiş su, hiç olmasa toprak sulamakta ve / veya evlere kullanma suyu olarak verilebilir.
-Enerji / Ulaşım : Anlamsız birşey var. Hep kara yolu hep kara yolu. Hayır, önce demir yolu. Önce Metro. İlk adım, şehir merkezlerine raylı sistemler hızla döşenebilmelidir. Şehirlerin bütün mekanları bina ile kaplanmadan, yer üstünden gidilebilecek güzergahlar var ise, süratle oralar rant için değil ama bu iş için tahsis edilebilmelidir. Yok yukarıda yer yoksa, aşağıdan metrolara süratle hız verilebilmeli, bu bir devlet politikası haline getirilebilmelidir.
-Gereksiz harcamalar : Belebiyeler artık kaldırım taşlarını bir kaldırıp, yerine başka taşlar koydurmaktan veya o yol kenarlarını çiçekle kaplatıp sonra onları çıkarıp yerlerine başka çiçekler koydurma adetinden süratle vazgeçmeli, dikeceklerse kalıcı bitki ve ağaçlar dikebilmeli ve metro inşasına hızla yönelebilmelilerdir. Merak etmesinler!, seçmenlerine çiçek dikiminden sağlayabilecekleri istihdamı, metro yaparkende sağlayabilirler.
-Güneş Enerjisi: Başta devlet dairelerinden başlamak üzere tüm evler güneş enerjisi ile ısınma yapabilmelidir. Özellikle soğuk illerde bu bir aciliyettir. Evet, ısınmak için dünyanın fosil yakıtını yakılmamalıdır. Hayır. Artık, yeni yapılan evlere bazı düzenleme kuralları ve eski evlere önleme kuralları getirilebilmelidir. Isı yalıtımı hakkında vs....
-Enerji: Alternatif enerji kaynakları değerlendirilebilmelidir. Ancak dikkatli olunmalıdır.
29.05.2008-----------------------------------------------------------
Özellikle Günümüzün Müslümanlarının Çok Dikkat Etmesi Gereken Bir Konu : İsraf
Bu kitapta çok vurgulamaya çalışılan bu hususa lütfen müslümanlar dikkat etsin. Son dönemde teknolojinin ilerlemesi, ulaşımın kolaylaşması vs. pekçok yeni oluşuma imkan vermiştir. Hayatı kolaylaştırabilen ve güzel olanlarının yanında, bazılarının çok açık ve net kötü etkileri de bulunmaktadır. Bu bağlamda özellikle dikkat edimesini düşündüğümüz konulardan birisi elbet: İsraftır. Çünkü israf edebilmek geçmişe göre daha kolay. Hele paranız varsa, bir kimsenin ihtiyaç muhakemesini iyi yapabilmesi oldukça büyük önem kazanabiliyor ve pekçok zaman güçleşebiliyor. Dikkatli olabilmeliyiz.
Dünyanın kaynakları sınırsız değil ve tüketim Dünya'nın dengesini zorlama yolunda, hatta zorladı.
Bazı ayetleri tefekkür edelim inş Allah:
Rahman Suresi(55) Sayfa 530'daki Ayetlerden
Evet, dengeler bozulmamalı.
İsraf ile ilgili olarak:
En'am Suresi(6) Ayet 141 Sayfa 145,
Araf Suresi(7) Ayet 31 sayfa 153,
Furkan Suresi(25) Sayfa 364'te son ayet.
Yukarıdaki belirtilen ayetlerde görülebileceği üzere elbette tasarruf veya israfı önlemek adına, cimrilik etmek anlaşılmamalıdır.
Ve bu iki şey birbiriyle karıştırmamalıdır. İsrafı önleme, tasarruf, çevre koruma, çevreye karşı duyarlılık başka birşeydir, cimrilik başka birşey. İsrafla ilgili alınabilecek önlemlere daha önce değinmiştik. Ama cimrilik, bildiğimiz gibi, israfı önlemez, hatta arttırır. Malı yığıp koymak, insanlarla paylaşmamak, infak etmemek vs. insanı helaka götürür. İsrafı önlemez fakat bilakis arttırır, gereksiz tüketime sebep olur. Önemli olan malın paylaşıma çıkabilmesi, dengenin elden geldiği kadar korunmasıdır. Aksi halde çok açık bir gerçek ki Dengenin bozulmasına doğru giden süreç hızlanır.
Daha önceden de belirttiğimiz gibi ayetleri tekrardan tefekkür edebilelim inş Allah:
Muhammed Suresi(47) sayfa 509 son ayet
Al-İmran Suresi(3) sayfa 72'deki son Ayet
Nisa Suresi(4) sayfa 83'teki son ayetler.
Haşr Suresi(59) ve sayfa 545'teki son ayet
13.08.2008 -----------------------------------------------------------Yön bulma kabiliyetine sahip mikrodalga ışın detektörü, lazer detektörü, ultrasonografi, radar detektörü, kimyasallar, radyoaktivite, zehirli gazlar ve hatta radar detektörü gibi konular görünmez silahlar kapsamında değerlendirilebilir.
Teknoloji çok ilerledi.
Herhangi bir düşmanın, bu gibi silah türlerini kullanmayacağına peşinen inanmak, saflık olur.
Gerekli kalınırsa misli ile karşılık verilebilmelidirler.
Ancak ilginçtir, eskiden takip edebildiğim savunma dergilerinde, görürdüm, ''mikrodalga silaha ayrılan bütçe sonlandırıldı'' ya da ''bu tip silahların yapımından vaz geçildi.''..... Öte yandan ortaya hep yüksek teknoloji biyosilah kullanan *o yalan ve sözde* müslüman teröristlerin adı sürülürdü..... napayım, bariz, toptan yalan haberlerdi, işgal ettikleri koskoca bir ülkede bile bir tane doğru dürüst nükleer silah bulamamışlardı. Çok şükür, hiç olmazsa bunu öğrenebildik. Zira kendileri de kendi ağızlarından itiraf etmişlerdi.
Eski İslam düşmanlarının eskiden bir şekilde Türkiye'de servise sunabildikleri üstü kapalı İslam'ı *sözde !öcü! gösterme girişimleri pekçok münafık tarafından gizli onaya gidebiliyordu. Nasıl iş idiyse güya yüzde bimlem kaçı müslüman olan bir ülkede birileri güya *sözde din adına terör yapabiliyor diyince....kitleler (de)..
(.........Allah herkesin göğsündekine Şahit Olarak Yeter.)
Ey Türkler, işte o pek uzak olmadığınız, size yabancı gelmeyecek senaryoların, yabancı ve sert olan versiyonu, şimdi senelerdir dünya genelinde yapıldı. Hemde açık ve bariz olarak. Birileri 11 Eylül diye yalan bir mizansen düzdü ve bunun üzerinden birçok yalanlar propoge edip, ülkeler işgal etti......
Ama elbet zamanında Türkiye'de insanları dine soğutmaya yönelimli saldırıların Dünyadaki yansımaları daha net ve açık oldu.
Hatta aralarından bazıları hedeflerinin İslam olduğunu söylemekten kendilerini tutamayabiliyordu. Görünüz. Ayrıca, açıktan söylemeleri bir yana, biraz muhakeme ve taşları birleştirme ile vizyonlarının ne olabildiği iyi değerlendirilebilmeliydi.
24.05.2008(orj18.05.2008)
-----------------------------------------------------------
Toprak Satışı Hakkında ve Vizyon
Ele almayı düşündüğüm konulardan biride yurdumuzda son senelerde sürmekte olan toprak satışı hususudur. Günümüzde, biraz sınırlama getirilmiş olsa da hala toprak satışı devam etmekte.
Neyse, kabaca demek istediğimi söyleyim in Şa Allah ve sadede gelelim:
İsrail'in de partiler arası yapılan tartışma konularından birisinde, işgal edilen yerlerde kalmış Filistinlileri sürsek mi sürmesek mi, napsak vs. türü hususladır.
......................
Göründüğü kadarıyla, Türkiye'de bugune kadar satışların yapılmasına vesile olan zihniyet, belli bir grup ya da bu grubun içinde başa ve / veya en etkin konumlara gelmiş / getirilmiş ve grubun içindeki pekçok bireyleri de manuple etmeyi veya en azından yeteri kadar susturmayı bir şekilde becerebilmiş ve hatta belki Türkiye halkından da pekçoklarını da manuple edebilmiş birilerine aittir. Ve lakin, bu tür olaylara onay vermeyen, tavır koyan nice en koyusundan dindar müslüman türkün olduğuna eminim....)
Oyunun adı ''Kazan-kazan'' ve orijinal adıyla ''Win-win''. Bir kısımı solda, bir kısmı da sağda ((ki buda bir finedir ki ülkenin pekçok vatandaşında bir itkiye sebep olabilmiş olabilir..) (!bir şekilde!) hiç beklenmedik gelişmelerin yaşanmasına şahit olunabilmiştir.Suni ve kardeş kavgasına sürüklenmek istenen bir kutuplaşmaya sürüklenmek istenmiştir. Ama evet, keşke gerçekten bir kutuplaşma olsa ve bu kutuplaşma Hak ile Batıl arasında olsaydı, ve evet keşke bir kutuplaşma olsaydı ki bu, aramızda suni fitne çıkarmak isteyen odakların açıkça ortaya çıkmasını sağlayabilse ve böylelikle oyunları iyice etkisiz olabilseydi. Keşke, gerçekler daha iyi ele alınıp, işin köküne inilebilse....
Şahsi fikrim odur ki hedef, Türkiye'nin işgali gibi geliyor bana. Ama zorla ama güllerle. Açık ve dürüstçe söylemek gerekirse, maalesef belki de kontrol altındaki bir ülke fikride.. Ama, yine açık olmak gerekirse, Filistini gördükçe, düşündükçe, bazı İsrailli parti gruplarının düşünüş eğilimlerinden görünce, işitince.... bugünkü siyasetin pekçok eğilim ve faaliyetini -daha önceden de hiç desteklemediğim ve hiç benimsemediğim gibi- desteklenmemesini uygun görüyorum.O biçim bir toprak / gayrimenkul satışı desteklenemez / onaylanamaz.
Allah'ın dininde bir değişiklik yoktur. Halbuki ne olur du Allah'ın indirdiği Kur'an'a teslim olsalardı. İsrailoğulları, Allah'a inandıkları içindi.... Musa'ya (a.s.v.s.) tabi olanlar, Allah'ı Bir tanıyıp inanırlardı. Kendileri de namaz ve zekat ile emrolunmuşlardı. Zulüm görüyorlardı. Ve Allah Onları Firavun'un zulmünden kurtarmıştı. Ve onlar, Talut komutasında savaşan ve Davut'un(a.s.v.s.) Calut'u öldürdüğü İsrailoğullarıydı. Zalimler değillerdi ve fakat orada zalimle mücadele verenlerdi. Selam olsun Kullarından Davut'a, Selam olsun Musa'ya....
Allah onların adını fitneden ve pislikten korusun. Yüce Allah bir ayet indirdiği zaman ya aynısını ve / veya daha iyisini indirir.
Haydi, bizi lütuflandıran Allah'ın indirdiği o Yüce Kur'an'a sarılalım.18.05.2008
----------------------------------------------------------Kur'an okuyanlar bilebilir, insan ve cinlerin gökyüzüne ancak büyük bir güç ile çıkabileceğine işaret edilir:
Rahman Suresi(55) Sayfa 531'deki Ayetlerden
Evet, bugün bu durumuda Kur'an-ı Kerim'in bilimsel bir mucizesi olarak karşımızda.
Şimdi atmosferin çerçevesinden çıkışın insanla ilgili ayağını ele alalım ve biraz tefekkür edelim inş Allah:
-Dünya atmosferini aşmak için insanoğlunun 20nci yüzyıla kadar beklemesi gerekti.
-Çıkış için ancak roket motorları kullanılabilmektedir.
-Roket motoru, her ne kadar -sanılabilenin aksine- diğer motorlara göre şaşırtıcı şekilde daha verimli yanabilse de, mekik olarak ve uçuş bazında, atmosfer koşullarında sağladığı verimlilik ise genellikle çok düşük kalabilmektedir ve diğer motorlara kıyasla çok daha fazla yakıt harcaması gerekebilmektedir.
-Ve roket motorunun, yakıtla beraber onun yanmasını sağlayacak bileşeni de yanında taşıması gerekir ki buna da oksidayzır (oxidiser) denir.
-Üstelik, çıkış esnasında aerodinamik kuvvetlerden -uçakta olabildiği gibi- kaldırma için faydalanılmamasından ötürü çok büyük bir kuvvet gerekir.
-Dolayısıyla, çok büyük bir yanıcı kütlenin taşınması gerekir.
-Yanıcı kütle o kadar fazla ve ağır olur ki mekiğin ağırlığının çoğu yanıcı maddelerden (yakıt ve oksidayzırdan) müteşekkil olur.
-Yanıcı kütlelerin fazlalığını daha iyi belirtebilmek, tefekkür edebilmek açısından, roket motorlarının verimi için bir parametreden bahsedilir: Kütle Oranı / Mass Ratio. Bu oran kabaca bir roket motorunun içindeki yakıtın kütlesine oranı olarak belirtilir. Her ne kadar yanıcıların bileşimine ve yapısına bağlı olabilse de tipik bir mekik roketinde 10 dolaylarında olabilir. Ancak bu da düşük bir oran sayılabilir ve günümüzde bu oran 24 kütle oranına kadar yükselebilmektedir. Örneğin bir mekik roketin toplam kütlesinin %90'i yanıcılardan oluşmakta ise, kütle oranı:
1 / (1-0.9) = 10
olabilmektedir. Yani buradan mekiklerin ne kadar çok yanıcı ( yakıt+oksidayzır) taşıması gerekebileceğini artık tefekkür edilim.
-Mekik roketi gökyüzünde yükseldikçe yakıtı azaldığı için kütle oranıda düşer. Bu problemi aşabilmek ve motorların daha verimli çalışabilmeleri için kademeleme (staging) yöntemine gidilir. Bu şekilde roket belli bir yüksekliğe ulaştığı ve / veya yakıtının ilk kademesindeki bölümü tüketmek üzere iken ikinci kademe ateşlenir ve devreye girerek mekiği yükseltmeye ikinci kademe devam eder....
-Elbette bu bahsedilen hususlar oldukça yüksek çaba ve gayret, hammadde, hesap, mühendislik, finansman, hassasiyet .... isteyen şeylerdir. Örneğin bu gibi işlerde her proses çok dikkatle kontrol edilmeli ve kaza ihtimali minuma indirgenmeye çalışılabilmelidir. Buda büyük bir ekibin işbirliğini gerekli kılar.
Tefekkür bağlamında sadece kabaca birkaç hususu ele alalım: Büyük bir yakıt kütlesinden ve bunu ateşlemek için kullanılması öngörülen oksidayzırdan bahsetmekteyiz. Bunlar aynı mekiğin içine yerleştirilip, sıkıştırılıp, kontrollü bir şekilde yanmaları düşünülebilecek! Evet, böyle kütlelerin muhafazası ve emniyeti gerçekten oldukça dayanıklı, emniyetli sistemlerin varlığını öngörür:
Bu iki madde, kontrollü bir şekilde motorda birleşmek dışında karşılaşmamalıdır..
Ayrıca, motorda çok ama çok dayanıklı olmalıdır. Öyleki motorun içinde patlarcasına yanan yakıt ve oksidayzır motor çıkışından hızla fırlatılabilmeli ve bu hızla tonlarca ağırlıktaki mekiği hiçbir ekstra aerodinamik güç olmaksızın yukarı dikey olarak itebilecek kuvveti sağlayabilmelidir. = Kesinlikle zor bir iş ve büyük kuvvet gerekli.
Ayrıca bu kalem gibi roketin yükselirken ki kumandası, irtibatı, atmosfer dışındaki gereken dayanıklılığı ve -eğer öngörülüyorsa- geri dönüşü de göz önünde tutulması gereken durumlar arasındadır ki her birisi ciddi bir birikim ve otorite gerektirir.
Ortaya bir mühendislik dehası, malzeme biliminin zirvesinde çok dayanıklı malzemeler, hammadde, bileşenler, büyük bir finansman ve tam bir ekip çalışması gibi unsurların gerekliliği çıkmaktadır. Yanı kısacası böyle bir iş büyük bir birikim ve saltanatı gerekli kılar.
25.05.2008(orj.24.05.2008)
-----------------------------------------------------------
Yüce Allah'ın Yaratması - bir apartman sakininin yaşamından kesit
Vakıa Suresi (56) Sayfa 535'teki Ayetler
Nahl Suresi (16) Sayfa 267'deki Ayetler
Neml Suresi (27) Sayfa 381'deki Ayetler
Secde Suresi (32) Sayfa 416'daki Ayetler
Yasin Suresi (36) Sayfa 441'deki Ayetler
Kaf Suresi (50) Sayfa 517'deki Ayetler
Abese Suresi Sayfa 584'deki Ayetler
Bu kesit, apartman sakininin Yüce Allah'ın yaratmasına tanık olduğu bir anı paylaşma isteğidir:

Geçte olsa geçmişte yaşadığım bir hadisedir: Zamanında oturmuş olduğum apartmanın karşısında bulunan arazideki otlar ve bitkiler
yakılmıştı.
Aylarca bu şekilde kuru olarak bulunmaktaydılar. Ve birden, sonbaharda birgün, gür bir yağmur yağdı. Yağmurun yoğun bir şekilde
yağmasını ve toprağa oluşturduğu erozyonu gözlemleyebilmek için fotoğraf ve filme çekim yaptım. Ancak, bundan sonraki gelişmeleri arşivlemekte işin açıkçası geç kalmıştım. Çünkü o kuru topraktan ve sarı bozkırdan çok kısa bir sürede yemyeşil bir bitki örtüsü bitivermişti.... Bu apaçık Allah 'ın yaratmasıydı. Hayranlıkla birkaç gün durumu seyrettim. Hayret verici bir olaydı. Aslında bahsedilenfotoğrafta görülenden çok daha geniş bir alandı ve hepsi yemyeşil olmuştu. Bu mükemmel hadiseyi takip ederken maalesef fotoğraflamakta / arşivlemekte belirttiğim gibi biraz geç kaldım.
Açıkça gördüm ki ayetlerde belirtilen o mucizevi Allah'ın yaratması ne harikuladedir. Allah'ın büyüklüğünün ne açık bir delilidir. Allah istemeseydi bu kuru otlar, bitkiler hiç oluşmayabilir, hiç yeşerebilirmiydi. Yaratan ve yoktan var eden sadece Allah'tır.
Azameti yerleri ve göğü kuşatmıştı ve saysamda bitiremeyeceğim bütün mahlukatı emriyle halk etmiş, yaratmıştı. Bedenim O'nun Emrine itaat ediyordu. İster isteyim, ister istemeyim, yerçekimi ile yere doğru çekiliyordu.
Bu O'nun bir emri, takdiriydi. Her atom kendine vahyedileni harfiyyen yerine getiriyordu. İtaatsiz olmak, lanet birşeydir.
Alemlerin Rabbi olan Allah alemlerden Müstağni'dir. Allah bizleri korusun. Latif olan Allah'ın üzerimizdeki nimetleri ne büyüktür.
Su sorunu hakkında sizlerle düşüncemi paylaşmak istiyorum. Su sorununa çözüm olarak bir önerim var. Bu aslen yeni bir fikir sayılmaz. Ayrıca günümüzde, Türkiye'de, çok garip karşılayarak görmekteyim ki, her ne hikmetse su sorununa çözüm olarak sadece yeni su kaynaklarının bulunması, ve suyun tasarruflu kullanımı bağlamında çözüm önerilerinin getiriliyor olması ve pekçok yeri denizlerle çevrili olan ülkede hala -aşağıda belirtilen öneride olduğu gibi-bir tarzda fikirlerin benimsenip hızla çözüme gidilmeye çalışılmaması hayret verici bir durumdur. Neden? !....
İşin şaşkınlık verici tarafından birisi de Türkiye'nin hem bol güneş alan ve hemde denizlerle uzun kıyıları olan bir ülke olmasındandır.

Öneri: Termal Güneş Enerjisi ile deniz suyunun damıtılarak kullanım suyu olarak kullanılmasıdır. Evet, deniz suyu kaynatılıp damıtılarak hiç olmazsa evlerde kullanma suyu ve / veya tarlalarda sulama suyu olabilecek vasıfa ulaştırılabilir kanaatindeyim.
Sistem karışık sayılmayabilir. Hatta bir kimse evde kendince denemeler de dahi bulunabilir:
Daha pratik olabilmesi açısından bir silindirik aynaya yönelilinilebilmelidir. Silindirik çünkü, odak uzaklığını bulmak ve aynanın yapısal oluşumunu sağlayabilmek (bir prabolik aynaya göre) bir amatör açısından daha kolay olabilir. Silindirin merkezinin yarısı aynanın odak uzaklığıdır.
Silindirik aynaya güneşten gelen ışınlar yansıdıkları zaman odak noktasında toplanırlar. Odak noktasına yerleştirilecek ısıya dayanıklı bir çelik boru ve bu borunun ısıyı daha iyi toplamasını; sağlayacak bir absorbant madde ile sistemin ana mantıksal yapısı kurulmuş olabilir..

Ayna, gün boyu step motorlarla hareket ettirilen bir sistemle tek eksende hareketle güneşe dönük olması sistemin daha verimli çalışmasına yardımcı olabilir.
Aynanın, hafif maddelerle, hatta plastik türü maddelerle yapılması dahi düşünülebilmelidir. Zira ısı yükünü yüklenen kısım, ekseriya odak noktasındaki bileşenlerdir.
Böylelikle maliyetten yana kazançlar söz konusu olabilir.
Ancak aynanın yapısal özelliklerinin bozulmaması için bir konstrüksiyon ile tahkimlenmesi doğrudur. Rüzgar, güneş vs.ye karşı sistemin dayanıklılığının göz önünde bulundurulması doğrudur.

Aynanın büyüklüğüne göre değişse de aynanın odak noktasında sıcaklığın 400°C civarına laştırılması gayet olasıdır. Bu sıcaklıkta deniz suyunun damıtılması ve basınçlandırılarak buharından elde edilen kuvvetle sistemin çalışmasının temini düşünülebilir, bileşenleri ve yakın çevre birimleri idame ettirilebilir ve / veya elektrik üretilebilir. Ancak sistemin maliyeti ve ihtiyacın önceliği, bakım kolaylığı vs. sebeplerle damıtma işlevi için çalışan kendi iç dönüşümlü bir sistemin varlığı daha uygun olabilir.
Sistemi biraz daha ayrıntılarsak, yukarıdaki şekile benzer bir sistem de olabilir. Elektroniki-mekaniki bir sistemle kontrol edilebilmesi olası olan böyle bir düzenekte, giriş valfinden deniz suyu alınabilir. Alınan su ısı toplayıcısındaki yoğun ısı ve düşük vakumlanmış basınç altında hızla buharlaşabilir ve damıtıma hazır hale gelebilir. Uygun hale gelen buhar, çıkış valfinden alınarak uygun damıtma işlemleri ile kullanım suyu olarak hazır hale getirilmiş olabilir.
Dünyada benzer yakın sistemlerle elektrik üretimi yapılabilmektedir. Adı termal ısı ile elektrik üretimi olarak anılabilmektedir.
04.05.2008Saatlerin Anlamını Yitirdiği An
Sizlerle günümüzün Türkiye'sinde uygulanmasının kamuya-medyaya yansıdığı bir uygulama hakkında birkaç not düşeyim:
Yaz saati uygulamasının bir daha geri dönüşü olmaksızın devamı düşünülmekteymiş.
Yanlış bir uygulama olabilir.
Zira, saatlerin insanlara hitaben ifade ettiği bir anlam vardır. Saat 12, günümüzün birçok kültüründe gün ortasını ifade etmiştir. Ve astronomik olarakta Güneşin öğlen çemberinden geçişini (-en azından yıl ortalaması bazında-) ve dolayısıyla Güneşin gündüz vaktinde ulaştığı en yüksek noktayı ifade eder. (Hatta bu duruma kıble tayini-yön bulma bahsinde de saat yardımı babında da değinilmişti.) Yani işin köküde astronomik bir olguyu ifade etmekle birlikte, kökünün çok derin olduğuna kuşku yoktur.Elbet Türkiye çok geniş bir coğrafya olmakla birlikte, ortak saat uygulandığı için bazı doğu illerinde Güneş öğlen çemberinden erken saatlerde geçebilmektedir. Ancak bu durumun tolere edilebilme ve cuma salatını 12.00'de kılabilme durumu mümkündür. (ve böyle kılınmaktaydı. en azından gördüğüm bazı yerlerde.)
Ancak Türkiye nüfusunun ekseriyatının batıda ve -İstanbul- gibi şehirlerde toplandığı ve pekçok memur ve işgücününde yine batıda çalıştığı düşünülürse, bu durumun -günümüzün Türkiyesinde- müslümanları ne tip bir sıkıntıya sokabileceği iyi tefekkür edilebilmelidir.
Ayrıca bazıları uygulamanın yazın zaten uygulandığını düşünebilir. Ancak, kış ayları farklıdır. Günler kısadır. Tatile çıkan genellikle daha azdır ve iş yoğunluğu genellikle bu aylara yığılmıştır. Dolayısıyla namazını kılan bir müslümana bu durum Türkiye şartlarında sıkıntılı bir durum yaşatabilir.
5 senedir olan bitenlere ...... Artık ne demeli. Pekçoklarının bu tip vs. pekçok gelişmelerden bir şikayeti sıkıntısı yok gibiydi.....
..... Pişkinlik hala sürüyor..... Ve evi yaktıktan sonra özür dilesen ...... Game is (almost) over. Oyuncular sahneye çıktılar
ve seyredenlerde seyretti. Alanda memnun gibiydi veren de memnun gibi. Pöf !....
Oyunun derinliği ve bir bakıma sığlığı o kadar aşikar idiyki. Ama insanların çoğu sahneye konan oyunu setretmeyi / veya gerçekmiş gibi algılamayı daha uygun gördü.
Daha hala, ziyadesiyle kendi müslüman vatandaşı ile pekçok alıp veremediği sorunu olan bir ülkede, vatandaşa psikolojik harekat uygulanabilmesi oldukça kolaylaşır. Bu durumun pekçok ayetlerle izahı ve ispatı da çok mümkün ve çok açıktır. Her ne kadar pekçokları bundan rahatsız olabilse de. Bazı kabul etmek istemese de, Kur'an ayıran / ayırt eden bir Sözdür. Ve kafirler için o Söz bir yürek acısıdır.
Maalesef belki de tüm bu gibi sorunlar hep o %1,5 luk kesimin sorunu olarak kalmaya devam edebilir. Bu gibilerin varlığı da örtülendi / başkaca yansıtıldı. Ama ne demeli, bari hiç olmazsa bu kadarı söylenmiş olunsun inş Allah.
12.08.2008(orj.03.04.2008)
-----------------------------------------------------------
Saat Konusuna Yeniden
Bir üst başlıkta saatlerin ve saat 12'nin astronomik açıdan ve namaz vakitleri açısından önemini belirtmiştik. Ama iş bununla da kalmıyor. Türkiye'nin kullanabileceği astronomi ve namaz vakitleri ile uyumlu olarak / görünen vakit -türkiye nüfusunun çoğunluğunun batıda yoğunlaştığı düşünülürse- elbet kaydırılmamış olabilecek olan vakittir: Yani kış saati uygulmasıdır. Ancak Türkiye taopraklarının çoğunluğununda yaz saati yani doğu saati ile daha yakın bir öğle saatı vakti yakalaması mümkün olabilir..
Bu bağlamda konu, neredeyse sırf öğle namazı bağlamında değerlendirilirmektedir!.
Hidayet rehberimiz Yüce Kur'an'dan ayetler:



Evet, Ayetler açık ve müslüman için farzlardır: Yapılması gerekir. Saatlerdeki düzenleme, doğu ve batı illerinde farklı olabilir. Yaz saati bazı bölgelerde kulaılmayabilir ve/veya kullanım vakti değiştirileilir vs. düşünülebilir Ancak, en açık ve pratik olanı ibadet yönünden insanlara açık-rahat bir olanağın imkanlı olmasıdır. Zira kış saati uygulaması batı illerindeki uzun yaz günlerinde güzel olabilse de doğu illerinde yine de vakitlerin oldukça öne gelmesinden ötürü istenen verimi sağlamayabilir. Optimum saat düşünüşleri de her yerde isaberli olamadığına göre; en doğrusu ibadetlerde insanlara açık-rahat zamanlama ve olanağın tanınması ve mesai saatleri hakkındaki bahistede geçtiği gibi aslen mesai saatlerinin düşürülmesi (9-4 şeklinde) ve/veya bunun mümkün görünmeyip, uygulanabilen yerlerde fasılalı ekstra mesainin düşünülmesi gibi şekillerle., veya türkiyede çift saat uygulamasına geçilmesi şeklinde (doğu ve batı saati gibi).....
Bu gibi düzenlemeler sabah İşine giden bir çalışan gün doğarken ve doğduktan sonraki tarafında muhtemel olarajk daha yeterli bir ibadet ve dua vakti bulabilecektir.
31.07.2011-27.03.2009
-----------------------------------------------------------
Birkaç Başka Türlü Ekstra
Not
•Telefonlardan yer tespiti için telefonda konuşuyor olmaya gerek
yoktur..
•Telefonunuzun dinlemeye alınması için çok .... bir
şahıs olmanıza gerek yoktur. Örneğin, misal
olabilmesi açısından şöyle bir örnek veya benzetme
yapılabilir: Telefonunuzda birisiyle konuşurken birkaç kez ''
..afganistan, afganistan vs.. '' derseniz ne konuştunuza
yönelinebilir.
28.03.2009(orj..26.03.2009)
-----------------------------------------------------------
Ne Kadar da Çok Bilgiç Var!
Günümüzde pekçoklarının medya da ve hayatın pekçok alanında konuştuğunu fark edebilmekteyiz. Ancak bazı insanlar konuşurlarken büyük yanlışlar yapabilmektedir.
Poltikacılar, sanatçılar, bilim adamları, vatandaşlar ve herkes!,
İçinizden hiçkimse, gerçekten bir şeyi yapmayı düşünse, planlasa ve eldeki imkanları da onu yapmaya müsait gibi görünse bile, hiçbir zaman hiçbir şeyi yapmaya kadir değildir Meğer ki Allah ona izin vermiş olmasın!
Herşey Alemlerin Rabbinin kontrolü altındadır. Öyleyse konuşurken ''Yarın, şunu kesinlikle yapacağım.'' demeyiniz. Böyle birşey söylerken ''İnş Allah'', ''Allah Dilerse'' deyin. Ve unutursanız ''Rabbimin beni bundan daha iyi bir bilgiye ulaştırmasını umarım.'' deyiniz. İşte Yüce Rabbimizin Kur'an-ı Kerim'deki Emri:
Kehf Suresi(18), Sayfa 295,
Kullar olarak acziyetimizi kelimelerimize, cümlelerimize yansıtalım. Haddi aşmayalım. Ve ayrıca bilmediğimizin arkasına düşerek, -sırf biraz etkileyicilik ve / veya geçici ufak sözde payeler sağlayabilmek uğruna- olmadık ifadeler, yargılar kurulmasın. Saff Suresindeki ilgili Ayetler(Bu hususa İsra Suresi(17) Sayfa 284'deki son ayetlerden - 36 babından da bakınız.) Yani bilmediğiniz, emin olmadığınız bir şey hakkında da ''Bu budur!'' dememeliyiz. Yoksa birgün buna pişman olabiliriz.
Öyleyse kulluk bilinci ile konuşmaya gayretlenelim. Örneğin, ''Allah izin verirse yarın İzmir'e gidiyorum'', ''Allah nasip ederse bu haziran bir ev alacağım'', ''....inş Allah, İzmir'in yeni metro güzergahını gelecek yıla sefere açıyoruz.'' gibi....
11.03.2008(orj.13.02.2008)
-----------------------------------------------------------
Çok Güncel - Sapla Samanı Birbirine Karıştırmamak - Şu Son Savaş Vaziyleriyle İlgili
Hayret. Başka birşey diyemiyorum. Medyayı kabaca dinliyorum ve şaşıyorum. Meseleyi ortaya koyalım: Eğer doğruysa, ülkenin biri zamanında tek tarflıda olsa bağımsızlığını* ilan etmiş, bir şekilde varlığını sürdürüyor. Ortada savaş yok, terör yok. Sonra da eleman tanklarıyla girip o bölgeyi dağatıp yıkmaya başlıyor ve sonra da Rusya gelip, bu vahşeti durduruyor. Ve Rusya, Gürcü askeri birimlerinden başka hiçbir yere de müdahale de bulunmadığını belirtiyor. Ama buna karşın, -her ne hikmetse- birilerinin sürekli timsah gözyaşlarından hikayeleri ve Ruslara olduk olmadık iftiraları propege ediliyor. Bu nasıl iştir.
-Yaşayan
organizmalar su içeren bileşenler içerir. Örneğin, insan
bedeninin %65'i sudan oluşur. Bu oran yaş ilerledikçe düşer
ve bir yetişkinde yaklaşık %60'a iner ve kadınlarda
ise biraz daha iner. Fakat bazı bitkilerde bu oran %90 'a
çıkabilmekle birlikte, bir deniz anasında %94-98'lik bir orana
ulaşabilmektedir.Deliller ve örnekler Aziz Rabbimiz, Yüce Allah'ın Ayetlerinin doğruluğunuı defaatle ispatlamaktadır.
Hamd, Alemlerin Rabbi Olan Yüce Allah'a dır.
21.05.2009 (orj.20.05.2009)
-----------------------------------------------------------
Sizden Önce Yaratılanlar
- - - - Bakara Suresindeki Ayetlerden - - - -
Bakara Suresinde dikkat çekilen bizden önce Yaratılmış(lar)
ifadesi, iyi düşünülürse eğer, dinazor gibi
canlıların varlıkları da hesaba katılınca
gerçekten bir başka Kur'an mucizesi olarak tefekkür edilebilmesi olası görünmektedir. Ancak, hiç şüphesiz En Doğrusunu Allah Bilir.
03.06.2009
-----------------------------------------------------------
Sayhaten Vahideten - Bir
Çığlık ve ....
Yüce Rabbimiz Allah'ın katından inen Yüce Kur'an'dan bir mucizevi hususu daha anlayabilmekteyiz. Bu da meallerde genellikle bir çığlık şeklinde tercüme edilebilen ve bir örneği de Ya-sin Suresinde bulunmakta olan ifadedir. Ayetlerde ''Karye Ashabına'' gönderilen elçilerin reddedilmesi üzerine kavimden gelen bir adamın kavmini Allah'a ve gönderilenlere tabi olmaya çağırması sonrasında kavminin uğradığı durumu belirten ayetlerde geçmektedir.
Ayette belirtilen cezanın, gerek o gün ve hatta gerekse günümüzün sıradan insanı açısından gerçek -bir bilimsel karşılık ve akıl yoluyla- bilinmesi oldukça zor bir durum olmasına karşın; bugün bilimsel olarak bu olgunun olabilirliği bazı bilimsel kaynaklar tarafından dillendirilebilmektedir.
Ayetlerde bahsedilen durumun nasıl oduğunu en iyi Yüce Rabbimiz Allah Bilir. Ancak, biz burada daha önceden de değindiğim ve insanlığın şahit olduğu Tunguska olayını bir kez daha ele alarak bu gibi durumların üzerine bir miktar daha tefekkür yapabilmiş olabilelim in Şa Allah. İşte Keşif turlarında görgü tanıkları ile yapılan bazı röpörtajların yaklaşık türkçe benzer anlamları olarak:
"Kahvaltı zamanında, Vanavara ticaret post'un da bulunan evimde(patlamanın 65 kilometre/40 mil doğusunda) kuzeye yönelik bir durumda oturuyordum [.... ] birden onu kuzeyde, Onkoul'un Tungusta yolunda gördüm. Gökyüzü ikiye bölündü ve ateş ormanın üstünde belirdi. (Semenov'un gösterdiğine göre, yaklaşık 50 derece yüksekte – keşif notundan) Gökyüzündeki ayrım büyüdü, ve tüm kuzey tarafı ateş ile kaplandı. Bu anda, o kadar sıcak oldum ki dayanamadım. Öyle ki sanki tişörtüm ateş içindeydi; kuzeyden .ateşin olduğu yerden çok yüksek bir sıcak geldi. Tişörtümü çıkarıp atmak istedim, ancak ardından gökyüzü kapadı, ve çok güçlü bir darbe (vuru sesi) duyuldu ve birkaç metre öteye fırlatıldım. Bir an için duyularımı/hissiyatımı kaybettim. Ama ardından eşim koşarak geldi ve beni eve götürdü. Öylesine bir ses gelmişti ki sanki kayalar düşüyor veya toplar ateşleniyordu, dünya sarsıldu ve yerdeydim, başımı -kayaların çarpmasından / ezmesinden kortuğum için- bastırdım/gömdüm. Gökyüzü açıldığı zaman, sıcak rüzgar evlerin arasında sanki yerde yol gibi iz bırakan top mermileri misali -koşarcasına- esti ve bazı mahsülleri bozdu. Sonra gördük ki pekçok pencereler tuzla-buz gibi kırıldı ve barınaktaki demir kilitin bir kısmı kırıldı.''
S.Semenov'dan & Leonid Kulik'in 1930 Yılındaki Keşif Gezisinden
Kardeşim Chekaren ve ben nehrin kenarında bir çadır/kulubemiz vardı/yaptık. Uyuyorduk. Birdenbire aynı anda kalktık. Güçlü bir rüzgar ve uğultusunu duyduk. Chekaren ''başının üstünden uçan bütün bu kuşları görüyor musun?'' dedi. İkimizde kulubedeydik ve dışarıda ne olduğunu göremiyorduk. Birdenbire, yeniden itildim. Bu sefer çok sert oldu ki ateşe düştüm. Korktum. Chekaren'de korktu. Baba, anne ve kardeş için bağarmaya başladık ama kimse cevap vermedi. Kulubenin ötesinde ses vardı. Ağaçların düşüşünü duyabiliyorduk. Chakaren ve ben uyku tulumlarından dışarı çıktık, ve dışarı koşmayı istedik fakat ardından yıldırım çarptı. Bu ilk yıldırımdı. Yer oynamaya ve sarsılmaya başladı, rüzgar kulubemize çarptı ve devirdi. Bedenim dirseklerin/desteklerile devrildi ama başım açıkta kaldı. Derken hayret verici bir şey gördüm: Ağaçlar devriliyordu, dallar alevdeydi, çok parlak bir hal aldı, nasıl söyleyim, sanki ikinci bir güneş, gözlerim acıyordu hatta kapadım onları. Bu, Rusların ''Yıldırım'' dedikleri şeydi sanki. Ve aniden yüksek sesli bir gökgürlemesi daha işittik. Bu ikinci yıldırımdı. O sabah güneşliydi, bulut yoktu, güneş her zaman ki gibi parlıyordu, ve derken ikincisi geldi!
Chekaren ve ben kulubenin yıkıntılarının altından çıkmakta zorlandık. Ardından , onu yukarıda gördük, ama daha farklı bir yerde, bu bir başka flaş'tı, ve yüksek sesli bir yıldırım geldi. Bu üçüncü vuruştu. Yine rüzgar geldi, ayaklarımızı yerden kesti ve devrilmiş ağaçların üzerine devirdik.
Devrilmiş ağaçlara baktık, ağaç tepelerinin kırılıp atılışını ve ateşi seyrettik. Aniden Chekaren eliyle isaret ederek ''Yukarı Bak'' diye seslendi. Oraya baktım ve bir başka flaş gördüm, ve bir başka yıldırım. Ancak ses öncekine göre daha azdı. Bu dördüncü vuruştu, normal bir yıldırım gibi. ,
Şimdi iyi hatırlıyorum ki bir yıldırım daha oldu, ama küçüktü, ve uzakta bir yerdeydi, güneşin uykuya çekildiği yerde.''
''Shanyagir Kavminin Chuchan'ından'' & I.M.Suslov'un 1926'daki Kayıtlarından.
"17 Haziranda, yaklaşık 9 AM sıralarında, alışılmadık bir doğal olum gözlemledik. N Karelinski Köyünde (Kirensk 200Batı-Kuzeyinde), (toprak sahibi) köylüler kuzeybatıya doğru, ufkun yeteri kadar üstünde, bazı tuhafçasına çok parlak (bakılamayacak kadar) mavi-beyaz göksel cisimler gördüler, ki 10 dakika boyunca aşağıya hareket etti. Cisim bir boru gibi belirdi , bir silindir gibi. Gökyüzü bulutsuzdu, parlak cismin bulunduğu taraftan sadece siyah bir bulut gözlemlendi.
Sıcak ve kuruydu. Cisim yere(ormana) yaklaşınca, parlak cisim silikleşmeye başladı, ve ardından büyük bir siyah dumana dönüştü, ve sanki büyük taşlar düşercesine yüksek bir çarpma sesi (yıldırım değil) veya sanki bir top atışı sesine benzer bir ses duyuldu. Tüm binalar sarsıldı. Aynı anda, bulut belirsiz şekillerde alev yayınlamaya başladı. Tüm köylüler panik haline girdi, ve sokaklara çıktı, kadınlar çığlık att(/veya ağladı), dünyanın sonunun geldiğini düşünürlerken.
Bu satırların yazarı Kirenks in 6 Kuzey-batısında olan ormanda idi. Ve kuzey doğudan bazı atışlar duydu, ki 25 dakikalık aralıklarla en azından 10 kez tekrarladı. Kirenks'te Kirenks'te bazı binaların kuzey doğuya bakan duvar tarafındaki pencere camları sarsıldı.''
Sibir Gazetesi, 2 Temmuz 1908
''Meteor düştüğü zaman, yerde güçlü sarsınrtılar gözlemlendi, ve Kanskuezd'teki Lovat Köyünün yanında, -büyük kalibreli top atışı misali- iki güçlü patlama duyuldu, ''
Sibirya Yaşam Dergisi, 27 Temmuz 1908
"Kezhemskoe Köyü. 17 sinde çok sıradışı bir atmosferik olay gözlemlendi. Saat 7.43 sılarında, güçlü bir rüzgar işitildi. Hemen akibinde çok şiddetlği bir vuru sesi işitildi ki bu sesi binaları sallayan bir deprem izledi. İlk çarpış sesini bir ikincisi ve ardından da üçüncüsü izledi. Ardından, ilk ve üçüncü çarpış seslerinin arasında, sıradışı bir yer çatırdaması geldi sanki bir demiryolundan aynı anda geçen 10larca tren gibi. 5-6 dakika sonrasında ise, gerçek bir top atışının benzeri bir ses hissedildi: Kısa, eş aralıklı 50-60 salvo gibi ki giderek zayıfladı. Yaylım ateşine benzeyen seslerden birinin sonrasında, 1,5-2 dakika boyunca -top atışına benzeyen- 6 çarpış sesi daha duyuldu. Tekli, Yüksek, ve sarsıntı ile takip edilen. ''
"Gökyüzü, ilk başta açık ve temiz görünüyordu. Rüzgar ve bulut yoktu. Buna karşın, kuzeye doğru (ki çarpış seslerinin duyulduğu istikamettir) yapılan bir araştırma, bir kül bulutunun ufka yakın bir bölgede küçülüp, şeffeflaştığını görebilirdi ki muhtemelen 2-3 p.m. civarlarında ~tamamen görünmez oldu.
Krasnoyaretz Gazetesinden 13 Temmuz 1908

Lenoid Kulik'in keşif gezisi fotoğrafından
(16.05.2009-orj.11.05.2009)
-----------------------------------------------------------
İlgili ayet incelenince En doğrusunu Allah Bilir ancak ilgili ayetin elbet bugünün biliminin tarifinde olan durum ile bir paralellik gösterebildiğini düşünmek olası olabilir.
En doğrusunu Allah Bilir, ancak dünyanın ilk oluşumu ve soğuması ve
Bu şekilde bakılınca, bügünün !bilimsel bakış açısı! ile de bir paralellik içinde görünmektedir ki Kur'an elbette haktır ve elbet dolayısıyla bilimseldir.
Şunu kesin açık ve netlikle ortaya koyalım ki; Kur'an gerçekleri ve bilimsel doğruları ortaya koyar çünkü haktır/gerçektir, çünkü Alemlerin Rabbi Olan Yüce Allah'ın katından hak olarak inzal olmuştur. Öyleyse şunu bir kenara not edelim ki herhangi bir konuda bir ayetin ; bilimle çeliştiği havası estirilmeye çalışılırsa ki [-iyi bilinsin maalesef böyle şeyler olmuştur-] böyle bir durumda Kur'an'da yazılmış olan gerçektir ve lakin örneğin bilimin seviyesi buna yetişmediği için sanki bir çelişme varmış gibi bir sanrı veya yanlış anlaşılmalar veya farklı şeylerin çakıştırılmaya çalışılması gibi yanlışlar söz konusu olabilir. Bu tür herhangi bir bilinmeyen duruma karşı “.... amenna / iman ettik hepsi Rabbimiz Yüce Allah'ın Katından inmiştir....” deriz.
27.07.2010
-----------------------------------------------------------
Türkiye'nin içinde bulunmakta olduğu durumu az çok pekçoklarının doğru değerlendirebilmesini umut ediyorum Yüce Mevlamız Allah'tan, Lütfen psikolojik harp unsurlarına dikkat ediniz.Durumu iyi tefekkür edilsin, istişare edilsin in Şa Allah.
Asr Suresini Okuyunuz-----------------------------------------------------------
EUZÜ
BİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM
BİSMİLLAHİRRAHMAN-İR RAHİM

Evlilikte Bazı Değerlere Saygı Çok Önemlidir(bkz. Yukarıdaki ayet)
Evlilik bağında bazı şeyler büyük önem taşırlar. Bunlar öylesine önemlidir ki bunların bozulması halinde o evliliğin yürüyüşü büyük bir zedelenmeye ve çarpılmaya uğrayabilecektir. Devam ettirilmeye çalışabilecek böylesi bir durumda sonuçlar; kişiler ve aile bireyleri ve hatta toplum üzerinde başka noktalardan pörtleyebilecek bozuk neticelere doğurabilir.
Aile bireylerinin birinin gözünün dışarı bakması veya dışarıdakileri içeriye baktırması elbet hem aileyi hemde topluma çok derin yaralar açabilecek bir durum olabilir.
Böyle bir durum hem erkek için ve hemde kadın için geçerlidir. Ancak, bir gerçektir ki bu durumlara kadınların istemeden de olsa -bir cazibe merkezi olarak- ,açık olma ihtimalleri daha fazladır.
Ve kanaatkar olabilmek, ve mahrem sayılabilen konuları saklı tutmakta hemen herkesin bir kadına hem yakıştırdığı, hemde görmek istediği şeylerdir.... Ve pekçokları böyle bir durumu tasavvur edemeyebilir ve belki de hayatları boyunca böyle bir durumla hiç karşılaşmayabilirler. Ancak çenesinin vidası çıkmış, bir düşman misali, hınç alırcasına, mahrem, gizli, saklı, ne var ne yok doğru-yanlış dışarı servis edebilen olası bir kadın eş imajı durumunu bir tefekkür edilebilirse.. (ve bekarlar böylesi bir denemede büyük ihtimalle daha az başarısı şansına sahip olabileceklerdir.)
Aslında ayetler, gerçeklerin ta kendisidir. Ancak ....
Rabbimiz herşeyi, bazılarının kafası basamayabilse de, en güzel ve doğru şekliyle bizlere bildirmiştir.
Ayette geçen, ''nuşuzuhüm'' kelimesini burada bir bakıma nasıl tercüme edilmeli konusuna -en azından bugünlük- net bir kelime karşılık vermeyim.
Ancak ''nüşüz''lerinden korktuğumuz kadına nasihat verilir ve yatağı ayrılır ve vurulur. Bunda anlaşılmayacak birşey yoktur ve kötü birşeyde kesinlikle yoktur.
Pekçoklarının ''serkeştlik'' kelimesi diye bir kelime ile tercüme ettiği bu kelimenin en doğru karşılığını kesinlikle en iyi Allah bilir.
Elbet Allah'ın ayetlerinin üzerine hiç kimsenin bir sözü olamaz ve insan algılayamasa da bizleri Yoktan Var eden Allah şüphesiz ki bizleri bizlerden çok daha iyi bilmektedir. Ayetler, toplumu düzene koyan ve en iyi hale getiren beyanlardır. Herşeyin en doğrusunu Allah bilir.
*dip not: Elbet konulara at gözlüğüyle bakıp yapılabilecek kötülükleri sadece fiziki darbeye dayalı olarak algılayabilen, sığ ama 'genişmiyim-genişim!' diyebilen kimseler, 'ne kadar dar, kafasız ve beyinsiz olduklarını bir bilebilselerdi....'
11.01.2009 (orj.30.11.2008)
-----------------------------------------------------------
Yine Evlilik ve Özellikle Yeni Evlenenler İçin
Bir hususu belirtmek, vurgulamak faydalı olabilir. Her ne kadar Kutsal kitabımız Yüce Kur'an'ı okurken bu bilgi ile de lütuflanmış olabilse de bir Allah kulu; yinede bu başlıkta da, bağlantılı husus, in Şa Allah doğru bir biçimde ele alalım: Konu: Evlilik ve yeni evlenen çiftlerin bazı hareket tarzları hakkında. Yeni evlenen bir çift, hele birde bazılarının balayı dediği gibisinden -öyle veya böyle- bir tatil dönemine giriyorsa, bu gibi bir tavsiye bazı durumlarda gerçekten önemli; ve çok önemli olabilir. Toplumun bazı kesimlerinden gelen -adı konmuş veya konmamış- bazı güdülenmeler olabilir. Ve elbet bir toplumda bazı adet ve görgü vs.ler olabilir. Ancak bazen bunların tarz ve sınırlarını müslümanlar iyi düşünüp, tefekkür edebilmelidirler ve gerekiyorsa gereken şartlarda -bazısını elemine edebilmeli, ayıklayabilmelidirler. Ayıklamak ve dışlamak yolunu da seçebilmelidirler. İşte bu bağlamda ele alınabilecek böylesi bir husus -- : 'evlenilern İlk gecenin gerdek gecesi olarak geçmesi' durumudur. ki aslen böyle bir kural yoktur ve bunun islami bir tabanı da yoktur. Şu iyi bilinmeli ki günümüzün yanlış ve gayri islami olabilen birçok hadiselerinin belirebilmiş olduğunu ve / veya birçok zaman israfın ve gereksiz harcamaların söz konusu olmuş olabildiği (ki bunlar hiç olmasın in Şa Allah) bazı çeşitli merasimi; ve töre, adet , gelenek vs. dolayısıyla evlilik öncesi çiftler ciddi bir yorgunluk ve gerginlik yaşayabilmektedir. Ancak şu unutulmamalıdır ki çiftler ister evleniyor olsunlar, ister on yere koşturuyor; !dört dereden su taşıyor! olsunlar, veya neredeyse hiçbir efor harcamamış olsunlar.. Ne olurlarsa olsunlar, ilk önce Allah'a kul olduklarını unutmamalılar. Önce namazlarını aksatmadan kılmalılar. Gerek kendileri ve gerek merasime çağırabilecekleri kimselerin -yol durumunu da hesaba katarak- namazlarına engel olmayacak şekilde plan yapmalılardır. İlaveten, insanları gereksiz yere bekletmemeye çalışmalı, zamanları israf etmemeye ve evlilik imza ilanlarını vs. çeşitli durumları, -çok gecikmeksizin- özet bir şekilde yapmaya özen gösterebilmelidirler. Ve tüm bunlarla birlikte, yoğun günlerin beraberinde getirebileceği birikmiş bir yorgunluk, uykusuzluk ve bitkinlik gibi haller sonrasında da .... Aman, sırf adet yerini bulsun diye -o yorgunlukların üzerine- yatağa girilip ondan sonrada eşek ölüsü gidi yatağa çakılıp; gece ve sabah namazlarını -büyük oranda- kılamama durumu söz konusuysa, pass geçilsin o gece.. yeteri kadar dinlenilsin vs. İŞTE ASIL BÖYLE BİR EVLİLİK KEMALE ERMEYE GİDİYOR demektir. Çünkü evliliğin ve çiftlerin asıl yükselişi ve iyiliği,onların ancak önce müslüman olduklarının şuurunda olması ile vücud bulabilir. Allah kullarından Müstağni'dir İşte bu metne en güzel delil olabilecek, in Şa Allah, Yüce Kur'an daki ayetlerden Bakara Suresi(2)nin içindeki ayetlerdendir. Demek ki bazı müslümanların daha cinsel ilişkiye dahi girmeden boşanmaları söz konusu olabilmekteymiş. Her ne kadar bu ayette mehir konusu ile ilgili bazı durumlar da belirtilmekte ise de böyle bir halin oluşabilir olması, ' ! Söyleminin Dine göre ister terk edilebileceği veya ister devam edebileceği anlaşılabilir hayırlısı ile in Şa Allah. Müslüman çiftlere hayırlı, evlilikler olmasını Yüce Allah'tan umut ederek.. 11.2010-25.03.2009
25.03.2009
-----------------------------------------------------------Soruyu bu kadar iddealı soruyorum, çünkü sorunun yanıtı kesinlikle söylenildiği gibi değil. Allah'ın izniyle sadece biraz sağduyu, fizik ve mantık olayların iç yüzünü görmenize yardım edebilir. Bu açık gerçek, bir komplo teorisi falan değildir ve asıl lanse edimeye yeltenilen açıklama bir komplo teorisidir. Evet, işte olayla ilgili pekçok kanıttan düşülebilecek birkaç not: Bush ilk açıklamalarında ''.....uygarlıklar çatışması ve ''yeni haçlı seferi başlamıştır. Artık her ulus kararını vermelidir! Ya bizimlesiniz, ya da teröristlerle.....'' dedi. Başlangıç için fazla heyacanlı ve hızlı bir çıkış değil mi bu!? Benzer çıkışlar hep oldu. Ve yoğun propagasyon çok yoğun gerçekleşti. Kısa bir sürenin ardından Afganistan ve Irak işgalleri geldi. Başka bazı müslüman ülkelerde sırada imiş gibi lanse edildi. Günümüzde bu propagandanın rüzgarıyla hala bazı çarpık haberler medyada verilebilmektedir. Bazısınca güya müslümanlar potansiyel tehdit olarak algılatılmak istenmiştir. ... Şüpheli uçaklar radardan kaybolduktan(!!) yaklaşık bir buçuk saat sonra olaylar gerçekleşmeye başladı... ABD'de, diğer pekçok ülkeden farklı olarak, FAA adlı Amerika merkezli kurum ile, ekstra emniyet kuralları kapsam dahilinde bulunabilmektedir. Ve günümüzün Amerikası gibi bir ülkede büyük yolcu uçaklarının havada saatlerce kontrolsüz uçuşunu mantıklı bir şekilde açıklamak mümkün sayılmaz. Hava sahasının kontrolünün saatlerce baskılanmasını ancak Amerikanın kendi içindeki bir otoritenin kasıtlı olarak durdurması ile açıklaması daha olası sayılabilir. Çünkü nöbet bekleyen uçaklarının bu tip acil olaylara müdahalesi birer usuldür / kuraldır ve istisnasını düşünmek kurallara ve mantığa aykırıdır. Ve ayrıca, örneğin, nöbet tutan bir F-16 5dk içerisinde motor çalıştırıp pistten havalanma kapasitesine sahiptir. Bu uçaklar, havada da nöbet tutabilir. Veya havadaki bir savaş uçağı da bu görevi ifa etmekle görevlendirilebilir. Amerika gibi dünyanın savaş uçağı deposu durumundaki ülkede, kaçak bir uçağın önlenmesi, istenildiği taktirde sadece an meselesi sayılır. Ayrıca belirtelim ki bekler nöbeti bekleyen uçaklardan, Andrew üssünde de bulunmaktaydı.Ve bu hava üssü olay mahalline yaklaşık sadece 12 mil uzaklıktadır!! Ancak tüm bunlara rağmen, bilindiği kadarı ile binalara çarpan uçaklara hiçbir önleme uçağı müdahalesi olmadı! .... olay sonrası hiçbir havacının cezalandırılmadığı söyleniyor!.... 07.59 'da Boston'dan havalanan bir AA uçağının saat 08.46'da Kuzey Kuleye çarptığı söylenir. Kuzey kule 80 dakika sonra 10.06'da çöker. 08.14 'te Boston'dan havalanan bir United Airlines uçağınında 09.03'te Güney Kuleye çarptığı söylenir. Güney Kule 09.59'da çöker. Binalar ters sıra ile çökmüştür. Dünya Ticaret Merkezi 7nci bina -kendisine çarpan hiçbir uçak olmamasına karşın - saat 17.20'de 6sn içerisinde olduğu yere çöker!.. (İtfaiyeci dahil hiçbir ölü yok. ) Raporlarına göre binalar yangının sicaklığına dayanamamış ve sıcaktan eriyen çelik kolonlar sebebiyle çöküş başlamış ve çöküş ağırlığı taşıyamayarak çöküşün devamını getirmiştir. Dünyada daha önceden yangın kaynaklı çöken hiçbir gökdelenin olmadığı belirtilmektedir. Bir B-52 bombardıman uçağı 28 Temmuz 1945'te Empire State binasının 79ncu katına çarptı. Bina bugün hala ayakta. Venezuella'daki 56 katlı bina 24 katı 17 Ekim 2004'te 16 saat boyunca yandı. Bina çökmedi. Madrid'teki 32 katlı bina 24 saat boyunca yandı. Binanın üstteki 10 katı çöktü. Ancak bina çökmedi. Bu durumda Amerikalılar bina yapma konusundaki bilgilerini yeniden gözden geçirmelidir. Çünkü İkiz Kuleler istisna yapısı ile özellikle övülen bir binadır. Görgü tanıkları ve Bazı Bilir Kişi Raporları: ''.... the building was designed to have a fully loaded 707 crashed into it, that was the largest plane at the time. I believe that the building probably could sustain multiple impacts of jet liners. Because, this structure is like the mosquito netting on your screen door. This intense grid and the jet plane is just a pencil puncturing that screen netting. It really does nothing the screen netting ....) Frank Dimartini, Chief Engineer of One of The Towers (was killed on 9 11.) (yaklaşık tercümesi:) ''.... bina tam yüklü boeing 707'nin çerpmasına dayanıklı olabilecek şekilde dizayn edilmişti, bu zamanının en büyük uçağıydı. İnanıyorum ki bina pekçok havayolları uçağının çarpmasına da dayanabilir. Çünkü, bu, yapı kapınıza döşenebilecek bir sinekliğe benzer. Bu yapı ve havayolları uçağı, bir sinekliğe batırılıp delip geçen kaleme benzer ki buda sinekliğe hiçbir zarar vermez....'' Frank Dimartini, İkiz Kulelerden Birinin Şef Mühendisi (11 eylülde öldü.) ''My opinion is, based ın the videotapes,that after the airplanes hit the world trade center there were some explosive devices inside the building that caused the towers to collapse.'' ''The (collapses were) too methodical to be a chance result of airplanes colliding with the structures.'' Van Romero, Vice president for Research at New Mexico Instutude of Mining and tchnology. (ilk söylemlerinde, tercüme olarak. Daha sonra daha ifade değiştirip daha fazla açıklama yapamıyacağını söylemiş!) '' Dünay Ticaret Merkezine çarpan uçakların video görüntülerinden sonra Görüşüm, kulelerin çökmesine içine yerleştirilmiş patlayıcıların sebep olduğudur.'' ''(çöküşler) bir uçak çarpmasının sebep olabileceğinden çok daha metodik görünmektedir.'' Van Romero, Mayınlama Teknolojileri New Mexico Enstitüsünün Başkan Yardımcısı ''It was over-designed to withstand almost anything, including hurricanes, high winds, bombings, and an airplane hitting it.'' Hyman Brown, World Trade Center's Construction Manager (yeklaşık tercümesi) ''..(binalar) hortum fırtınaları, şiddetli rüzgarlar, bombalamalar, ve uçakçarpmaları da dahil olmak üzere neredeyse hertür felaket ihtimaline karşı dayanıklı dizayn edilmişti..'' Hyman Brown, Dünya Ticaret Merkezi'nin Yapı Müdürü ''Although the buildings were designed to withstand a 150 year-storm, and an impact of a boeing 707, jet fuel burning at 2000 degrees weakened the steel(!?)'' Hyman Brown, World Trade Center's Construction Manager ''We know that the steel components were certified to ATSM E119. The time temperature curves for this standart require the samples to be exposed to temperatures around 2000F for several hours. And as we all agree, the steel appilied met those specifications.'' ''Additionally, I think we can all agree that even un-fireproofed steel will not melt until reaching red-hot temperature of nearly 3000F. Why Dr.Brown would imply that 2000 F would melt the high-grade steel used in those buldings makes no sense at all.'' ''This story just does not add up. If the steel from those buildings did softed or melt, I'm sure we can all agree that this was certainly not due to jet fuels of any kind, let alone the briefly burning fires in those towers.'' Kevin Ryan, Underwritters Laboratories.(the company that certified the steels used in wtc in the letter to NST-National Institute of standarts and technology/united states department of commerce), in Frankgale (yaklaşık tercümesi) ''Biliyoruz ki çelik bileşimler ATSM E119 sertifikalıdır. Bu standart için erime-zaman eğrisi, 2000 F derecede saatlerce yanmayı gerekli kılar. Ve hepimizn mutabık olabileceği üzere, bu çelik bu özelliklere sahiptir.'' ''Ayrıca, sanırım yine hepimiz mutabıkız ki ateşten korumasız çelik bile sıcak erime sıcaklığı olan 3000F dereceye ısıtılmadan erimiyecektir. Dr.Brown'un, binalardaki çeliğin 2000F derecede yüksek-derece çeliğini erittiğini söylemesi hiçbir anlam taşımıyor.'' '' Bu hikaye açıkça birbirini tamamlamıyor. Eğer bu binalardaki çelik yumuşadı veya eridi ise, eminim ki bu, bırakın binalarda görülen kısmi yangınları, hiçbir jet yakıtı kaynaklı kaynaklı yanmanın sonucu olamaz.'' Kevin Ryan, Underwritters Labaratuarları.(ki Dünya Ticaret Merkezinde kullanılan çeliği sertifikalandıran kuruluş. Frankgale'de, Ulusal Standart ve Teknoloji Enstitüsüne (NST) gönderdiği mekte olduğu mektuptan. Bazılarına binaların çökmesi ile ilgili propoge edilen senaryo uzaktan da olsa bir mantığı varmış gibi gelebilir. Ancak bu durum bile binaların dümdüz olduğu yere yaklaşık ****----10 sn----**** içerisinde çökmesini açıklayamaz*. Çünkü bu süre binanın altında hiçbir şey olmayıp, direk serbest düşme yaptığını düşünmekler aynı şey sayılabilir. Binada çöken enkazlar hakkında inceleme başlatılması beklenmeksiniz gemilere bindirilip Asya'ya gönderildi ! Binaların altında haftalar sonra bile eriyik halde çelik bulundu. Olayların incelenmesi için çok cüzi bir bütçe ayrıldı. Pentagon, Pentagona çarptığı iddea edilen ama kanıt olarak hiçbir kamera görüntüsü gösterilemeyen uçağın iddea edilen manevrayı da yapmasının olanaksız olduğu söylenir: ''The airplane wouldn't go that fast when you start pulling those high g maneuvers. That plane would have fallen out of the sky.'' Russ Wittenburg, corrmercial and air force pilot who flew two of the planes used in 9 11, Wing Tv (yaklaşık tercümesi) '' Uçak o g manevralarını çekerken o kadar hızlı gidiyor olamaz. O uçak havada (parçaları dağılmış ya da dağılmış ya da kötü bir duruma maruz kalmış) olabilirdi.'' Russ Wittenburg, 11 eylülde kullanılmış olan her iki uçağın pilotluğunu yapmış olan ticari ve hava kuvvetleri pilotu, Wing Tv'den Yukarıdaki pilot ifadesinin devamında bazı şeyler daha belirtmiş ancak pek önemli değil. Çünkü bu şekilde bir uçak manevrası olmuş olamaz diyebiliriz. Biraz detaylandıralım. önce manevra: Pentagon'a çarptığı sözlenen -sözde- uçağın yaptığı manevra da gerçekten çok ilginç ve düşündürücüdür: ....9.37. Arlington Virginia da çarptığı iddea edilen sözde uçak, 530 NM hızla giderken, iki buçuk dakika da 330º derecelik bir dönüş yapıp, 7000 ft kaybedip / alçalarak çimlere vs. iz dahi bırakmadan direk olarak Pentagon'un en alt katına çarpmayı başarmış!.... (feci yazmışlar) Şimdi şu manevraya daha yakından bir göz atalım ve eldeki verileri değerlendirelim. Eğer doğrularsa, eldeki verileri SI verilerine çevirirerek işliyoruz: 1-Dönüş kuturunu bulmak için, açısal hız = w = 330 derece / 2,5 dakika = 330 / 180 = 1,8333 derece / saniye v = 530NM = 981560 m / saat = 981560 / 3600 = 272,6555555555555555555.. m / sn v = w.r olduğuna göre dönüş kuturu: r= 148,7212148.. metre olur. İŞTE BUNA DİKKAT. ÇÜNKÜ BİR BOEING UÇAĞI BU KADAR DAR BİR YARIÇAPLA DÖNEMEZ.. DEVAM EDELİM: Dairesel hareket yapan bir cisimde merkezcil ivmeden: a= v2 / r a= 74341,05197530.. / 148,7212.. a= 499,8685094300 m / sn2 Daha havacı tabiri ile belirtirsek: g≈ 499,8685.. / 10 ≈ 49 eder ki bu, BU GÜN İÇİN BİR UÇAK İÇİN YAPILMASI İMKANI BULUNMAYAN BİR MANEVRADIR BU MANEVRA. BÖYLE BİR MANEVRAYI ANCAK BİR FÜZE YAPABİLİR. Ve enkaz manzarası ilginçti. Pentagonun yanındaki direkler sanki bir uçak çarpması sonucu yanmış direkler gibi değilde sanki yerlerinden sökülüp alınmış direkler gibiydi... ve doğru dürüst bir uçak enkazı da yoktu... ... *Sözde* enkazın içindeki motor, bir boeing uçağının motoru ve / veya APU'suna (yardımcı güç kaynağı) ait değildi.... Bölgedeki otel ve benzin istasyonu kameralarına neden hemen el koyuldu ve bir daha da topluma açıklanmadı. Daha sonra verilen görüntüler ise -uçağın olmadığı- sadece birkaç film karesi idi... ... !! Bu uçak sizce hala gerçekten bu binaya çarptı mı? !! .... NOT Konu hakkında çok sayıda referans ve delil vardır. Bu çalışma olaya sadece çok ama çok kısa bir bakıştır. SON NOT Cesaret bazen zor koşullar altında iken gerçeği söyleyebilmektir. Gerçek ise hepimiz içinbir iyiliktir, güzelliktir *Kimileri bilebilir / hatırlayabilir ki h = 1/2 g t2 den t = √(2h/g)
-----------------------------------------------------------
Hava Dosyası - !Gökyüzü ne renk?!
Konu ile ilgili bir video belgesel seyrettikten sonra, hava hakkında dönüyor olabilecek bazı operasyonlar hakkında kafamda taşlar daha doğru bir şekilde yerine oturmaya başladı. Aslen daha önceleri de hava konusunda kaygılı olan birisi olmakla birlikte, olayın daha ziyade endüstriyel ve ekonomik sonuçları bağlamında güneşin batımında tanık olabildiğimiz, endüstriyel atıkların oluşturduğu tozlarında etkisiyle oluşabilen, daha ziyade kırmızımtrak ve hatta kirli ufuk halleri gibi tezahür edebilen durumları tefekkür eder ve üzülürdüm.
 Ancak, video filminde yaklaşık 5, 5,5 senedir gökyüzünde gözlemledikleri değişim ile ilgili notlar söylenmiş olsa da, ben örneğin bu kaydı çok daha gerilere gitmek istiyorum. lki ilginç gelebilir, ama bu benim konu ile ilgili bir çocukluk anımı oldukça iyi hatırlamaktayım. Allah'ın izniyle, olayı, olayları çok açıklıkla seyretmiştim. Muhtemelen 5-10 yaşları arasındaydım. (en fazla 12 yaşından fazla olmadığımı düşünmekteyim.) Tam vaktini veremem belki ama yaklaşık 20 yıl öncesiydi. Yine izmir'deydim. O temiz gökyüzünde yüksek irtifadan uçaklar uçuyordu. Sesleri yoktu ama arkalarında izler bırakıyorlardı. Çeşitli yönlerde geçtiler. Kimisinin izi kısa olup belli bir sürede kaybolurken (ki bu normalde oluşabilecek olan ve contrail adı verilenbir oluşumdur olarak bu doğaldır.) bir kısmı ise uzun süreler devam etti, kaybolmadı ve hatta biraz bulutumtrak bir yapı oluşturdular. Bıraktıkları kaybolmayan uçakları seyrederken bir hoşnutsuzluğumu hatırlıyorum. Ve Allah'a şükürler olsun ki bugün de bu konuyu ele alıp kamu ile paylaşabiliyorum. Ve dolayısıyla in Şa Allah, diğer insanlarda konuya gereken ilgiyi gösterebilir.
Yine konu ile ilgili bazı ayetleri hatırlayalım ve insanları doğaya karşı işlenen suçlar hakkında uyarıp engel olmaya çalışalım. Çünkü, mizanı koyan Allah, bizlerden mizanı ve doğa dengesini bozmamamızı emretmektedir.
Rahman Suresi(55) Syfa 530'daki ilk Ayetlerden
Ayrıca,
Rum Suresi(30) Sayfa 531'deki Ayetlerden
...............................
Günlerden 20 Mayıs 2008'de havaya zaman zaman bakılınca hemen hemen tüm gökyüzü puslu bayazımtırak bir renge bürünmüştü. Vaziyeti gösteren bir fotoğrafı takdim edersek:
İşte olaylara yakıniki renk: birincisi (Kırmızı : 158, Yeşil : 185, Mavi : 228, Ton: 145, Doygunluk :135, Parlaklık: 182) veya ikincisi: (Kırmızı : 143, Yeşil : 213, Mavi : 239, Ton: 131, Doygunluk :180, Parlaklık : 180)
20 Mayıs 2008. Öğlene doğru, gökyüzünün başucu noktalarına yakın bir nokta: (Kırmızı:118, Yeşil:144, Mavi:169, Ton:140, Doygunluk:55, Parlaklık:135)]
Görünen renk kombinasyonlarından insanın aklına çok kötü olasılıklar gelebilir: devletsel bazda kapitalistik hadiselerin fesad ve kötü çıktılarına makyaj ve örtü; ve -yapçak bir şey yok- artık hümanistik takılıyor ve dünyayı dünyayı kurtarmaya çalışıyoruz gibi atmacalar; birilerinin bazı kapitalist sürekliliğini sağlayabilmesi açısından düşünebileceği bazı pis hinlikler; Ve işte bu bağlamda belki, güneş ışığının zararlı etkilerini önlemeye çalışıyor olabilirler, (çünkü örneğin ozon tabakasındaki deliğin ...... etkilenebildiği söylenir....), veya muhtemel küresel ısınma etkilerini bir nebze örtbas etme girişimi , (böylelikle toplumun olası tepkilerini baskılama açısından .....) , veya sadece atmaması gereken jet yakıtlarını hiç akibetini düşünmeden fütursuzca atmosfere salan !muhtemelen kaptan pilotlar! olabilir Ya da oldukça kötümser sebeplerle : Herhangi muhtemel bir senaryo için havanın ve doğanın *sözde* kontrolü, veya çok kötü bir askeri uygulama açısından. (örneğin halklara biyolojik, duygusal, psikolojik olarak saldırabilmek vs. ) ve belki bir diğer çok kötü bir olasılık olarak, bazı şeytanlaşmış , insanları bilerek hasta yapabilmesini sağlaması .... (ki çözümü önerenler onlarmış gibi görünsün hikayeleri)....
Biliyorum, bunlar telaffuz etmek için bile çok kötü şeyler. İn Şa Allah hayırlısı. Ama insanoğlu geçmişte çok kötü şeyler yaptı. Hiroşima ve Nagazaki'ye atombombasını atan insanoğlu idi. Dünya Savaşlarını yapan insanoğlu idi. Vietnam'ı işgal eden yine insanoğluydu. Ve Grozni'yi alt üst eden insanoğluydu. Bosna'da soykırım yapan insanoğuluydu. Bugün hala Irak ve Afganistan'ı işgal eden yine insanoğlu. Ve bu savaşların pek çoğunda pekçok kötü kimyasal silahlar kullanan yine insanoğluydu....
Durum, ilgili belgelere göre, hakkında çeşitli yöntemler kullanılarak, araştırma yapmış olan bazı gönüllüler, havada öngörülenin çok ötesinde bazı metalik tuz partiküllerinin havada bulunduğunu belirtmiştir. Bunlar muhtemelen havadaki su buharını yapay olarak toplamakta ve yapay bulutların oluşumuna sebep olabilmektedir.
Gökyüzü deneme sahası değil.
Doğru olalım. Zalime günüllü olarak itaatkar olma. O zaman, onun bir parçası olabilirsin. Vekil olarak ALLAH yeter ...
(Önsöz bölümüne bakılabilir. )
-----------------------------------------------------------
Osetyalının ve Abhazyalının Canı Patlıcan mı
Gürcünün teki, eleman, gelmiş bir bölgeye giriyor tanklarıyla, ortalığı dağatıyor, binler ölüyor, yıkıyor .. derken Rusya buna mani oluyor, hemde çok cevik ve güzel bir şekilde ve muhtemelen yeni bir soykırımın önüne geçiyor, .. sonra neymiş ''..yok Ruslar Gori'ye girmiş, yok Ruslar aşırı güç kullanmış, Türkiyedeki Gürcüler.. açıklamalar.. yok Rusya'nın ordusu güçlüymüş.. yok Rusya rol üstlenmek istiyormuş.. , yok acaba Rusya niye böyle davranmışmış.. '' Yaw, hayret, yine hayret, yine hayret. Kimse ''şiişt, eleman, hoop sen niye orada tanklarınla ortalığı yıkmaya başladın demiyor..''Vitrinlerde Oluşabilen Çarpıklıklar Hakkında
Maalesef, bazı dükkan vitrinleri ahlaka ve edebe aykırı bazı şeyleri teşhir edebilmekteler. Bu durum maalesef çok kötü bir durumdur. Şimdi bu durumlar arasından belki en çok dikkati çeken, çirkin bir olum ki keşke hiç olmasa .. Neden o birkaç ''manken satıcısı'' da ..Kent Ortamının / Kalabalığın / Teknolojinin vs. Doğurabildiği Kurallar Hakkında
Bu gibi kuralların bazıları gerçekten önemli delil ve dayanaklara sahiptir. İhlalleri toplu yaşamı neredeyse felce uğratabilecek veya insan hayatını tehlikeye sokabilecek kadar da önemli olabilirler. Öte yandan, bu kuralların bazıları da daha kaliteli bir yaşam bağlamında faydalı olabilir.
Bu sebeple bu tür, eskilerde olmayabilen kurallara da itibar etmek pekçok açıdan faydalı ve takvaya daha yakın bir girişimolabilecektir. Örneğin: •Bazı otobüslerin bazı sistemleri cep telefonları tarafından etkilenebilmekte ve otobüs yolda kalabilmektedir. Böyle bir durum, sebebiyet verilmesi, pekçok kişinin pekçok yönden madur olmasına sebep olabilir.
•Yollara sokaklara tükürme sonucu mikrop başkalarının ayakkabılarından başka mekanlara taşınabilir.
•Sıraya gerilmesi gereken yerlerde -acil/zaruri bir durum olmaksızın ve/veya sırada bekleyenlerin rızasını almaksızın- sıraya girmedenaraya girmek başka birisinin öğle tatiline vs kalıp birkaç saat zaman vs. kaybetmesine sebep olabilir...
•Araba da gereksiz korna çalınması, gaza basılması pekçok insana rahatsızlık verebilir.(ayrıca kişiye genellikle hiçbir fayda sağlamaz)•Kalabalık yerlerde çevreye rahatsızlık vermek (ter kokusu, yüksek sesle yersiz konuşma, vs.) .....
29.01.2008Günümüzün yaşam standartları belki eski medeniyetlerin pekçoğuna oranla daha fazla. Ancak yaşanan olaylar ve tarih ise -her ne
kadar perdelense de- aslen hep aynı / benzer. Ve müslümanlar sırf ''Biz Allah'tan başka ilah olmadığına iman ettik ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayız'' demelerinden ötürü pekçok zulume uğramış durumdalar.
Peki kaç kişi onların acısını, dertlerini kalplerinde hissediyor. Kaç kişinin yaşamında ''bu kardeşlerini hatırlamak'' yer tutuyor.
Nedense, günlük konforu az buz ilgilendiren meseleler, konuşmalar, gündemlere bomba gibi düşebiliyor, günlerce konuşulabiliyor,tartışılabiliyor ama başlarına gerçek bombalar düşen kardeşlerimizin haberlerinden satır aralarında bile -öyle ya da böyle- pek haberdar olamıyor muyuz galiba!!....-Türkiye'de (ve muhtemelen dünyada da), alışılmışın dışında, müslüman, namaz, hacı, imam, başörtüsü vs. kavramları karalamaya
yönelik girişimde bulunabilen ve hatta muhtemelen ciddi şekilde organize olma ihtimalleri de bulunabilen mafya, çete vs. gibi hareket
edebilen kişi, kişiler / grup(lar) ve / veya örgüt(ler) vs. olabilir mi?
-Olabilir.
-Bunu nasıl söyleyebilmektesiniz?
-İndirek olarak. Günümüzün Türkiyesinde artık aklı selim bir müslümanın / insanın yapmasının pek olası görülemeyeceği bazı taksirli ve hatta tiksinti uyandırabilen şeylerin veya başka şekillerde zuhur edebilen bol kusur içeren olayların bile bile ve göre göre müslüman kimliği vurgulanarak, en olmadık ve nahoş durumlarda vurgu yapılarak pozlandırılması gibi zuhur edebilen hadiseler insanı böyle birkanaate yöneltebiliyor.
.....................
10.04.2008(Orj.06.04.2008)
Konu: İn şa Allah, En'am suresinde sayfa 143'teki ayetteki bir cümlecikte bulunan bilimsel bir mucizeyi ortaya koyabilmek.
Ayette geçen'' ???'' Sadr ifadesi Kur'an-ı Kerim'de pekçok yerde bizim Türkçe'de daha ziyade ''gövde'' ve / veya ''göğüs'' gibi kelimeler ile ifadeye yönelebildiğimiz bir kelimedir.. (örneğin Allah sinelerin / kalplerin özünü bilir gibi ifadelerin bulunabildiği ayetlerde görülebildiği gibi. Örneğin
Al-İmran Suresi Sf 64 veya Maide Suresi(5) sf. 107 ayetleri gibi....
Dolayısıyla ilgili ifade bir psikolojik durumu ifade edebilmektedir / ya da -pratik olası açısından- böyle düşünülmesinde in Şa Allah pekbir beis yok sayılr. Ancak, ayette ifade öyle bir anlatımla verilmiştir ki ayetin içinde birkaç mucizevi yöne / gerçeğe atıf vardır.
Bunlardan birisi, göğe yükselir iken göğün oksijen oranının azalmasından bahsedilebilmesi durumudur. Bu bilimsel bir gerçektir / mucizedir ve zamanın insanları tarafından bilinmesi beklenen bir gerçek değildir. Bu bağlamda:
•Araplara ait bu tür bir tarihsel belge bilmemekteyiz.
•Bildiğimiz kadarıyla, Hicaz bölgesine diğer medeniyetler -köklü girişim anlamında- köklü olarak yerleşmemiş ve dolayısıyla köklü bir bilgi alışverişide (muhtemelen gerçekleşmemiştir. Bölgedeki Arapların -o dönemde böyle bir bilgi alt yapısına sahip saysak bile bunu bu gibi medeniyetlerden alma ve sindirme olasılıkları çok azdır.
•Dünya genelinde de, irtifa ile oksijen azalınımı durumunun 17nci yy'da bilimsel olarak açıkça ispatlanma dönemine kadar konu ile ilgili kimse sağlıklı bir bilgi ortaya koyamamasına karşın, dönemin bazı bilim adamları bu bilginin Aristo tarafından öne sürüldüğünü iddea etmişlerdir. Ancak bugün bu hususta da kayda değer bir dayanak olmadığı göze bilinmektedir. Ve belkide irtifa etkisi bağlamında eldeki belkide en derin ve doğru bilgi Çin yazıtlarında bulunan ve irtifa etkisine atfen “Büyük Baş Ağrısı Dağı” ve “Küçük Baş Ağrısı Dağı” şeklinde geçen ifadelerdedir.
•Yineleyelim, 17nci yy.'a kadar, bilindiği kadarıyla, günümüzün pozitif bilim diye adlandırılan şekliyle durumu doğru tespit eden bir beşerden neşetli kaynak olmamıştır.
•Ayetteki mucizevi yönü yüksek irtifaya bağlı hipoksik(düşük oksijen) durumlarla ilişkilendirmek suretiyle bir ADH(Akut Dağ Hastalığı) belirtisi olarak görmekte doğru olmayabilecektir. Ancak, buna karşın, ADH'da Ayetle ilgili olduğu belirtilebilecek çeşitli ipuçlarının olduğunu söyleyebiliriz.
•Arabistan yarımadasında yüksek dağ pek bulunmamaktadır. (Zirve yaklaşık 3700 m'dir.)Bu irtifa bazı yüksek irtifa etkilerini yaşayabilmek açısından düşüktür.
•Ayette belirtilen mucizevi yönün aslen, değil 17nci yy, bugün bile bilim çevrelerince araştırılması gereken ve üzerinde tefekkür edilmesi gereken bir mucize olduğu açık bir gerçektir. Ayette bahsedilen husus, atmosferle ilgili çeşitli disiplinleri içeren bilimsel içeriğinin yanısıra, psikoloji ve fizyolojinin ortak içeriğine de sahiptir. Bu durum, Ayetin üzerinde bugün bile çok daha düşünülmesi ve araştırılmasını gerekli kılan durumdur. (psikoloji-fizyoloji boyutu.)
Çünkü ayette psikolojik* bir mucize boyutunun, fizyolojik bir belirti ile betimlenmesi ve arasındaki ilişkiye atıf vardır. Ve bu durumun çok akılcı, mucizevi bir yolla ifade edilişi vardır.
Dolayısıyla, bu durumda, pozitif bilim açısından, göğüs daralması şeklinde betimlenen bu takdir-i ilahi, hem psikolojik durumun bir fizyolojik-psikolojik bağlantısına, hemde atmosferle ilgili bilimsel disiplinleri içeren başka bir bilimsel mucizenin, bir bütünseleşmesi olarak düşünülebilir. Ayrıca ve ilaveten, bu mucizeler yine de ayetin bütünsel olarak mucizesini ortaya koyabilmekte yine de kifayetsiz kalacaktır. Çünkü, ayet külli bir esas gerçeği ele almaktadır ki buda Allah'ın saptırdığı, islama yüz çeviren kimsenin durumunu belirten gerçektir ki bu gerçek bir cümle içerisinde birçok bilimsel mucizenin içeriği ile birlikte desteklenmiş, aynı zamanda tam bir edebi bir şaheser olarak verilmiştir.
Mucize ile ilgili bilgileri detaylandırmaya devam edelim inş Allah:
•ADH belirtilerinden, argesif olma ve öfori gibi durumlar genellikle efor harcanan durumlarda ve yüksek zirvelerin zorlanması esnasında karşılaşılır ki bu gibi bir durumun Arap Yarımadasında yaşanma olasılığı veya yaşansa bile bunun irtifaya bağlı olduğunu anlama olasılığı son derece zayıf sayılabilir. Belirttiğimiz gibi, Arap Yarımadasında tam olarak ADH belirtilerini ortaya çıkarabilecek yüksek irtifalı dağ yok sayılabilir. Kısmen oluşsa bile ancak bazı belirtiler muhtemelen cüzi bir şekilde oluşabilecektir.
Bu gibi bir etkiyi fark edebilmenin zorluğu bir yana, irtifaya bağlı diğer etkilerle karıştırılması kolaydır. Örneğin, irtifa ile hava sıcaklığının düşmesi çok öncel fark edilebilen bir etkidir. Dolayısyla, Fiziki-bilimsel olgunun o dönemin arapları tarafından kesin ve sağlıklı bir şekilde bilinmesini beklemek gerçekçi değildir. Bu durum ancak Resullullah'a (a.s.v.s.) bildirildiği gibi ilahi kaynaklı bir vahiy yolu ile bildirilmiş olmalıdır / olabilir.
•Ayrıca nefes nefese kalma ve zorlanma açısından ele alınırsa da bir kişinin efor harcaması, o insanı deniz seviyesi şartlarında da nefes nefese bırakabilir ve bu noktada, ile irtifa ile fenomen arasındaki bağıntıyı fark etmek yine çok güçleşir.
•Dolayısıyla, ayette ki ifadedeki netlik bize şunu düşündürebilir: Kişinin öylesi bir sıkıntısı olabilmektedir ki bu sıkıntı değil bir kişinin yüksek irtifalı bir dağa tırmanmasıyla yaşayabileceği, veya değil bir kabin basınçlandırması olmayan bir uçakla irtifa almasıyla yaşayabileceğinden daha derin ve -muhtemelen- daha hızlı bir nefessizliği -psikolojik ve ruhsal yönüyle- ifade edebilmektedir ki bu damuhtemelen bildik bir dağ tırmanışında yaşanabilecek bir durumun ötesini betimliyor olabilmektedir.
Dolayısıyla, yinelersek, bu durumu -kabin basınçlandırması olmayan- bir uçağın yerden belli bir irtifaya kadar yükselişiyle de tasvir edilmesi belki pek mümkün olmayabilir.
Ancak bu durumu daha ziyade, çok yüksek bir irtifada bir anda kabin basıncını yitiren bir uçağın havasız kalabilen yolcularının durumuna veya çok hızlı sanal bir roketle -hayalen- kabin basınçsız olarak birkaç on saniye mertebesinde atmosferin üst katmanlarına veya uzaya çıkması durumuna veya bir kimsenin neredeyse oksijensiz bir odaya bırakılması durumuna benzetilmesi daha doğru olabilir. Böylelikle, bahsedilen, fiziki ve bilimsel fenomenin direk olarak kesinlikle bilindiği ve ilahi kaynaktan geldiği daha açık bir şekilde belli olabilir.
Dolayısyla, ayetin atmosfer bilimleri ile ilgili mucizevi yönüde hiçbir ekstra araştırmayı gerekli kılmaksızın ayetin mucizevi yönünü bir kez daha tam bir kesinlikle ortaya koyar.
Dolayısıyla betimlenen durumlar ayetin tam ve katıksız bir değil, birkaç bilimsel mucize içerdiğini, ve bununla birlikte ve ötesinde, bu bilimsel gerçeklerin, ayetin cümlesinin içindeki unsurlardan olduğu düşünülürse, ayetin ne mükemmel bir edebi ve bilimsel bir mucize ihtava ettiği ve ne vurucu / ne mutlak bir yol izlediği (/durumun bin yıl gibi süreler sonra anlaşılması dolaysıyla/) belki bir nebze hissedilebilir.
İşte tüm bu durumlar bize bir daha göstermektedir ki Allah'ın kitabı şüphesiz ki hak'tır / gerçektir.
Öyleyse Rabbimiz Allah'tan sakınıyorsunuz değil mi...
* Pratik kullanım açısından, psikolojik ifadesinin kullanılmasından vs. inş Allah pek bir beis bulunmuş sayılmaz.
15.06.2008 (04.02.2008-orj.daha önceden)Ey Özürlü İnsanlar, Durumunuz Size Allah'ın büyük bir rahmeti olabilir
Aman dikkat özürlü insanlar. Sakın aldanmayın. Sakın şeytan sizi Rabbinize, sizi Yoktan Var Edene isyana sürüklemesin.
Özürlü, sakat ve / veya hasta olmak, Yüce Mevla Allah'ın kullarına büyük bir rahmeti olabilir. Böylelikle, pekçok yanlıştan, kötülükten uzak durmuş / duruyor olabilirsiniz. Ne büyük bir rahmet olabilir bu, hiç bilirmisiniz.Öncelikle bilelim ve hatırlayalım ki bu dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Asıl hayat ise ahiret hayatıdır:
Ankebut Suresi(26) Sayfa 403'teki Ayetlerden
Dolayısıyla bu dünyada bazı olaylara sabredilmesi gerekmekle birlikte, müminlerin asıl büyük ödüllendirildiği yurt ahiret yurdudur. Buda sabredilmeye değer, değil mi.Bakara Suresi(2) Sayfa 33'teki Ayetlerden
ve emanet gökler, yerler ve dağlara sorulduğu zamanda:
Ahzab Suresi(33) Sayfa 426'daki ayetlerden
Evet, Latif Olan Rabbimiz, bizlere daha hiç bilmedik nice yerlerden nice rahmetlerini Yağdırır. Bu kesin bir yağıştır. Ama insanların pekçokları şükretmez. Özürlüsü, özürsüzü, hepsine Yağdırır. Yüce Rabbimiz Allah ama pekçokları beyinsizliği yeğler ve asi olur. Kısa olanı ister. Ve cahilliğini, sabırsızlığını, küstahlığını ve acziyetini bilmez / bilmek istemez niceleri. Aslen, bir kimsenin ayakları olsun ki o ayaklarla hep kötülüğe koşmuş olsun, neye yarar. Eller ki hep günahkar kalmış olmuş, olmayası eller! Öyleyse, Latif olan Allah'a karşı cahilleşmeyelim. Olmasın tövbesiz ve günahkar eller, gözler, diller, kulaklar, kalpler ve bedenler. Olmayası hiçbir şey böylesine. Biz tövbekar olalım. Tövbeleri çok Kabul Eden Tevvab Olan Allah, tüm günahları bağışlar. Öyleyse, tevbe edelim ellerin, dillerin, bedenlerin yaptıklarına, bir daha tekrarlamamacasına in Şa Allah. Rabbi Allah'tan umudunu kesen, sapıktan başka kim ola ki!
Hicr Suresi(15) Sayfa 264'teki ilk Ayetlerden
Ancak şunuda unutmayalım ki Allah'ın Rahmetine güvendirerek şeytan bizi aldatmış olmasın inş Allah:
Lokman Suresi (31) Sayfa 413'teki Son Ayetlerden
Fatır Suresi (35) Sayfa 434'teki İlk Ayetlerden
.....Yusuf Peygamberi hatırlayın..... o kendisine zindanın, ona dadanan kadının ve onların istedikleri o kötü şeyden daha hayırlı olduğunu bilmişti. Yüce Allah Rahmetiyle onun duasını kabul etti ve kulunu onlardan kurtardı:
Yusuf Suresi(12) Sayfa 237 ve 238'deki Ayetlerden....
Allah'ın izniyle şüphesiz Yusuf Peygamber (a.s.v.s.) ihlaslı ve akıllıydı. Rabbi ona ilim vermişti ve Rabbi onu Korudu.
Bizlerde akıllı olalım. ve nsaıl o ihlaslı kul (a.s.), bir zindanı nasıl zorlanmasına rağmen fuhuştan ve kötülükten daha hayırlı olduğunu görebiliyorsa, bir başkası da kendisinde bulunabilecek bir özürün aslen kendisine sunulabilmiş bir deneme, sınav ve / veya bir hayır ve lütuf olabileceğini bilebilmeli.Ayrıca, sonra Rabbi Yusuf Peygamberi bambaşka bir mevkiye getirdi ve o, ülkede, yüksek bir makama geldi. Allah kullarından dilediğini, istediği gibi ödüllendirir. Ve Rahman Olan Allah, sizleri de bilmediğiniz bir yerden ödüllendirebilir.
Ve ayrıca yineleyelim ki Yüce Allah kullarını dener ve O Mütekebbir'dir. Kimseye Hesap Vermez. Kulları Üzerinde Yegane ve Mutlak Tasarruf Sahibidir. Ve O Alim'dir, Adil'dir. Öyleyse, Yüce Allah'ın adaletine güvenin. Ölüp tekrar Huzuruna geldiğimiz gün, hesaplar tastamam ödenecektir. Ve hatta iyi kullar ziyadesiyle birlikte ödüllendirilecektir. Öyleyse, kimse o lanet şeytana aldanmasın.
Allah'ın ipine sımsıkı sarılalım inş Allah.
12.05.2008(orj.10.05.2008)Allah'a sığınırım bundan ve müjdelerim onu: ''Beklediği yakındır. Merak etmesin, beklediği cidden çok yakındır. Tevbe etmemiş öylesi halde Rabbine gelirse, o zaman cidden dönüş ihtimali olmayacak kafirin.
2*.03.2009Bir durum var ki özel bir dikkatin çekilmesini uygun görebilmekteyim.
Mescitlerde itikaf, zikir veya tefekkürde bulunabilir bazıları. El-Hamd-u-lillah. Ancak bazıları da dinlenir bir vaziyette bulunabilir. Ancak bu noktada bir hususa dikkat edilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Gayri-ihtiyari de olsa kimsenin insanların namaz kıldığı bir yerde mihrap tarafındaki veya önlerdeki bir duvara sırtlarını dayayıp, namaz kılanlara karşı bir tür cephe gösterir vaziyette durması çok yanlıştır. Tövbe inş Allah. Böyle bir durumun sadece gayri ihtiyari olabildiğini ummayı umarak, bir an evvel ilgili kişilerin uyarılması gerektiğini ve kıbleye dönerek veya mescitin arka kısımlarında, insanların namaz kılmadıkları bir yere yönelmeleri vs. gerektiğinin uyarmasını umut ederim Allah'tan.
04.09.2008Manav, Fırıncı vs. Gıda Üreticileri ve İlgili Mevzuatçılara Uyarı, Öneri, Tavsiye
İsraf haramdır. İsraf, Kur'an-ı Kerim'de şeytani bir amel olarakta tanımlanmiştir. Konu ile ilgili şu ayetler incelenebilir.
En'am Suresi(6) Sayfa 145teki son ayetlerden
Araf Suresi(7) sayfa 153teki ilk ayetlerden
Furkan Suresi(25) Sayfa 364'te son ayetlerden
........
Günümüzde dışarıda gıda satışı yapanlar oldukça fazlalaştı. Manavlar, fırınlar, pastaneler, börekçiler vs. de bunlar arasında. Günümüzde tüketim çok ve gereksiz tüketimde nispeten fazla sayılabilit. Ve -göreli olarak- israfta çok olabilir. Örneğin, siz ekmeği evde israf etmeyebilirsiniz ama ortada üretim, ve ticaret yapan bu kadar manav, fırın, pastane vs. varken ve bu kimselerin vitrinleri pekçok zaman dolu gibi görünebiliyorsa, burada bir problem olabilir. Hep merak ederim, acaba fazladan üretilen gıdalar gün sonuna kadar satılamazsa ya da beklenen zaman içerisinde tüketilmezse diye....
Muhtemelen böyle durumlar olabilmiş ya da bu risk zaman zaman büyük ihtimalle yaşanabilmiştir muhtemelen. Öyleyse lütfen bozulabilir gıdaların üretimini yapanlar (çalışma) sistemlerini atık yapmamaya ve / veya sıfırlamaya yönelik olarak revize etsinler. İlgili mevzuatı ''sıfır israf / atık'' idealine doğru yaklaştırmaya çalışsınlar. Teklifim, halen bazı fırıncıların yapabildikleri bir uygulamaya yakın bir teklif ya da bu uygulamanın genelleştirilmesi bağbında.Ancak gördüğüm bir örnekte sevincim kursağımda kalmıştı. Çünkü geçmiş ekmek diye ekmeği almaya yöneldiğimde, ekmek sadece 1 günlük olmasına rağmen, açıkta bekletilmekten sertleşmişti ki buda beklemiş ekmeğin bazılarına olan cazibesini azaltabilecek bir durumdu. Bu nedenle lütfen tüm fırınlar beklemiş ekmeklerini yarı fiyattan vs. satıp aynı zamanda muhafazasını da yapsınlar ve sattıkları bu ekmekleri herkesin görebileceği bir şekilde fiyatı ile birlikte -örneğin bir afişle- sergilesinler. Böylelikle bu ekmekleri hem daha kolay satabilirler, hemde ekmek, ikinci güne bile kalabilir. Bu sayede kayıp olma ihtimali iyice azaltılabilir.
Benzer uygulamalar, manavlar, pastaneler vs. gibi tüm bozulabilir gıda ile uğraşanlar tarafından da yapılsın lütfen.
Beklenen sürede satamadıkları ürünleri bozulmadan fiyatlarını kırarak satsınlar.
Bunu bir afiş ve / veya ilanla göstersinler ki müşteri fark edebilsin ve gıda bozulmadan tüketilebilsin.
Ayrıca bu uygulamayı yapmak için son günleri beklemesinler. Tam bozulmak üzere iken bir gıdanın fiyatını kırarak satmak, ne ahlaki olur nede vicdana sığar ve aldatmayla birlikte günah olur. Bir uyarı olabilmesi bağlamında
Mutaffifin Suresi (83)
okunsun ve görünsün ki alış verişte - ticarette eksik tartmak ki benzer, muadil ve hatta daha kötü bir şekilde aldatmak (kim bilir) ne kadar felaket / kötü olur!Asl olan Allah'a kul olabilmek, israf etmemek, kaynakları atık haline getirmemektir. Sürekli ve bile göre israf ettikten sonra
o ticaretin ne anlamı kalabilir.
12.05.2008(orj.10.05.2008) Soyunuklar vs. HakkındaSoyunmak(!) haramdır. Şüphe yok.
[*Hatırlayalım Şeytan Adem ile Havva'ya ne fısıldamış ve onları kandırınca da başlarına ne gelmişti:
Araf Suresi (7) Sayfa 151'deki son ayetler ile sayfa 152'deki ayetler
veya
Ta-Ha Suresi(20) Sayfa 319'daki Ayetler
incelenebilir.Yüce Rabbimize Hamd olsun. Bizlere ne güzel açıklıyor ve düşmanın bizi nasılda saptırmak istediğini ne güzel gösteriyor. ]
Ve bununla beraber, örtünmeyle ilgili olarak:
Nur Suresi(24) Sayfa 352'deki son ayetler ile
Nur Suresi(24) Sayfa 357'deki ilk ayetler
ve Ahzab Suresi(33) Sayfa 425'teki ayetlerden
........
incelenebilir.
Normal şartlar altında, yarı çıplak bir kadının takvalı bir duruş sergilemesini beklemek saçmadır. Evet, günümüzde aklı başında insanların böyle davranması beklenmese de ..... (Böyle davranışlardan kaçınanları tenzih ederim)
Ancak bu durum bir yana, bazı kimselerin bazı davranışlarının kasıtlı olma ihtimalini sezinlemekteyim. Örneğin bazı mağazaların, gazetelerin, dergilerin sürekli çıplak / yarı çıplak kadın(lar)ı bir simge gibi kullanmaya yeltenebildiğini.... Ve vaziyetin bazılarının bunu direk bir kast ile yaptığını....
Örneğin, zamanında maddi gücüm nispetinde pekçok dergiye abone olmuş, farklı gündemleri ve hobisel bazı olguları takip etmiş birisi olarak, bugün bazı mağazalarda, okunabilecek herhangi bir dergi var mı diye bir niyet geçirdiğimde, kafamı dergi rafına korkarak bile çevirmiyorum ya da hiç çevirmiyorum. Ve en iyisi de hiç uğraşmayıp devam etmeyi tercih ediyorum.
Zira görünüşe göre, bazı mağaza rafları, milletin okuduğu değil ama seyrettiği dergilerle donanmış. Açılanlar / saçılanlar ile bunlara sazanlayanların dergileriyle.... Elbet başka dergilerde var. İçinde pekçok faydalı bilgi bulunabilen pekçok dergi de var. Ama bazı mağaza yönetimlerinin dergi raflarını tanzimdeki muhtemelen o özel gayretleri gözümden kaçmıyor.
Artık birçok bakkalın bazı içki reklamlarını sanki orasının bir bakkal olduğuna delalet eden bir ''Bakkal'' tabelası gibi işlevselleştirebilmiş olduğu da artık gözüme çarpıyor.
Bazı bir giyim mağazasının -zorlamacasına da olsa- yarı çıplak kadın(lar)ı israrla kullanmasının arkasında özel ve derin bir kinin olabileceğini fark etmek artık neredeyse taşkın bir gerçek gibi olabiliyor.
Ve bazı gerçekten güzel faaliyetlerde bulunabilen kurum vs.nin toplantıları, faaliyetleri vs. için de ısrarla ve mükerrer olarak tam namaz
vakitlerini tayin edebilmelerinde de ciddi bir kasıt taşıyabilme ihtimali artık dikkatimden kaçmıyor değil....
Peki ya ne olacak öyleyse. Ne diyeyim, ne demeli..... Nasıl bir %99'u müslüman bir ülke, bayağı zor anlaşılıyor doğrusu....
09.05.2008
-----------------------------------------------------------
Soyunmak Erkeklere de Haramdır
''Soyunuklar vs Hakkında'' adlı başlıktaki yazıda işaret buyurulan ayetlerde aslen konu son derece açık ve net olmasına karşın, günümüzde görülebilen bazı hadiseler bazı konuları vurgulamayı gerekli kılıyor. Önce bazı ayetler:
Araf Suresi (7) Sayfa 151'deki son ayetler ile sayfa 152'deki ayetler
veya
Ta-Ha Suresi(20) Sayfa 319'daki Ayetler
Ayetlerde buyurulduğu üzere şeytan Adem ile Havva'ya ne fısıldamış ve onları kandırınca da başlarına ne gelmişti:
Yüce Rabbimize Hamd olsun. Bizlere ne güzel açıklıyor ve düşmanın bizi nasılda saptırmak istediğini ne güzel gösteriyor. ]
Ve bununla beraber, örtünmeyle ilgili olarak:
Nur Suresi(24) Sayfa 352'deki son ayetler ile
Nur Suresi(24) Sayfa 357'deki ilk ayetler
ve Ahzab Suresi(33) Sayfa 425'teki ayetlerden
........
incelenebilir.
Şimdi bu bağlamda vurgulamak istediğim noktalara gelirsem:
1-Erkeğe de soyunmak haramdır.
2-Örtünmek gereği gibi yapılmalıdır: Örtünmek, birisinin silme dar giysilerle, ne var ne yok meydana serdiği bir durumda doğru olmaz. Bu elbet erkek içinde geçerlidir. Aklı olanlar, bu hususları tefekkür edip neyin doğru neyin yanlış olduğunu in Şs Allah anlayabilir. Ve dolayısıyla ciddi aklı olan böyle davranmaz.
Yüce Allah'tan mümin erkek ve kadınlarıngünahlarının affını dileriz
26.08.2008İslam'da, kölelik müessesi teşvik edilmemektedir. İslami bir yaşamda da in köleliği gerekli kılan bir durum yoktur. Ayetlere dikkat ediniz, görürlür ki kölelerin azat edilmeleri buyurulur. Bu, köleliği bitirmeye teşvik eden bir uygulamadır. Köle olmaması durumunda da keffaretler için alternatifler bulunmaktla birlikte birçok vesile ile kölelerin serbestiyetine yönelik uygulamalar Emredilmiştir.
Nisa Suresi (4) sayfa 92'deki ilk ayet
Mücadele Suresi (58) ilk ayetleri sayfa 541
Yani görülebileceği üzere kefaret için köle gerekli değildir.Beled Suresi(90) sayfa 593
İşte, bir boynu çözmek İslam'da nasıl teşvik edilmiş. Mucizevi edebi bir sanat ile, ve diğer pekçok hayır amelle birlikte en önde telaffuz edilmiştir. İlaveten, İslamın, insana emrettiği kulluk bilinci ile aslen her statüdeki insanı özgürleştirmiştir. İndirilen, bir rahmet ve uyarı olan Kur'an'da, bir insanın körü körüne bir başkasına itaat etmesi tamamen men edilmiş ve ne şartla olursa olsun Allah'a kulluk ön plana alınmıştır. Bu durumda, ne bir efendinin ve / veya bir imparatorun hiçbir kimseye Allah'ın sınırları dışında herhangi bir şeyi söyleme veya yaptırma yetkisinin bulunmadığı açıktır. ......Ve:
Bakara Suresi sayfa 34'te ilk ayetler (221)
Nur Suresi(32) syafa 353'teki ilk ayet
İşte mükemmel başka misaller daha. Evlenme çağına gelen ister bir kızınız, ister bir oğlunuz olsun, gelin veya damat adayı eğer bir müşrik ise (ortak koşan), bu kimsenin ister köşkleri, makamları, tonlarca hazineleri de olsa mümin bir kölenin veya cariyenin bunlardan daha hayırlı olduğu belirtilmiştir.....
Tüm Hamd, Övgü, Sena, Allah'adır.
11.03.2008(orj.05.03.2008) Eğer Yüce Allah müslüman bir kuluna çocuk bahşederse, in Şa Allah çocuğuna, ''-küçüktür, -4-5 yaşındadır..''(veya daha küçük) gibi bir yaklaşımla yaklaşmasın ve ilk olarak ona Yüce Mevla Allah'ın varlığını bildirsin. Desinki :
''Bu etrafında gördüklerinin hepsini ve herşeyi yaratan ve kontrol eden Allah'tır. İsterse bütün hepsini,herşeyi yok edebilir. Kıyamet günü geldiği zamanda bütün dağlar, binalar O'nun İzni ile toz haline gelip dümdüz gibi olacaktır.''
İnsan, Allah'ın yarattığı hanif (İslam) fıtrat üzerine yaratılmıştır.
Rum Suresi (30) Sayfa 406 Ayet 30
Ve küçücük bir insan bile olsa, onun bu gerçeği anlaması hissetmesi mümkündür/olabilir.Çocuğun, ''Ençok Peygamberimizi seviyorum.'' diyebilmesidir.
Tekrar edelim. İnsan hanif fıtrat üzerine yaratılmıştır. Bir çocuğun bunu söylemesi için ne fıkıh uzmanı olmasına, ne de ciltler dolusu kitap okumasına gerek yoktur. Kainatta Yüce Allah'ın varlığını tanımayan hiçbir varlık yoktur. Olan şey, çocuğa bu gerçeğin sadece bir bakıma hatırlatılmasıdır in Şa Allah. Evvel Allah'ın izniyle güzel bir zikir (böylece) olabilir.*
*Elbet çocuk yetiştirmekle ilgili pekçok boyut ve gereklilik vardır. Bu başlık sadece ilk kelimeler babındadır.
26.03.2008(org.13.03.2008)2 Yaşındaki Çocuğa Bile Yalan Söylenmesin
Çocukken anneler gördüm. Çacukları birşeyleri yapsın veya yapmasın istediklerinde bir yalan uyduruveriyorlardı. Hatta
yalanlarına başkalarını da bulamaç edebiliyorlardı: ''....bak abi / abla sonra sana kızar ..vs.'' gibi ya da ''....yemezsen,
arkandan .. kovalar....'' gibi.
2 yaşındaki çocuğa bile yalan söylenmesin. (Elbet daha küçüğüne de, büyüğüne de.)
11.06.2008 Şehirler arası otobüslerde seyahat edenler bilir. Otobüsler yer yer mola verebilir. Mola verilen yerlerde de genellikle namaz için özel tahsis edilmiş mescitler / yerler bulunabilir.
1-Namaz kılanlar açısından, günümüzdeki durumda, namaz saatleri için bu mola süreleri uygun zamana denk getirilmeye çalışılabilir. Zira namaz vakitleri ve otobüslerin durma noktaları belirtilmiştir. Oraya normal şartlar altında, ne kadar sürede varılabileceği günümüzde çok yakın bir tahminle belirtilebiliyor. (süratler stabil olduğu için dakikalar mertebesinde vakit tutabiliyor.) Buna göre planlama yapılabilir.
2-(işletmeciler açısından) Ancak, namaz kılan kişi açısından yukarıda belirtildiği gibi bir plan; diğer kalkış zamanlarında pek mümkün olmayabilir. Ve / veya plan başka namaz vakitleri için pek mümkün olamayabilecektir. Dolayısıyla, bu noktada otobüs işletmecileri kalkış vaktine göre uygun çeşitli mola yerleri <örneğin değişimli olarak> tayin edebilir. Ve / Veya mola sayısı arttırılabilir. (ille de yarım saat sürmek zorunda değil. Daha kısa da olabilir.) Yani doğrusu olan, her namaz vaktinde uygun bir yerde müslümanların namazlarını eda edebilmelerinin olanaklı olabilmesidir.
*zengin hayırsever müslümana bir not: Son seneleri bilmiyorum ama yurdumuzun bazı yolları, El-Hamd-u-lillah, mescit yönünden zengin bir durumda. Ancak, bazı kesimleri de oldukça kıtlık içerisinde. Araba ile yolculuk eden ve namazını eda edebilmek için yer arayanlar bunu iyi bilebilir. Bu bağlamda bu mescit azlığı içerisindeki bölgelere, eğer ki bakımını sağlayabilecek hayırlseverler mevcut ise, ufak bir mescit ve abdesthane / lavabo....
Allah bunu gerçekten müslüman olan, Kur'an sevdalılarına nasip eyler in Şa Allah....
02.04.2008 Günümüzde bazılarının -sanıyorum genellikle- bilmeyerek düşebildikleri bir yanlış anlayış bulunmaktadır. Bu anlayış evlatlık alınarak büyüyen çocukların, bu kişilerin sanki gerçek çocuklarıymış gibi büyütülüp, kendilerine hiç gerçek baba ve annelerinin farklı kimlikli oldukları belirtilmeksizin yaşamlarını sürdürmeleridir. Bu tutum yanlıştır. Zira dinimize göre bir kimse bir çocuğu evlatlık aldığı zaman, o kişiye vs. gerçek baba ve annesi olmaz. Yüce Mevlamız bizleri bu konuda uyarmakta ve böyle kimselere gerçek babalarının adıyla anılmasını veya bunu bilmiyorsak bir kardeş olarak kabul etmemizin en doğrusu olduğunu bildirmiştir. Konu ile ilgili şu ayetlerde incelenebilir:
Ahzab Suresi(33) ilk ayetler sayfa 417
ve Ahzab suresi(33) sayfa 422'de ilk ayetler
11.03.2008(orj.04.03.2008)
not: Allah'ın izni ile şimdi hayırlısıyla bir eşim olsa idi, soyundan gelen soyadını korumasını tembihlerdim. Bu durumun, bir kadının kanitiin'lerden olup olmaması ile ilgili bir boyutu yoktur. Doğacak kadının soyadının muhafazasının, doğacak çocuğun soyadı ile bir alakası yoktur.
12.02.2010
Yeni Bir İş Kolu Adayı : Duşçuluk(7/24)
Günümüzün Türkiyesinde böyle bir şeyin eksikliğinin olduğu kanaatindeyim: Duşçuluk.
Günüzün Türkiye'sinde vatandaşın mali durum ve geliri belli. Pekçok seyahat eden vatandaş bulunabilir.
Vatandaşın günübirlik seyahatleride çok olabilmektedir. Bunun için gece otobüse binip sabah işini halledip, yine gece dönüş planlayabilmektedir. ihtimaldir ki birey duş almak isteyebilir. Birçoklarının fayda sağlayabilecek, temiz bir iş kolu sayılabilir-
Çağımızın sağladığı olanaklarla, otogarda, büyük şehirlerin merkezi yerlerinde vs. bu tür yerler bulunabilir.
Ancak, hassasiyetim malumdur ki, bu gibi bir iş yeri hamam tarzında olmasın. Dolayısıyla, (sıcaklık ve enerji tüketimi ve su israfı bağlamında)) bir havuzu vs. olmasın. Kısaca, su ve enerji israfını önleyici tedbirler alınsın. Nostalji vs. bir kenara bırakılıp, verimlilik ve işlevsellik ön plana çıkarılsın. Bu bağlamda, öngürü olarak, çift bölmeli tek kabin odalarda, ısı yalıtımlı bir duş kabininde, güneş enerjisi ile beslenen, duş başı ekonomik-basınçlı su verebilen, -kolay bozulmaması açısından- kertelenmiş ve tahditlenmiş aç kapa musluklu da olabilecek ve arızası, kaçağı olmayan bir sistemden müteşekkil bir müessese olabilmelidir. Hatta kullanılan su miktarının tahditlenebilmesi ve / veya tarifelendirilebilmesi de düşünülebilmelidir. (banyo keyfi yapar gibi uzun uzun duş altında kalınmasına engel olunabilmesi daha olası olabilir.)
Evet, umarım bu öneri hayırlara vesile olabilir. Takdir Allah'ındır.
Ölülere İşittirmeye Gayretlenenlere
Günümüzde maalesef hala mezar başlarında ölülere seslenme, onlara birşeyler işittirmeye gayretlenme gafletinde bulunan olmasın.
Çünkü Yüce Rabbimiz Allah bu tür bir inanıştaki yanlışı açıkça belirtmiştir :
Fatır Suresi(35) Sf
23.10.2007-----------------------------------------------------------Özellikle -anlayarak- Kur'an-ı Kerim'i okumaya çalışan ve bu yolda dosdoğru hareket etmeye çalışan birisi iseniz, Yüce Mevlanın izni
ile inş Allah hayata daha doğru bir bakış açısıyla bakmanız mümkün olabilir. Zira Kur'an Yüce Allah'ın izni ile en doğru yola götürür.
İsra Suresi(17)
Ancak, in Şa Allah, hikmetli bir bakışla bakan bir kimse, kendisine -müslüman ve / veya mümin olarak arz olunan- kimselerin kimliklerini doğrulamakta zorlanabilir! İster istemez zuhur edebilen bu durumlarda, kişi karşısındaki insanın söyledikleri ile davranışları arasındaki tezatı, bariz tuhaflığı -böyle bir araştırma niyeti olmasa da- bariz bir biçimde görebilir. Bu gerçekten büyük bir nimettir. El-hamd-u-llillah.
Tevbe Suresi(9), Sayfa 202'nin ilk ayetlerinden
Hakim ve Yargılayacak olan Yüce Allah olduğu için, ancak eğer Yüce Mevla bir hikmetli bakışı Lütfeylediyse burada; Toplumun içinde bir maske ile saçmalayanlardan bazılarının, birer ehli kitap cemaati mensubu olma olasılığının yüksek olduğu değerlendirilebilir....
Ey Ehli Kitap! Allah yaptıklarınızı görüp dururken niçin Allah'ın ayetlerini inkar edersiniz?
Ey Ehli Kitap! Görüp bildiğiniz halde niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek müminleri Allah yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
(bakılabilir-referans)
Al-İmran Suresi(3) sayfa 61, son ayetler, 98-99-100
Hüküm Allah'ın'dır. Şüphesiz her ehli kitap bireyi ve diğer tüm insanlar, Yüce Allah'a hesap verecektir. Şüphesiz kıyamet günü gerçektir herkes hesabını tane tane verecektir.
Al-İmran(3) Suresi, Sayfa 58, ilk ayetler 72-73
(işte Yüce Allah, bu gibileri de bize böylece bildirir....)
yenilenme 16.01.2008 (orj.21.10.2007)Müslümanlar arasında yaşıyorda olsan, kendini Allah'ın azabından emin görme
.... Kur'an okuyorsun ve .... -Ama nasıl olur tüm bunlar, çeşit çeşit gelişmeler!..........
(Öyleyse sen) Sıkı dur. Çünkü okuduğun doğru. Hak olan Kitap* gerçek. Allah'ın katından inen Kur'an-ı Kerim'in hak / Gerçek olduğuna şahit ol.
Dışarıda görebildiğin, televizyonda vs. görmen muhtemel propoge edilmiş, ters-yüz edilmiş görüntüler seni Sırat-ı Müstakimden şaşırtmasın.
İndirilen ayetleri kendileri için sadece bir jest olarak görenler ve / veya artık 2000 senesindeyiz (ve HAŞA artık din başka) vs. diyenler de seni çeldiremesin inş Allah.
Hayır. 1400 sene önce ne idi ise bugünde bu Söz** sonuna kadar gerçek.
Hayır, Peygamberlerin misyonunda bir değişiklik bulamazsın.
Müminlerin misyonunda bir değişiklik bulamazsın.
Tebliğde bir değişik yok.
Hepsi Allah Ehad'dır. O'ndan başka ilah yoktur. Yalnız O'na kulluk edin diyorlardı.
Öyleyse kafan karışmasın.
Sadece Allah'a teslim ol.
İndirilen Kur'an'ı takip et.
Resulü'nü takip et.
Ve anla:
Müslümanlık Yalnız Allah'a teslim olmak ve Yalnız O'na kulluk etmektir.
Allah'a, Din Günü'ne, Kitaplarına, Meleklerine ve Resullerine inanmaktır.
Ve Gereği gibi amel etmektir.
Mümin kötülüğe bile bile boyun eğmez / eğmemeli.
Ve müslüman yurdunu Allah'ın Dinine düşmanlara -bile,göre- satmaz / satmamalı / teslim etmemeli.
Üzülme kardeşim.
Kimse Allah'ın Nuru'nu tuzaklarıyla örtemez.
Olguları ters göstermeye çalışanlar, aslen büyük ziyanda ve çabaları boşunadır.
Gün gelecek herkes hesabını gıdım gıdım verecek.
Sen kötülükten uzak dur ve Allah'ın ipine sarıl.
Şüphesiz ki o halde büyük bir başarıyı umabilirsin.
*Kitap: Kur'an
**Söz: Kur'an, Gerçek, Tebliğ, Mesaj..
10.06.2008(16.01.2008)
-----------------------------------------------------------
Bazı Gazeteci(ler) vs. Hakkında
Birileri birilerine -sanki- her istediğini sorabilme hakkını nereden görür.''...Ey Allah'ım, Ey Yüce Rabbimiz. Bizlerin içimize giripte yapmadık rezilliği ardına komayan, hem dindar görünüp hemde yanlışlarıyla,pislikleriyle kendini vurgulayıp pekçok insanın dine bakışını soğutmaya yeltenen, tüm insanların kafasını karıştırıp, islama soğutmaya
yeltenen gerek münafık, gerek casus tüm o rezillere fırsat verme Allah'ım. Onların kullarını yolundan, İslam'dan ayırmasına,uzaklaştırmasına izin verme Allah'ım. Onların hizmetçilerine de fırsat verme Allah'ım. Allah'ım bizi Yolundan emin kıl. Doğru yolundan ayırma Allah'ım. Bizlerin bu ve diğer hayır dualarımızı -ki sen bilirsin- kabul eyle Allah'ım.. Şüphesiz ki Sen Bir'sin ve Sen'den başka ilah yoktur. Muhammed Senin kulun ve resulündür, Şahadet ettik Ey En Güzel İsimlerin Sahibi Olan Allah'ım. Affet beni, bizleri,inanan kullarını... Affına muhtacız,Merhametine muhtacız, Bizi bağışlanan kulların arasına almanı niyaz ediyoruz, bizi kendine yaklaştırmanı niyaz ediyoruz Allah'ım.
Kabul eyle, Kabulune, Yardımına muhtacız Ey Yüce Allah,Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim, Din Gününün Sahibi.
Yalnız Sana Kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz.
Bizi Sırat-ı Müstakim'e (Dosdoğru Yola) ilet , o nimetine erdirdiklerinin yoluna..., o azmışların ve gazabına uğramışların yoluna değil....''.
11.03.2008(20/10/07)Şüphesiz ki Allah Bir'dir
Allah'tan Başka İlah Yoktur
Tek'dir, Samed'dir
Doğmamış'tır, Doğurmamıştır
Eşi, Benzeri, Dengi Yoktur
Kendisi ile Hiçbir şey
Mukayeseye Giremez
Alemlerin Rabbi Olan Allah,
Herşeyin Yaratıcısı'dır
Alemlerin Rabbi Olan Allah,
Yarattıklarından Münezzeh'tir
Yüce Allah'ın Laneti
lanetlerin üzerine Olsun
14.07.2008(orj.*)Kimlik Bilgisi Değişikliği Zor Bir İş Değil
Bazılarına rastladım: ''Kimliklere memur hemencecik (veya sormadan) İslam yazıveriyormuş!....''
.....
Sadece şöyle diyim, eğer birileri İslam dinini inanmıyorsa, kimlikte ki bu ibareden bir rahatsızlığı varsa, lütfen ulu orta sağa sola
konuşmasınlar, gidip o memurdan(!) kimlik bilgisindeki ilgili haneye istedikleri ibareyi koydursunlar. Ve ayrıca sakın kimse İslam'ı içeriden bombalamaya kalkmasın.
Şunu da açıklıkla belirtelim, bu ülkede müslüman olmayanları kimse yemiyor. Ancak, her ne hikmetse bu ülkede İslam için iyiliği tavsiye edip kötülüğü sakındıran, namazını dosdoğru kılmak isteyen, başını bazı alanlarda da örtmek isteyen gibi kimseler madur olabiliyor!...
Galiba bu ülkenin %99'u müslüman değil!
26.01.2008
-----------------------------------------------------------
Kur'an ve Yıldızların Yön Referansları Olması Hakkında İlişki
Enam Suresi Ayet 97 üzerine inş Allah bir miktar daha derinden tefekkür edebilmek umuduyla.
Yıldızlar ayette işaret buyurulduğu üzere geceleri yön bulmaka kullanılabilmektedir. Yıldızlar, aslında bizler açısından en sağlam yön
bulma referanslarından birisidir. Yeter ki biz bu konuda yeteri kadar hassas olabilelim. Ancak bu yazıda konuya sadece hassasiyet
açısından değil, aynı zamanda prensip olarak gökcisimlerinin hareketleri ve ayrıca konu ile ilgili çeşitli açıklamalar vs. yapmak
niyetindeyiz. Böylelikle tefekkür seviyemizi derinleştirmemiz nasip olur inş Allah. İlgili bazı tanımların tarifi şemada belirtilmiştir.
*Gökküre
: Genel anlamda gökyüzüdür. Uzay'ın / Gökcisimlerinin
Dünyanın etrafını saran sanal bir küre üzerindeki
izdüşümü olarakta tarif edebiliriz.
*Eşlek : Dünyamızın kendi ekseni etrafında dönüş eksenine dik olarak dünyamızın merkezinden uzayan düzleme eşlek düzlemi denir.
(bu düzlem, ekvatorlardan uzayan düzlemdi veya ekvatoral düzlemde denebilir.)
*Ekliptik : Dünyanın Güneş etrafında döndüğü düzleme ekliptik düzlemi denir.
-Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüş ekseni kutuplardan geçer. Buna dik olan eşlek düzlemi ise ekvator üzerinden geçer.
-Eşlek ve ekliptik eksenleri ya da eşlek ve ekliptik düzlemleri arasındaki açı yaklaşık 23,5 derecedir.
-Dünyamız kendi çevresinde -güneşe göre- takribi 24 saatte döner. Yıldızlar referans alınırsa bu zaman yaklaşık 23 saat 56 dakikadır.
-Dünyamız Güneş etrafında takribi 365 gün 6 saatte döner.
-Dünyamız kendi etrafında dönüş eksenini yörünge hareketi boyunca hep muhafaza eder. Dolayısıyla 23,5 derecelik açı korunur.
Ancak, bu açı da (tilt açısı) aslen yaklaşık 41.000 sene periyotlu bir değişim ile 23.000 sene periyotlu bir dönme hareketi yapar.
(prosesyon hareketleri) Ancak bu hareketler, konumuz açısından aktarmaya çalıştığımız gerçeğe halel getirmez ve bu durum seyrüseferden bağımsızdır. Zira bu hareketlerden meydana gelebilecek bir oynamayı bir kimsenin bir ömür düresince -çıplak gözle- farkedebilmesi olanaksız sayılabilir.
*Takımyıldız : Gökküre zaman içinde bazı insanlar tarafından bölgelere ayrılarak isimlendirilmiştir. İşte bu bölgelerin her birine takımyıldız denilmektedir. Takımyıldız tabirinden anlamamız gereken gökcisimlerinin bize göre -bizim bakış doğrultumuza göre- bir bölgede bulunuyor olması demektir. Gerçekte ise bu cisimler birbirlerinden çok uzakta ve farklı fiziksel gruplaşmaların içerisindeolabilirler. Şöyle ki : Bize göre farklı takımyıldızlarda olan yıldızlar, aynı takımyıldızda yan yana duran cisimlerden bile daha yakın olabilir. Örneğin, yanyana görünen iki yıldızdan A yıldızı 20, B yıldızı 230 ışık yılı uzaklıkta olabilmesine karşın, bizim bakış açımıza
göre gökyüzünün başka bir bölgesindeki (dolayısıyla farklı bir takım yıldızdaki) bir C yıldızı ise 10 ışık yılı uzaklıkta olması dolayısıyla
C yıldızı, A yıldızına, B yıldızından çok daha yakın bir konumda bulunabilmektedir.
Yıldızların (ve diğer gökcisimlerinin) Hareketleri : Genel anlamda gök cisimleri çok büyük hızlarda hareket edebilmelerine karşın bizimle aralarındaki uzaklığın çok büyük olması sebebi ile bu hareketleri genellikle fark edilebilir olmaktan çok uzaktır. Bu gibi tespitler
oldukça zor ve kısıtlıdır. Klasik astrometrik yöntemleri ile tespit edilebilen bu harekete öz hareket adı da verilebilmektedir. (Ancak bu ifade dikey bileşeni -şimdilik- içermiyor.) Dolayısıyla, yerküre üzerinde insanın bakışı açısından yıldızların ve takımyıldızların
görünümleri oldukça hatırı sayılır! bir süre için hemen hemen aynıdır. Öyle ki pekçok takımyıldızın şeklinin hatırı sayılır bir şekil değişikliğine uğrayabilmesi için birkaç yüz bin yıl geçmesi gerekebildiği vurgulanırsa sanırım bu akımyıldızların ve dolayısıyla gökyüzünün ne kadar sağlam bir yön referansı olabildiğini vurgulamış olabiliriz. (Ancak bunlar elbette günümüz astronomlarının dillendirebildiği durumlardır. En doğrusunu Yüce Allah bilir.)
Dünyamızın Hareketi ve Yön Bulma : Gökkürenin çok sağlam bir yön referansı olduğunu belirttik. Elbette gökküreden yön bulmak için faydalanabilmemiz için nereye bakıyor ve bu baktığımızın neyi ifade ettiğini de bilmeliyiz. Dünyamız kendi ekseni etrafında döner. Bu dönmeyi dönüş ekseninin doğrultusunu muhafaza ederek yapmaktadır.
*Dolayısıyla bu dönme ekseninin gökküre üzerinde bir
noktaya doğru uzandığını söyleyebiliriz.
*(binlerce senede zuhur edebilen minik değişimlerden ise önceden
ayrıca bahsedilmişti.) Dolayısıyla
Dünyamız dönse de Dünyamızın dönüş ekseninin uzantısı hemen hemen sabit bir noktayı işaret eder. Bu izdüşüm noktaları kutuplardan uzantılı olduğu için dünyamız dönse de kutup izdüşümlerinin yerleri (yani gökyüzünün o bölgeleri) kutup istikametinde kalmış olur. Bu nedenle yeryüzünde bu izdüşümdeki gökcismini takip ettiğimiz taktirde kutup istikametinde hareket etmiş oluruz.
Kuzey yarımkürede referans (izdüşüm), Kutup Yıldızı / Polaris adı verilen yıldızdır ve içinde bulunduğumuz yüzyıllda yaklaşık bir dereceden az bir fark ile hep kuzey kutbunu işaret etmektedir. Gökküresel referanslar öyle referanslardır ki bir pusulanın gösterebileceği manyetik kuzeyden çok daha doğrudurlar. Nitekim manyetik kuzeyden gerçek kuzeye geçiş için o bölgedeki manyetik sapma değerinin bilinmesi gerekmektedir. Bu sapma değeri için ise harita, çeşitli katalog ve kalibrasyon değerlerine ihtiyaç duyarız. Tabi ki bu durum, pusulanın hatalı gösterebilme olasılığını içeren tüm faktörlerin ihmal edilmesi durumunda geçerlidir! Güney yarım kürede de işlem aynı şekilde yapılır ve Polaris kadar olmasa da bu gökküre bölgesi içinde çeşitli yıldızlar ve nirengiler mevcuttur.
Zira aynı hareket, bu yarımkurede de zuhur etmektedir.
Sanırım nasıl bir referanstan bahsettiğimizi anlamışızdır. Dünyanın en sağlam ve aslında EN TEMEL yön referansından bahsetmekteyiz! Yeter ki doğru okumayı bilebilelim... Çünkü bugünkü astronomların ve uzaya gönderilen uyduların kullandığı referanslar dahi gök cisimlerine göre oluşturulan küresel koordinatlardan (konsayılardan) faydalanmaktadır. Kısaca gökküre referanslarının hassasiyetini bir atom saati hassasiyetine benzetebiliriz.
Kuzey kutup yıldızı gökyüzünde hep aynı noktasını muhafaza ederken diğer yıldızlar ise -Dünyamızın dönüsünden dolayı- Kutup yıldızının etrafında dönüyormuş izlenimi verirler. Bu durumu gökyüzünü belli aralıklarla gözleyerek fark edebiliriz. Yıldızlar Kutup yıldızının etrafında dönermiş gibi dururken bazı yıldızlar doğudan doğup, bazısı batıdan batıyor olurlar. Yüce Rabbimiz Allah böyle takdir etmiştir. Yukarıdaki gibi uzun süreli pozlama ile çekilmiş bir gökyüzü fotoğrafı yıldızların bu hareketine bir örnektir. Fotoğrafta uzun süreli pozlama ile gökcisimlerinin gökyüzünde hareketlerinin izleri görünmektedir. Kutup bölgesine doğru (resimde sol üst) dönüş kuturunun küçülmekte olduğunu görebiliriz...
Öte yandan bu küresel referans sistemi bize sadece yönleri vermekle kalmaz, aynı zamanda mevki ve zaman bilgilerini de sağlayabilir!
Bu durumu matematikteki üç bilinmeyenli bir denkleme benzetebilirsiniz. Değerlerden hangi ikisini koyarsanız üçüncüsünü bulmanızmümkün olabilir.... Dolayısıyla, açık denizde seyrüsefer yapıyorsak gökyüzü bize hangi enlemde olduğumuzu ve hatta zamanı biliyorsak hangi boylamda olduğumuzu da verebilir!
Evet, bahsettiğimiz günümüzün son teknoloji seyrusefer (navigasyon) aletlerinin muhtemelen yapmaya çalıştığı işlemdir. Nitekim elimdeki veriler çalışmaların bu yönde <yani gökyüzünü ve yıldızları kullanarak> üstün teknoloji seyrüsefer araçları geliştirmek üzerine çalıştığını göstermektedir. GPS'ler (global positioning system- küresel mevkileme sistemi) ise bu işi gerçekleştirebilmek için pekçok uyduyu yörüngeye yerleştirip bu şekilde dünyayı uydu ağı ile sarmaya çalışmaktadır. Ancak bu sistemin bile -görece- çok kısa sürelibir ömrü vardır ve sürekli yenileme ve büyük bir gayret gerektirir. (uyduların atmosfer gazları ile sürtünme sebebiyle yörüngesindenayrılabildiğini ve yanarak dünyaya geri düşebildiğini hatırlayalım.)
Konuyu detaylandırmak mümkündür. Ancak seyrüseferle ilgili daha detay bilgiler bu yazı için uygun olmayabilir. Son olarak birkaçhususa daha değinerek konuyu sınırlandıralım:
Yıldızların Sergiledikleri Şekillerden Faydalanma:
Bir yıldızın hangi vakitte nerede olabileceğini
kestirmek biraz zor olabilse de yıldızların gökyüzünde
sergiledikleri şeklin -konumuz açısından-
değişmediğini düşünürsek (-bakabilirsiniz
''tanımlamalar bölümü''-) bu şekiller arası
yönlendirmelerden kutup referansının nerede olduğu
bulunabilir ve böylelikle yön bulunabilir. Bu yöntemle kutup referansı
görünmese bile kutup referansının yönü tespit edilip seyrüseferi
mümkün kılabilir. Yandaki şekil bu açıklamaya bit
örnektir.
Enlem Bulma
Hakkında: Soldaki şekilden görülebileceği üzere Dünya
üzerinde ekvator hattında bulunan bir kimse kutup
yıldızına baktığı zaman
yıldızı ufukta görebilir. Buna karşın Kuzey
kutbundaki bir kimse ise aynı yıldızı başucu
noktasında görebilir.
Dolayısıyla, ara enlemlerde bulunanlarda kutup yıldızını bulundukları enlemin derecesine göre çeşitli açılarda görebilir. Bu seyedekutup yıldızının ufuk hattından olan yüksekliği kişiye hangi enlemde bulunduğunun bilgisini verebilir.
*Yönler : Eğer yüzümüz güneye dönük ise sağ tarafımız batı ve sol tarafımız ise doğuyu gösterir. Arkamız ise kuzeydir.
Bulutlu Bir Günde : Diyelim ki parçalı bulutlu bir günde kutup yıldızını seçemiyoruz. Ancak etraftaki diğer pekçok parlak yıldızı tanıyoruz. Böylelikle hangi mevsimde hangi saatte olduğumuz bilgisiyle hangi yıldızın nerede olduğu bilinebilir ve dolayısıyla yön bulunabilir. Ya da takımyıldızların aralarındaki şekil paternlerinden faydanılarak yön bulunabilir. (bkz. Bölüm Y.S.Ş.F.) Başka bir yöntem ise ingilizce planesphere olarak adlandırılan klavuzlu gök haritasına tarih ve zaman bilgilerini eşleştirerek gökkürenin o anki takribi şekli bulunabilir. Böylelikle bu chart üzerindeki herhangi bir gök cismi referansı ile yön bulunması mümkün olabilir...
Teknoloji'de Bu Yolda Çalışmakta!
Internetten öğrenebildiğimiz kadarı ile özellikle gece seyrüseferinde yıldızları referans olarak kullanan S/S aletlerinini yapılmaya çalışıldığını ve proje kapsamında hiçbir GPS'e bağımlı kalmadan 100 metre hassasiyetinde konum ve S/S bilgisi sağlayan bir araç yapılmasının söz konusu olduğunu bilmekteyim. (kaynak internetteki resmi bir siteden) Evet, teknoloji ilerledikçe doğal referansların, yapay uydu referansları kadar sağlam birer referans oldukları bir kere daha ispatlanmış oluyor. Ve hatta belirtelim ki yapay uyduların belli bir süre sonunda atmosferdeki sürtünme sonucu tekrar Yerküreye düşebildiğini ve GPS'lerin çeşitli sebeplerle hatalı veri yollayabildiğini ve hatta arasıra çeşitli sebeplerle çalıştırılamaması sebebiyle bugün hala birincil S/S aygıtı olarak kullanılamadıklarını da düşünürsek, yıldızların ne kadar sağlam birer referans olduğunu bir kere daha görmüş olabiliriz.
Gökyüzü, geçmişte de şimdi de TEMEL bir yön referansı olmaya devam etmiştir. Son teknoloji ürünlerde bu referansı kullanır. Yüce Rabbimiz Allah'ın sözünde bir değişme yoktur. O Rahman'dır, Rahim'dir.
24.09.2007 (orj 30 / 06 / 07 )
-----------------------------------------------------------
Kutuplarda Namaz Konusu Hakkında
Selamun Aleykum. Sizleri bazıları tararafından zaman zaman konu edilebilen bir mevzu hakkında inş Allah malumatlandırmak isteğindeyim. Konu, kutuplarda veya kutuplara yakın bölgelerde namaz kılma konusudur.
Öncelikle belirtelim. Namaz, her mekanda düzenli olarak kılınır ve hatta namaz, insan -uzayda dahi olsa- kılınır / kılınmalıdır.
Bundan başkası elbette yanlıştır.
Kutuplarda bir kişinin namaz vakitlerini takip edebilmesi hususu ise, ''saat!'' adı verilen bir aygıtla çözülebilir!.....
Ama biliyorum ki şeytan denen lanet, hem kötülüğü emredip hemde adama pabucunu tersten giydirmeye çalışır. Yine de bu
sebeplerle birkaç noktaya değinmek çarpıcı olabilir:
Bilebildiğimiz kadarıyla, eskiler 19ncu yy'a kadar(1800'lü yıllar) Kutuplara ayak basmamışilardı. Ama ''saat!'' denen aygıt çok daha öncelerden keşfedilmişti. (17nci yy'da hassas saatler kullanımda idi.)
Kutuplara ulaşabilen insanlar (kaşifler, gemiciler, denizciler, balina avcıları vs.), -Kutupları bulabildiklerine göre- yön ve zaman tayini bilgisine de haiz kapasitede kimseler olsa gerektiler. Dolayısıyla böyle kimseler namaz kılmak istedikleri taktirde bunu yapabileceklerdi.
Kutuplar normal şartlar altında insanların yaşamlarını sürdürdükleri yerler değildir. Buraları insan yaşamı için ideal şartları sağlamazlar: Kuzey Kutup Bölgesi, Güney Kutup Bölgesine göre biraz daha sıcak olabilmesine karşın buranın yaz ayları sıcaklık ortalama 0 ºC dir. Kış aylarında ise ortalama -34 ºC civarındadır. (genellikle -43ºC / -26ºC civarı) Bu gibi bölgelerde barınmanın zorluklarına ilişkin örnekler çoğaltılabilir. Dolayısıyla, kutupların insanın alışıldık tarzda yaşamını sürdürmesi için uygun yerler
olmadığını belirtebiliriz. Ayrıca, ilgili mevzununda aslen sorun veya problem olabilecek sağlam bir dayanağının olmadığını
Allah'ın izni ve lütfu ile görebiliriz.
Kendimizi Hayal Edin

Belirtilen tüm bu durumlara karşın, Allah'ın bir lütfu ve nimeti olarak verdiği insanoğlu keşiflerinin yanımızda olmaksızın Kutuplar'da
veya Kutuplara yakın bölgelerde bulunduğumuzu varsayalım. Dolayısıyla, iglo evimizin içerisinden, Güneş ve yıldızlara bakarak günlük
namaz vakitlerini belirleyebiliriz. Önce İglo evimizin etrafına yönler işaretlenir. Sonra da Güneş 6-ay-gündüz periyotlu dilimi içerisinde gözlemlenir. Güneş (İglo evinizin) sizin etrafınızda 24 saatlik periyodu ile bir saat gibi döner. .Dolayısıyla, Güneşin istikametine göre salat / namaz vekti belirlenebilir.

Eğer Kutup bölgesinde değil ama Kutup Bölgesine yakın bir bölgede yaşıyor iseniz, yön bilgisi de bilmeye ihtiyacınız yoktur.
Güneşin ufuktan yüksekliğini tayin edilirse, namaz vakitleri de bu şeklide tayin edilebilir.Ama elbette yön bilgisi sizi teyit edebilir ve size zamanı daha iyi hissetmenize yardımcı olabilir. .şema'dan ilgili durumlar görülebilir.
6-ay-gece günleri periyodlarında da durum aynadır. Gökyüzündeki tüm yıldızlar birer dönen referanstır. Ve yukarıda ki örnekteki Güneşin yerini (günlük bir derecelik fark ile) yıldızlar alır.
Kutup bölgesindeki ufuk hattının
üzerindeki yıldızlar (-kutuplara özel bir durum olmak üzere-)
-insanın günlük algılama sınırları dahilinde-
hep bu ufuk hattının üzerindeki belli bir izi / hattı takip
ederler. Bu sebeple bu yıldızlara Dünyanın Kutuplardaki
dönüş ekseninin etrafında dönmeleri (dolayısıyla
burada sizin etrafınızda) sebebiyle de circumpolar
adı verilir.
Dolayısıyla yerden referanslarla eşleştirilebilecek her bir yıldız size bir zaman referansı / belirleyicisi olabilir.
İlkbahar aylarında Güneş ışığı da size ek bir zaman referansı da olabilir. Ve hatta size yön tayin etmekte de yardımcı olabilir.....
Öte yandan, başka bir noktaya da dikkat çekelim.: Güneşin doğmadığı veya Güneşin batmadığı bölgeler 63,5 derece enleminden itibaren başlar ki bu enlem de yılın sadece bir gününde 24 saat gündüz veya 24 saat gece yaşanır. Bunun altındaki enlemlerde 24 saatlik gündüz veya gece yaşanmaz. 63,5 derece enlemine kuzeyde Kuzey Kutup Dairesi, güneyde ise Güney Kutup Dairesi adı verilir.
Bu dairelerden Kutuplar bölgesine doğru yaklaştıkça günler uzar ve Kutuplar bölgesinde 6-ay-gündüz ve gece periyoduna kadaruzanır.

Bununla beraber, bu enlemlerin ötesinde ki böylesi yersel kütleler öylesine kısıtlıdır ki, Kanada, Rusya, Norveç, İsveç ve
Finlandiya'nın çok ufak bölümleri ile Görnland haricinde (63,5 derece ötesinde) hemen hiç karasal coğrafya bulunmamaktadır. Ve
Kuzey Kutbunda ise hi. Karasal coğrafya bulunmamaktadır. Öte yandan, bu coğrafyalarda özel görev adamları dışında neredeyse hiç insan bulunmamaktadır. Güney Kutbunda ise 63,5 derece güneyinde sadece Antartika bulunmakta olup burası da normal koşullarda bir insan populasyon alanı değildir. Antartika dışında, başka büyük ve yakın bir karasal kütle bulunmamaktadır. Durumu
görmek için harita örneğine bakabilirsiniz.
Dolayısıyla, görebildiğiniz gibi, Kutuplarda namaz kılma bahsinde geçen mevzunun aslen bir dayanak noktası bulunmamaktadır.
Durum pekçok zaman bir propagasyon sayılabilir (ve bazen) kafaları karıştırmak için bir fitne olarak değerlendirilebilir.
Dolayısıyla, Allah'tan diler ve umut ederiz ki, O bizi şeytanın vesvesesinden korur ve bizi Dosdoğru Yol'unda tutar.
Çeviri tarifi 03.02.2008 (orj 30.01.2008)
-----------------------------------------------------------
Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla
Kur'an ve Doğal Yön Referanslarının Önemi Hakkında
Nahl Suresi(16) Ayet 15 ve 16 'da belirtilen referans doneleri hakkında tefekkur edelim inş Allah: Ayetlerde yer şekillerinin, yolların ve nehirlerin yön bulmada kullanılmasına ilişkin yapılan atıfın önemine değinelim. Yıldızların yön bulmada ne kadar sağlam bir referans olduklarını ve yön bulmadaki en temel referans kaynağı sayılabileceğini daha önce belirtmiştik. Bu nedenle, bu yazıda sadece başka referanslara değinelim. Eski bir pilot olarak(ta) ayette belirtilen donelerin ne derece önemli bir yön bulma referansı olduğunu belirtmeliyiz. Bir örnekle size durumu izah etmeye çalışayım inş Allah: Havada yalnız başına bir pilot olduğunuzu ve bulutlu bir havada yerinizi / yönünüzü yer şekillerine bakarak tayin etmeye çalıştığınızı farz edin. Önce nerede uçuyor olduğunuzu bilmeniz gerekebilir. Bunu seyrüsefer yardımcı cihazları ile yapmayı düşünebilirsiniz. Ancak bulunduğunuz mevkide seyrüsefer cihazınızın bir arızası bulunduğunu veya çeşitli sebeplerden dolayı böyle bir imkanınızın olmadığını düşünün. Dolayısıyla tek referans size etrafınızdaki çevresel ortam kalabilir. Amacımız nerede olduğumuzu keşfetmek olduğu için ve yerel bir bölgede uçuş yaptığımıza göre gökyüzü de bu konuda bize yardımcı olamayabilir. (Görülebiliyorsa Güneş, bizlere yön tayin etmede yardımcı olabilir.) Dolayısıyla işimiz, yeryüzü şekillerinden bildiğimiz bir yer bulmaya ve / ya da bir referans noktasını harita üzerinde bir yerle çakıştırmaya çalışmak olabilir. Bu durum sanıldığı kadar kolaydeğildir. Bir nirengi arayışına girersiniz. Gerek yüksek, gerek alçakta uçuş yapıyor olun, sizler açısından değişmeyebilecek nirengiler belli sayılır : Dağlar, nehirler ve yollar! Evet tamda ayette bahsedildiği gibi. Şimdi işimizi kolaylaştıralım ve alçak uçuş yapan bir uçakta ya da helikopterde yön bulmaya çalıştığımızı düşünelim. İşte size birkaç fotoğrafla örnek. Sanırım bu fotoğraflar uçtuğumuz ya da seyahat ettiğimiz yerin neresi olduğunu seçmekte bize nasıl bir ana referans teşkil edebileceğini tahayyül edebilirsiniz. Şimdi işimizi kolaylaştıralım ve alçak uçuş yapan bir uçakta ya da helikopterde yön bulmaya çalıştığımızı düşünelim. İşte size birkaç fotoğrafla örnek. Sanırım bu fotoğraflar uçtuğumuz ya da seyahat ettiğimiz yerin neresi olduğunu seçmekte bize nasıl bir ana referans teşkil edebileceğini tahayyül edebilirsiniz.


Teknoloji ne kadar
gelişmiş olursa olsun uçuşlarda da temel referans görerek
uçmaktır.
Aynı durumun oryantrik, trekking,
dağsporları ile uğraşan kimseler içinde geçerli
olduğunu söyleyebiliriz. Zira dağda ya da arazide yön bulmaya
çalışan kimseler gayet iyi bilirler. Burada da -aynı
havadaki gibi- elinizdeki harita ile arazi yapısını
birbirine denkleştirmeye çalışırsınız ve
burada da ana referans nirengileriniz arasında yine yollar, nehirler,
dağlar ve tepeler başta gelir ve yerine göre bir çınar
ağacı veya barınakta bir nirengi olabilir..(bkz. Yandaki
resimler.)
Yani kısaca seyüseferin veya yerde seyahatin / seferin temelleri aynıdır ve gerek yerinizi tespitte ve gerek yolunuzu takipte önceliklireferansımız ayette belirtilen donelerdir.
Bizlere nice kolaylıklar bahşeden Yüce Allah'a sayısız şükürler edelim inş Allah...
24.09.2007/(orj*)
-----------------------------------------------------------
İsrafa Karşı Bazı Önlem Önerileri
İsraf, Kur'an-ı Kerim'de şeytani bir amel olarakta tanımlanmiştir. Konu ile ilgili şu ayetler incelenebilir.
En'am Suresi(6) Ayet 141 Sayfa 145,
Araf Suresi(7) Ayet 31 sayfa 153,
Furkan Suresi(25) Sayfa 364'te son ayet.
Şimdi bu kötü davranıştan en uzaklara gidebilmek için alabileceğimiz bazı önlemlere örnekler:
Yukarıdaki ve daha nice Kur'an ayetinden anlaşılabileceği üzere:
''Gereksiz tüketmemek. İhtiyaç yoksa almamak. Fazlalık oluşmuşsa, heba etmemek / değerlendirebilmek / verebilmek / paylaşabilmek.'' bir yaşam tarzı olabilmelidir ki ''İyi''ye erişebilelim.
Su Tasarrufu ve Çevreyi Koruma Hakkında
Yeryüzünün yüzde 70'i suyla kaplı olmasına karşın, bunun yüzde 97'sinin deniz suyu olduğu söylenmektedir.Enerji
•Tasarruflu ampul, floresan, led ampul vs. yeni teknoloji ışıklandırma yöntemlerini tercihe yönelemek gereklidir.